Dilek EROL – Okul Öncesi Öğretmeni

Fiziksel istismar çocukların ailesi tarafından gerçekleşebileceği gibi çocuğun bakımından sorumlu okul,vb.  kurumlar tarafından da gerçekleşebilmektedir. Fiziksel istismarı kapsayan olaylar tokat atma, yumruk atma, itip-kakma, sarsma ve çimdikleme olabildiği gibi kimi zaman her hangi bir materyalle (kemer,kayış,sopa,ev eşyası) de gerçekleşebilmektedir. Uygulama şekline göre yaralanmalar çocuğun ölümüne kadar varabilmektedir.

 

Aşağıdaki araştırma Haziran 2004 yılında okullardaki fiziksel istismarı tanımlamaya yönelik yapılmıştır.

 

Araştırma grubunu Tekirdağ ili Şarköy ilçesinde 7 ilköğretim   ve  3 ortaöğretim okullarında görev yapan 104 öğretmen oluşturmaktadır.

 

Araştırma sonuçları öğretmenlerin 18 sorundan oluşan ankete verilen cevapları ile oluşturulmuştur.

 

Araştırmaya katılan  öğretmen sayısı            : 104

 

  1. Araştırmaya katılan öğretmenlerin hizmet yılı dağılımı ;

 

  1. Dersliklerdeki öğrenci sayısı fazla mı?

Eğitimde kalitenin yükselmesi bazı koşulların iyileştirilmesiyle mümkündür. Eğitim sistemimizdeki düzeltilmesi gereken durumlardan birisi de dersliklerdeki öğrenci sayısının fazlalılığıdır. Öğrenci sayısının çok olması öğretmenin çocuklara ilgisinin bölünmesi ile doğru orantılı bir kavramdır. Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke olmasına rağmen eğitime ayrılan bütçe her zaman ihtiyacın çok altında kalmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %72’sinin sınıflarındaki öğrenci sayısını fazla olduğunu ifade etmesi ortadaki sorunun ciddiyetini ortaya koyar niteliktedir.

  1. Ders programı içeriği öğrenci seviyesine uygun mu?

 

 

Araştırmaya katılan öğretmenlerin  % 62’sinin programın öğrenci seviyesinin üstünde olduğunu ifade etmiştir.

Bilindiği gibi eğitim programımız tek merkezden hazırlanıp tüm coğrafyaya uygulanan bir programdır. Çevresel ve bölgesel koşullar, merkezden hazırlanan programın uygulanmasında veya uygulamanın istenilen başarıya ulaşmasında farklılıklara sebep olmaktadır.

Ayrıca öğrenci,veli ve öğretmenlerin her zaman ifade ettiği programın yoğunluğu olmuştur. ÖSS, LGS vb sınavlara kilitlenen öğrenciler ciddi bir bilgi depolanması ile ezberci bir yöntemle sınavlara hazırlanmaktadır.

 

  1. Okulunuzda yöneticilerinizden yeterli motivasyonu alıyor musunuz?

 

Motivasyonun okulda öğretmen-öğrenci, öğretmen-öğretmen ve öğretmen-yönetici arasında olması; bireylerin okuldan keyif almasını, beklenen verimi ve niteliğinin artmasını sağlar. Araştırmada üstlerinden yeterli güdülenme alamadığını ifade eden payda neredeyse grubun yarısını işaret etmekte olup, rahatsız edici bir orandır.

 

  1. Mesleğiniz sizi maddi yönden tatmin ediyor mu?

Türkiye’de yaşanan toplumsal sorunların çözümünde gerek halkın gerek akademisyenlerin gerekse devletin eğitimi işaret etmesi Türkiye’deki eğitime ayrılan bütçeyle kıyaslandığında çelişen bir durum söz konusudur. Ülkemizde 1/9 kademesindeki bir öğretmenin maaşı 600.650.000 TL. olup, öğretmenin geçimini sağlamasına, refah bir yaşam kurmasına, kendini geliştirmesine engelleyicidir. Grubun %85’in maddi yönden tatmin olamadıklarını ifade etmiştir.

