Yoksulluk ve Çocuklar Üzerine Etkileri (1)
Küreselleşme yoksulluğu arttırıyor; yoksulluk en çok çocukluk döneminde hissediliyor. Çocuğun fiziksel, duygusal ve entelektüel gelişimi yoksulluk yüzünden zarar görüyor. Hatun, Etiler ve Gönüllü: "Türkiye'de de artan yoksulluk ve etkileri önlenebilir".
millipediatri.org
29/05/2004
BİA (Kocaeli) -
Gelir, sağlık durumunun en önemli belirleyicilerinden birisi. Dünya Bankası
raporlarına göre, dünya nüfusunun beşte biri uluslar arası yoksulluk
sınırlarının altında yaşıyor.
Toplumda yoksulluktan etkilenen en duyarlı grup ise, çocuklar. Türkiye'de de
giderek artan gelir eşitsizliği sonucu, yoksulların sayısı giderek artıyor.
Gerekli yasal düzenlemelerle, yoksulluğun çocuklar üzerindeki kalıcı etkilerini
ortadan kaldırmak, mümkün.
Yoksulluk, yalnızca ekonomik anlamı olan bir terim değildir, ama güncel
literatürde yoksulluk ölçütü olarak kişi başına günlük gelir miktarı
kullanılıyor. (1)
Dünya Bankası kişi başına günlük 1 dolar kazancı "uluslararası yoksulluk sınırı"
olarak kabul ediyor. Bu sınıra göre belirlenen yoksulluğa "gelir yoksulluğu"
deniyor; su, beslenme için gerekli en az kalori ve çocukların okula
başlayamaması gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması "temel gereksinim
yoksulluğu", bütün gelirin besin için harcandığı ve buna karşın yeterli
besin sağlanamadığı durum ise "ağır yoksulluk" olarak tanımlanıyor.(1)
Bu rapora göre dünya nüfusunun beşte biri günde kişi başına 1 dolardan daha
az, 2.5-3 milyarı ise günde 2 dolardan daha az gelire sahip. Dünya Sağlık
Örgütü'nün (DSÖ) 2002 Sağlık Raporuna göre, en büyük hastalık yükü yoksul
ülkelerden veya ülkelerin yoksul kesimlerinden kaynaklı olarak belirtiliyor.
Yakın zamanda yayınlanan, DSÖ'nün küresel ve bölgesel ölçekte hastalıkların
ortaya çıkmasına neden olan temel risk faktörlerini inceleyen araştırmasında
"çocuk ve annelerin düşük ağırlıklı olması" en önemli risk faktörü olarak
belirleniyor. (2,3)
Çocukların yoksulluğu
Bazı yazarlar, çocukların geliri olmadığı için "yoksul" sayılamayacağını
belirtseler de "çocuk yoksulluğu" (child poverty), günümüzün en can
yakıcı sorunlarından birisidir.
Hiç kuşku yok ki, çocukların yoksulluğu hemen daima ailenin yoksulluğuna
bağlıdır ve bunun da en önemli nedeni işsizliktir(4). UNICEF'in yayınladığı "Dünya
Çocuklarının Durumu 2001" raporuna göre, "Yoksulluğun pençeleri bir aileye
uzandığında, bundan en çok etkilenen, en çok zarar görenler; yaşama, gelişme ve
büyüme hakları riske atılanlar, o ailenin en küçük üyeleridir. Günümüzde
gelişmekte olan ülkelerde doğan her 10 çocuktan dördü aşırı yoksulluk içindeki
bir dünyaya gelmektedir. Çocuk haklarının yaygın bir biçimde ihlali de temelde
gene yoksulluktan kaynaklanmaktadır"(5).
Bir başka deyişle yoksulluk arttıkça evde paylaşılan besinler de azalır ve
yoksulluk en çok annelerle, küçük bebekleri çaresiz bırakır. UNICEF'e göre,
yoksulluk çocukların hem bedenlerini hem de zihinlerini tahrip eder ve sonuçta
yoksulluk daha sonraki kuşaklara geçerek bir "kısır döngü" oluşturur. Bu nedenle
de yoksulluğun önlenmesine çocukluk çağında başlanmalıdır(1).
Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde yaşayan çocukların yüzde 40'ı (yaklaşık
500 milyon çocuk) günde 1 doların altında bir gelire sahiptir ve yoksulluk
milyonlarca çocuğun ölümüne yol açtığı gibi, daha fazla sayıda çocuğun okula
gidememesine, hastalanmasına veya "çocuk işçi" olarak yaşamını sürdürmesine
neden olmaktadır.
Oysa, küresel gelirin yüzde 1'iyle (yaklaşık 80 milyar dolar/yıl) bu çocukların
yoksulluktan kurtulmasını sağlamak olanaklı olduğu belirtilmektedir(6).
UNICEF, çocuk yoksulluğunun göstergesi olarak, bebek ve çocuk ölüm oranlarını,
beş yaş altındaki düşük ağırlıklı veya kısa boylu çocuk oranını, temiz içme
suyuna ulaşan nüfus oranını, yeterli temizlik ve sağlık bakımını, tam aşılı
çocuk oranını ve son olarak ilköğretime başlayan çocuk oranını kabul
etmektedir(1,6).
Yine UNICEF'e göre, "Yoksulluğun tek bir göstergesi yoktur ve bu nedenle
nicel terimlerle ifadesi her zaman kolay değildir. Tek başına gelir düzeyi
anlamında bir yoksulluk tanımı, yoksulluğun örneğin ayrımcılık, toplumsal
dışlanma ve saygınlığın yitimi gibi yönlerini dikkate almaz".
Yoksulluk çocukların hem biyolojik hem de zihinsel potansiyellerini olumsuz
etkiler.
Bir hüzün ve paradoks olarak açlığa uyum
Açlık karşısında "direnen" çocuk bedeninin en hüzünlü dönemi uzayan açlığa uyum
dönemidir. Bu dönemde her şey yavaşlar ve organizma kendisini bir tür "kış
uykusu" olarak tanımlanabilecek "hüzünlü" bir döneme sokar. Bu dönem "biyolojik
bir depresyon" olarak da tanımlanabilir.
Enerji yetmeyince birçok dokudaki "insülin reseptörü" daha az çalışır ve
organizma bu sayede tasarruf ettiği glukozu beyine göndermeye çalışır(7). Bu
dönemde esas itibarıyla "tasarruf" ilkesi geçerlidir; başta büyüme ve
metabolizma olmak üzere her şeyden tasarruf yapılmaya çalışılır.
Uzun süreli açlık çeken organizmada bütün bunlar çıplak gözle görülebilir; çünkü
insan organizmasındaki "büzülme" hem boy kısalığına (bodurluk) yol açar hem de
insan davranışlarına yansır. Bu nedenle bazı yazarlar "Yoksul bedeni aynı
zamanda ezik, kısıtlanmış, kendi kendini inkâr etmek isteyen bir bedendir"
demektedir(8).
Azla yetinen organizmanın tek handikapı bu değildir; son yıllardaki araştırmalar
uzun tarihsel dönemler boyunca az besinle yetinmeye uyarlanmış bir genotip
taşıyan insan biyolojisinin, insan bedenlerini bir tüketim aygıtına dönüştürmeye
çalışan yaşam tarzı karşısında çaresiz kaldığını göstermektedir.
Bu süreci anlamak için "azla yetinen" çöl farelerinden edindiğimiz bilgilere
ihtiyacımız vardır. Son yıllarda çöl fareleri (bu fareler Psammomys obesus
olarak isimlendiriliyor) üzerinde yapılan araştırmalarda, uzunca bir süre az
yiyecekle yetinen ve bu nedenle de "azla yetinen genotipe" (thrifty genotype)
sahip olan farelerin, laboratuvar ortamında yoğun kalori içeren besinlerle
beslendiklerinde şişmanlık, daha önemlisi ise tip 2 diyabete yakalandıkları
gösterilmiştir(9,10).
