|

|
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
YUVA
ÇOCUĞUNUN EVSİZLİĞİ
Hepimiz zaman
zaman çeşitli nedenlerden ötürü evimizden ve sevdiklerimizden uzak
kalmak zorunda kalabiliriz. Bu duygu içimizde sevdiklerimize,
yaşadığımız evimize, hatta mahallemize karşı bir özlem yaratır.
Bir an önce evimize ve sevdiklerimize kavuşmak isteriz. Bu insanın
bir yere ve birilerine ait olma isteğinin oldukça doğal bir
sonucudur.
Ancak kimi çocuklar bizim kadar şanslı değil. Çocuk yuvalarında
kalan ve 0-6 yaşını tamamlayan çocuklar, 7-12 yaş yuvalara ve
oradan da 13-18 yaş, kız ve erkek yetiştirme yurtlarına nakil
edilmek zorundadırlar. Çünkü bu durum kurum bakımının kaçınılmaz
sonuçlarındandır. Bütün dünyada toplu bakımın sakıncaları üzerine
yayınlanmış bir çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. İnsan olmanın
gereği her bir bireyin temel yaşam haklarına saygı göstermektir.
Çocuk olmak ise başka bir şey.
Yaşantımızın her aşamasında ait olma duygusunu yoğun olarak
yaşarız. Ancak bakıma ve yardıma muhtaç olduğumuz çocukluk veya
yaşlılık gibi yaşam evrelerimizde bu duyguyu bütün derinliği ile
yaşarız. Lütfen biran için gözlerinizi kapatın ve hayal edin, 0-6
çocuk yuvasındasınız. Anne ve babanız yanınızda yok, sadece sizin
gibi olan en az 30 arkadaşınız var. Her birinizin su içmek, yemek
yemek, altınızı değiştirmek, oyun oynamak yada uyumak gibi
ihtiyaçlarınız var. İsteklerinizi ise sıraya koyamasanız, çünkü
çocuksunuz ilgi ve sevgi en doğal hakkınız. Bakıcı annenizin
bunları aynı anda hepinize sağlaması mümkün gözükmüyor. Ancak siz
her şeye rağmen bakıcı annelerinize ve arkadaşlarınıza bir aile
gözüyle bakmaya ve her şeyi kabullenmeye başlıyorsunuz.
Bu
süreç içerisinde temel güven duygunuzun gelişimi için gereken
birçok şeyden mahrum kalıyorsunuz. Tam her şeye alışmaya
başladığınızı düşünüyor, yuvanızı ev, arkadaşlarınızı kardeş,
çalışanları da anne-baba olarak görüyorsunuz. Ancak karşınıza bir
sorun çıkıyor. 6 yaşını doldurduğunuz için 7-12 yaş yuvalara okul
eğitimi için nakil yoluyla dağıtılıyorsunuz. Bakıcı annelerinizi,
bütün arkadaşlarınızı ve yuvanızı yani evinizi kısaca her şeyinizi
ilk yuvaya geldiğiniz gün gibi yine kaybediyor ve her şeye küçücük
bir yaşta yeniden başlıyorsunuz. Aynı durumu 12 yaşını bitirince
tekrar yaşıyorsunuz. Sonuçta sürekli sevdiklerinizi ve evinizi
kaybediyorsunuz. Kaybetmek üzerine kurulu bir dünyanız var.
Gözlerinizi açtığınızda az önce hissettiklerinizi tekrar düşünün
bir yerlere ve birilerine ait olamamanın sizde neler
yaratabileceğini ve bu çocukların küçücük yürekleri ile yaşama
sarılmaya çalışmalarını bir kez daha hayal edin. Hepimiz ne
yapılabilir ki, böyle olması gerekiyor diye düşünebiliriz. Aslında
bütün bu söylediğim olumsuzlukları çözmenin çeşitli yolları var.
Ancak yapılması gereken şey yeni bir sosyal hizmet bakış açısına
sahip olmak ve yürekten bir sevgiyle kurum bakımı dışında bu
sorunları çözmeye çaba sarf etmektir. Sevgiyle kalın ve sevgiyle
çoğalın. |