            Ülkemizdeki öğretmenlerin aldığı ücret dünyanın başka ülkelerindeki meslektaşlarıyla karşılaştırıldığında ortada kapanması zor bir uçurum olduğu görülecektir. Türkiye’nin dünyadaki saygınlığı eğitime ve eğitim emekçisine gösterdiği duyarlılıkla paralel olarak artacaktır. Şuan ki durumun iç açıcı olmadığı ortadır. Diğer ülkelerdeki meslektaşlarımıza Tayland 2 kat, Malezya 3 kat, Yunanistan 4 kat, Yeni Zelanda 5.5 kat, İsviçre 10 kat ücret ödemektedir. (www.egitimsen.org)

  1. Mesleğinizi seviyor musunuz?

 

Bireyin tercih ettiği ve sevdiği işte çalışması şüphesiz çok önemlidir. Bireyin mesleğini sevmesi önce kendisinin mutluluğunu daha sonra mesleğinde iletişimde bulunduğu bireylerin mutluluğunu sağlayacak bir özelliktir. Öğretmenlik mesleği sabır, emek gerektiren bir meslektir. Bir çok zaman verici konumdasınızdır. Yaşanan bir çok sıkıntıya dayanma gücünü veren meslek aşkıdır. Fakat öğretmenlik mesleği bir dönemde ülkemizde “Hiç olmazsa öğretmen olurum(sun)” mantığıyla karşı karşıya kalmıştır.

Araştırmaya katılan öğretmenlerin %97’sinin mesleğini sevdiğini ifade etmiştir. %3’lük kesimin emek ve sabır gerektiren oldukça hassas bir meslekte görev yapıyor olmaları düşündürücüdür.

 

 

  1. Mezun olduğunuz okuldan meslek eğitimi üzerine yeterli bilgi donanımına sahip olarak ayrıldığınızı düşünüyor musunuz?

 

 

Eğitim fakülteleri öğretmen adaylarının eğitiminden sorumlu fakültelerdir. Eğitim fakültelerinde farklı bölümlerin olmasına rağmen formasyon dersleriyle öğretmenlik mesleği hakkında ortak dersler alınmaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %53’u yani yarısından fazlası mezun olduğu okuldan yeterli bilgi donanımıyla mezun olmadıklarını ifade etmiştir. Bu eğitimde kalite sorunun temeline inmemizi sağlayan bir veridir. Türkiye’de eğitim fakültelerinde nitelik ve nicelik açısında yeterli mi? sorusu cevaplanması gereken bir sorudur. Aşağıda Eğitim-Sen’in 16 Mart 2004 tarihinde basına duyurduğu eğitim fakültelerinin niteliği üzerine araştırmadan aldığım bir bölüm sorunun kaynağını ifade edici niteliktedir(www.egitimsen.org). 

Türkiye Genelinde Eğitim Fakültelerinde Bir Elemanı ve Profesör ile Doçente Düşen Öğrenci Sayısı
 

Türkiye Genelinde Bir Öğretim Üyesine/Elemanına Düşen Öğrenci Sayısı

35

Türkiye Genelinde Bir Profesöre Düşen Öğrenci Sayısı

422

Türkiye Genelinde Bir Doçente Düşen Öğrenci Sayısı

677

Türkiye Genelinde Bir Yrd. Doçente Düşen Öğrenci Sayısı

137

Diğer Öğretim Elemanlarına Düşen Öğrenci Sayısı

57

 

Eğitim Fakültelerine İlişkin Bazı İstatistiki Bilgiler

  30 Eğitim Fakültesinde Doçent yok.

  19 Eğitim Fakültesinde Profesör yok.

  14 Eğitim Fakültesinde Profesör ve Doçent yok.

  50 Eğitim Fakültesinde Kadın Profesör yok,

  51 Eğitim Fakültesinde Kadın Doçent yok,

  41 Eğitim Fakültesinde Kadın Profesör ve Doçent yok.

Bazı Ülkelerdeki, Eğitim Fakültelerinde Öğretim Üyesi / Elemanı Başına Düşen Öğrenci Sayısı

 

Ülke

Öğrenci Sayısı

Almanya

8

Avusturya

9

Belçika

10

Hollanda

10

Polonya

10

Japonya

10

İsviçre

12

Singapur

12

Slovenya

13

ABD

14

İngiltere

14

Hong Kong

14

Finlandiya

16

Yunanistan

16

İspanya

17

Norveç

17

İrlanda

19

Kore

20

Portekiz

20

Kanada

23

Macaristan

23

Fransa

25

Türkiye

35

 

  1. Okulda öğrencinize hiç fiziksel şiddet uyguladınız mu?

 

Dayağın çocuk eğitimde kullanılması hele bunun okullarda kullanılması eğitimin felsefesi ile çelişmesine rağmen %71 gibi ciddi bir oranda uygulandığını ifade etmesi kaygı vericidir. Araştırmaya katılan 104 öğretmenden; 46 erkek öğretmenin, 26 kadın öğretmenin şiddete yöneldiği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu durumun yaşanan ataerkillikle bağlantılı olabileceği düşünülmektedir.