Bu bulgu, hem kronik açlığın paradoksal bir sonucudur hem de "uygarlığın" insan
biyolojisi üzerindeki tahrip edici etkisine bağlıdır. Bu nedenle şimdi dünyanın
yoksul bölgeleri, bulaşıcı hastalıklardan sonra, sıklığı giderek artan
şişmanlık, diyabet ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalık dalgası
ile boğuşmak zorunda kalmaktadır.
Yoksulluk ve beslenme yetersizliği
Her insanın bir ışığı vardır ama, çocuklardan yayılan ışık daha gür ve tazedir.
Çünkü, çocuklar her sabah güne vücutlarına ve zihinlerine eklenen yüz binlerce
yeni hücre ile başlarlar. Hem büyüme (niceliksel artma) hem de gelişme (çocuğun
yetenek kazanması) için, çocuğun genlerinde mevcut olan potansiyellerin
gerçekleşmesini sağlayacak bir ortama ihtiyaç vardır. Böyle bir ortamın en
önemli bileşenleri beslenme ve sağlıklı bir annedir.
Yoksulluğun çocuklar üzerindeki en bilinen ve en sık görülen etkisi beslenme
yetersizliğidir. Yoksulluk, eve giren besinlerin yetersizliğine, ev içi
stres ve annenin kronik yorgunluğu nedeniyle anne sütünün erken kesilmesine,
annenin beslenme yetersizliğine ve bebeklerin düşük doğum ağırlıklı olmasına,
sağlıksız fiziksel ortama ve yetersiz sağlık hizmetine neden olarak çocuklardaki
beslenme yetersizliğinin temel belirleyicisi olarak rol oynamaktadır.
Yoksulluk annelerin eğitimsizliği yoluyla da beslenme yetersizliğine katkıda
bulunmaktadır (11,12). DSÖ 2002 Sağlık Raporu'ndaki analizlere göre bütün
bölgelerde yoksulluk arttıkça düşük ağırlıklı çocuk oranının da arttığına dikkat
çekilmektedir (2). DSÖ, dünyadaki beş yaş altındaki çocukların yüzde 27'sinin
ağırlığının yaşına göre düşük olduğunu ve bunların da büyük bir kısmının
gelişmekte olan ülkelerde yaşadığını tahmin etmektedir.
Uzun dönemli açlığın önemli bulgularından birisi boy kısalığı ve gelişme
gecikmesidir, bu nedenle de çocuklardaki boy kısalığı (bodurluk) kronik beslenme
yetersizliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir(13). Beslenme durumunun
kötü olmasının immün sistem üzerine olumsuz etkileri saptanmıştır(14). Bu durum
başta ishal, pnömoni gibi öldürücü hastalıklar olmak üzere enfeksiyon
hastalıklarının ortaya çıkması için zemin hazırlamaktadır.
Yoksul evlerdeki bebeklerin hem beslenme yetersizliği hem de kötü fiziksel
koşullar nedeniyle menenjit, orta kulak enfeksiyonları, soğuk algınlığı, idrar
yolu enfeksiyonu, çeşitli parazit hastalıkları gibi enfeksiyonlara daha
sık yakalandıkları ve enfeksiyonların bu çocuklarda daha şiddetli seyrettiği
bilinmektedir(15). Sonuçta da enfeksiyon hastalığı nedeniyle beslenme durumu
bozulmaktadır.
Beslenme yetersizliği olan bebeklerde enerji ve protein yetersizliğinin yanı
sıra iyot, demir, A vitamini ve çinko gibi mikronütrient eksikleri de sık
görülmektedir. Bunların arasında demir eksikliğinin hem sık görülmesi hem
de kalıcı bozukluklara neden olması bakımından özel bir önemi vardır.
Demir eksikliği, beslenme yetersizliğine sıklıkla eşlik ettiği gibi kendisi
iştahsızlığa yol açarak beslenme yetersizliğini derinleştirmektedir. Hem
köylerde hem kentlerde yoksul evlerin bebeklerinin en önemli özelliği toprak,
kül, kömür, kum gibi besin olmayan maddeleri yemeleridir.
DSÖ'ye göre hem bebeklerdeki hem de başta kadınlar olmak üzere erişkinlerdeki
demir eksikliği dünyada yılda 800 milyon ölüme yol açmaktadır(3).