  1. Dayağın çocuk eğitiminde geçerli olduğunu düşünüyor musunuz?

 

 

Dayağın çocuk eğitiminde geçerli olduğunu düşünenler grubun %43’üdür. Bu oran %71’lik içinde %43’ünün fiziksel istismarı bir yöntem(!) olarak kullandığını düşündürmektedir. Bu durum endişe verici olup, öğretmenin bilgi yetersizliğinin bir diğer göstergesidir.

 

  1. Fiziksel şiddete yönelim sıklığınız?

 

 

 

Tablo araştırmaya katılan okullarda yaşanan şiddet olaylarının yaşanma sıklığını ifade etmektedir.

 

 

  1. Fiziksel şiddete yönelim şekliniz?

 

 

 

Araştırmada en çok tokat atmanın daha sonra kulak çekme, saç çekme ve tebeşir fırlatmanın yaşandığı görülmüştür. Diğer özellikle bağırma olarak ifade edilmiştir.

 

12. Dayağa yönelim nedenleriniz?

 

a. Öğrencinin derse dikkatini vermemesi

b. Derste arkadaşlarını rahatsız etmesi

c.Derste ilgimi dağıtacak davranışlar sergilemesi

d. Öğrencinin verilen ödevini yapmaması

e. Öğrencinin verdiğim görev ve sorumluluğu yerine getirmemesi

f. Öğrencinin şahsıma hakaret etmesi

g. Öğrencinin saygısız tavır ve tutumları

h. Öğrencinin okul materyallerine zarar vermesi

i. Okul dışında yaşadığım sıkıntılar sonucu yaşadığım stres

j. Diğer.....

 

Araştırmanın çarpıcı bölümünü  öğretmenlerin dayağa yönelim nedenleri oluşturmaktadır. Araştırmaya göre öncelikle derste arkadaşlarını rahatsız eden öğrencinin öğretmeni en çok rahatsız eden durum olup, şiddete yönelmesi için yeterli görülmektedir.

Öğrencinin saygısız tavır ve tutumları öğretmenler için şiddet uygulama sebebidir. Saygısız davranışlar gösteren öğrenciyi döven öğretmenin öğrenciye nasıl bir saygı göstermekte ve nasıl örnek olduğu tartışılması gereken bir durumdur.

Öğrencinin öğretmene hakaret etmesi öğretmeni rahatsız eden bir diğer durum olup, öğrencinin kendisine hareket eden olduğundan karşı tarafı dövebileceği konusunda model oluşturmaktadır.

Okul materyallerine zarar veren öğrenciye araştırmaya göre öğretmeni tarafından fiziksel şiddet uygulanarak bir çeşit zarara uğratılmaktadır.

Derse dikkatini veremeyen öğrencinin, ilgi ve isteklerinin çekememesi bir suç olarak görülüp, dayakla cezalandırıldığı görülmüştür.

Öğretmenin okul dışında yaşadığı problemler öğretmeni sınıf içinde şiddete yönelmesine sebep olmaktadır. Bu durum savunma mekanizmalarından yön değiştirmeyi işaret etmektedir.

 

 

 

13.Öğrencinize vurduktan sonra pişmanlık duydunuz mu?

 

Grafik 12’te sayılan sebeplerden bir veya birkaçı neticesinde öğrencisine fiziksel şiddet uygulayan öğretmenlerin %15’i bu durumdan rahatsızlık duymamakta olması ortadaki sorunun ciddiyetini aktarmaktadır. Pişmanlık duymadığını ifade eden bu kişiler muhtemelen çocuk hakları konusunda bilinçsiz olup, yaptığının sonuna kadar “haklı” olduğunu düşünmektedir.

14.     Pişmanlığınızı nasıl ifade ettiniz?

 

 

Pişman olan öğretmenlerin %40’i sınıf içinde öğrencisine görev vererek hatasını telafi etmeye, gizli bir özür dileme yolunu seçtiği görülmektedir. %30’u pişmanlığını özür dileyerek ifade etmiştir. % 23’u ise her hangi bir şey yapmaması yanlışın üzerine yanlış eklenmesidir. %5’i ise yaşanan bu durumda sınıfı terk etmiştir.  %2’si ise vermiş olduğu tepkinin çocuğa yönelik olmadığını davranışını yönelik olduğunu ifade etmiştir.(!)

 

15.     Davranış eğitiminde uygulamalarda etkinlik derecesine göre sıralanması

Yukarıdaki veriler öğretmenlerin çocukların davranış eğitimi ve yaşanan sorunların çözümünde kullandıkları yöntemleri ifade etmektedir.  Tablodan da görüldüğü gibi öğretmenlerin ilk olarak öğrenci ile konuşmaya yöneldikleri görülmektedir. Görüşmeden sonra ödüllendirme ve aile ile görüşme gelmektedir. Her okulda bulunmayan rehberlik servisi kullanılan diğer çözüm yöntemidir. Ceza verme sayılan çözüm yöntemleri ile çözülemediğinde kullanılan bir yöntemdir. Müdür-müdür yardımcısı ve disiplin kuruluna gönderme gibi sorunun üçüncü şahısların çözmesini bekleme yine kullanılan bir yöntemdir. Tabloda da görüldüğü üzere dayak halen etkisinin yanlış bilinmesi üzerine kullanılan bir disiplin yöntemidir. Dayak ile çocuklarda istenilen davranış değişikliklerine ulaşmaya çalışmaktadır.

Oysa araştırmalar dayağa baş vurmayan okullarda disiplin sorunlarının hiçte öteki okullarda fazla olmadığını göstermiştir. Çünkü dayaktan vazgeçmek disiplinden vazgeçmek demek değildir. Kimi araştırmalar da dayağa sıklıkla başvuran okullarda suçlu çocuk oranlarının arttığını göstermiştir. Fiziksel ceza ile sürekli cezalandırılan davranış daha sonra eskisinden de şiddetli olarak geri tepebilmektedir. Kendileri şiddeti bir erdem sayıldığı çevrelerden gelen çocuklara için dayak korkulacak, utanılacak bir ceza değildir. ( Prof. Dr. Mine TAN, Öğretmen Dayağı,  Çocuk İstismarı ve İhmali, Pelin Yayınevi, Ankara, 1999.

16.     Sınıfta en çok kullandığınız öğretim yöntemi hangisidir?

 

 

Araştırmaya katılan öğretmenlerin %41’inin en çok kullandığı yöntem soru-cevap yöntemidir. %25’i sunuş yöntemini kullandığını ifade etmiştir. Öğretmen grubunun çeyreğinde kullanılan bu yöntemin en önemli sakıncası öğrencinin pasif bir dinleyici olarak 40 dakika boyunca pür dikkat derse ilgisini toplamasının beklenmesidir. Bu her anlamda imkansızdır. 40 dakika boyunca pasif duramayacak olan öğrenci ders boyunca gerek arkadaşlarıyla ilgilenecek gerek derse ilgisi dağılacak gerekse de öğretmenin ilgisini dağıtabilecektir. Bu da sınıf içinde çatışmaları doğuracaktır. Grubun %17’si buluş yoluyla öğretimi %16’sı ise araştırma yoluyla öğretimi kullanmaktadır.

 

Öğretmenlik mesleğini oluşturan üç temel vardır. Genel kültür bilgisi, meslek bilgisi ve alan bilgisidir. Meslek bilgisinin temelini gelişim psikolojisi, disiplin, sınıf yönetimi, öğretim yöntem ve teknikleri ve planlama-değerlendirme gibi alanları içerir.

Aşağıdaki grafiklerde araştırmaya katılan öğretmenlerin belirtilen konularda kendilerini değerlendirmesidir.

 

 

 

Disiplinin tanımı çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Disiplinli bir öğretmen çatık kaşlarını koruyan ve sınıf içerisinde sessizliğin hüküm sürdüğü sınıflara sahip olunduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla öğretmenlerin özellikle disiplin ve disiplin yöntemleri konusunda yeterli bilgiye sahip olması gerekir. Oysa sadece %67’lik bir payda kendisini bu alanda yeterli hissetmektedir.  Disiplin konusunda yeterli bilgi donanımına sahip olmayan kişinin, yanlış bilinen bir kavram olan dayak gibi geleneksel disiplin yöntemine yönelmesine sebebiyet verecektir. 

 

 

Öğrencilerin her türlü gelişim alanlarını bilen öğretmenin sınıftaki başarısını, öğrencilerinin mutluluk ve başarısının şüphesiz arttırıcı bir niteliktir. Fakat araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %62’si  bu alanda kendini yeterli hissetmektedir.

 

Her sınıfın kendi ait özellikleri bulunmaktadır. Bunun nedeni her sınıfın farklı özelliklere sahip bireylerden oluşmasıdır. Öğretmenin misyonu bu heterojen grupta ortak bir ritim tutmayı sağlamaktır. Tıpkı bir orkestra şefi gibi. Bu zor gibi gözükse de öğrencilerin gelişim psikolojisini bilmemiz öğretim yöntem ve tekniklerinden haberdar olup sınıfa derse hatta güne uygun yöntem ve tekniklerini kullanmamız sınıf yönetiminde başarılı olmamızı sağlayacaktır. Araştırmaya katılan grubun %73’u sınıf yönetimi konusunda kendini yeterli bulduğunu ifade etmiştir.

 

 

            Öğretim yöntem ve teknikleri konusundaki bilgiler öğretmeni sunucu olmaktan ayıran niteliklerdir. Bu konuda yeterli bilgi birikimine sahip olan öğretmenin hedeflenen davranışa ulaşmada çok kolay olup başarı ve beklentin üstüne çıkılmasını da gerçekleştirir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %77’si alanda kendini yeterli bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. 

 

Çocuk Hakları Sözleşmesini Türkiye 14 Eylül 1990’da imzaladı. 5 yıl sonra ise onay yasası imzalandı. 27.01.1996 tarihli Resmi Gazete’de yayımı gerçekleşti.  

Eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenler 3-18 yaş aralığındaki çocukların eğitimleri için görevlendirilmektedir. Fakat üniversite eğitimlerinde süresince formasyon derslerinde Çocuk Hakları Sözleşmesi geniş kapsamlı yer alamamaktadır. Bu durum çocuk hakları konusunda bilgisiz öğretmenlerin okullarda görev yapmasına sebebiyet vermektedir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin neredeyse yarısının Çocuk Hakları konusunda yetersiz ve hatta bilgisiz olduğunu yukarıdaki grafikte göstermektedir.

 

 

Kurumlarda fiziksel istismar yapılan araştırmalarda her zaman varlığını acı bir şekilde hissettirmektedir. Öğretmen çocuğun hayatında aile kadar önemlidir. Aynı zamanda öğretmen ailenin gözlemcisidir. Dolayısıyla öğretmenin kurum içinde ve kurum dışında çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilinci yaşanan bu toplumsal sorunu çözmede önemli bir adımdır.  Fakat görev yapan öğretmenlerin %12’sinin konu hakkında yeterli bilgisi olmayıp %24’u ise bilgilerinin yeterliliği konusunda kararsızdır.

SONUÇ :

Araştırma kurumlarda fiziksel istismarın varlığını bir kez daha ortaya koymaktadır. Okullarda öğretmenin öğrenciye yönelik şiddetin varlığı ve oranı %71 gibi rahatsız edici boyuttadır. Öğretmenlerin dayağı çocuk eğitimi için geçerliliğini ifade ettiği grafik ise  sorunun ciddiyetini bir kez daha göstermektedir. Oysa ki dayak bir çok olumsuz sonuç doğurmaktadır ayrıca bir çocuk hakları ihlalidir. Dayağın sonuçlarına baktığımızda ilk göze çarpanın çocuğun yalan, hastalık taklidi, okuldan kaçma gibi davranışları sergilemesine oluşturduğu zemindir. Ayrıca öğretmen-öğrenci arasında olması gereken sıcak bağı engelleyiciliğidir.  Ayrıca çocuğun dayağı içselleştirmesine sebep olur ki bu durum son derece kötüdür. Hayatının en önemli modelinin davranışları onun için eleştirmesi zor bir durumdur. Yaşının küçüklüğü ile orantılı olarak “Öğretmenin her söylediği ve yaptığı doğrudur” inancı buna zemin hazırlamaktadır. Bir diğer sorun ise dayak yiyen çocuk davranışını irdelememesi ve sadece öfke, acı duymasına sebep olmasıdır.

Yapılan araştırmayla ortaya çıkan sonuçta fiziksel istismar kurumlarda halen varlığını sürdürmektedir. Eğitimde ise dayak varolduğu sürece toplumun diğer kurumlarının ne kadar sağlıklı olabileceği tartışılması gerekmekte olup, öğretmenlerin bu konuda bilgi ve duyarlılık sahibi olması gerekmektedir.

Çocukların eğitim kurumlarında giderilmesi gereken ihtiyacı sadece bilgi açlığı değildir. Çocukların aynı zamanda sevgi, saygı ve şefkate de ihtiyacı vardır. Bilgiyi verirkenki izlenen yolların insani olması gerekmektedir. Bir kişinin diğer bir kişi veya kurumlarına eğitim almak adına ihtiyaç duyması bilen kişinin bilgisini arttırırken bu durumu bir erk olarak kullanması adil olmayan bir davranıştır.

            Eğitim kurumlarının şiddetten arındırılması yaşanan toplumsal şiddet olaylarının yok edilmesinde büyük öneme sahip olup, bu konuda başarının en kısa sürede istenilen seviyeye ulaştırılması gerekmektedir.