|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
İZ BIRAKAN BİR HAYAT HİKAYESİNDEN ANILAR
Yaşlı bir amca yıllar önce bana “çocukları anlayabiliyorsan yaşamı
anlayabiliyorsun demektir” demişti. Benim açımdan garip olan ise
aradan uzun yıllar geçmesine rağmen halen o yaşlı amcayı sürekli
olarak hatırlıyor olmamdır. İşte bu yüzden hayat hikayesini
sizlerle paylaşmak istedim, belki size de ilginç gelebilir
diyerek.
Aslında yaşam hikayesi oldukça ilginçti belki de onu farklı
kılanda buydu. Ancak gerekçe her ne olursa olsun huzurevindeki
çalışma hayatım boyunca tanıdığım en saygı değer ve en bilgili
insanlardan birisiydi. İnsan böyle yaşlılarla karşılaşınca
yaşlanmayı olağan üstü derecede sevimli olarak algılayabiliyor.
Yaşlı amcanın en belirgin özelliği ise çocuklarla iletişiminin
oldukça iyi olmasıydı. Huzurevine gelen çocuklar bir şekilde ona
ulaşır ve keyifli hikayeler dinleme şansına kavuşurlardı. Yaşlı
amcamızı tarif etmem gerekirse 1.90 boylarında mavi gözlü ve
sarışındı. 70 yaşında olmasına rağmen hala çok dinç gözüküyordu.
Huzurevine kabul için gerekli Sosyal İnceleme Raporunu hazırlamak
için evine gittiğimde eve yeni taşınıldığı evin her halinden
belliydi. Yaşlı amcanın gözlerinde derin bir anlam saklıydı.
Bilgelik ve merhamet saçıyordu etrafına, garip bir bağ
hissetmiştim kendisiyle. İlginç olan durumlardan bir tanesi ise
evde oldukça fazla kitap olmasıydı. Almanca, Fransızca, İngilizce
ve Türkçe’den oluşan büyük bir kitap yığını salonda üst üste
duruyordu.
Sosyal inceleme kapsamında sormuş olduğum sorulara vermiş olduğu
cevaplar, beni daha fazla soru sormaya yöneltiyordu. Mülakata ilk
olarak neden huzurevine gelmek istediğini sorarak başladığımda,
eşini yeni kaybettiğini ve eşiyle yaşadığı evde kalmak istemediği
için bu eve bir ay önce taşındığını, ancak burada da
yapamayacağını anladığı için huzurevine gelmek istediğini
söylüyordu. Eşiyle ilgili sorular sorduğumda gözleri buğulanmış ve
birden bire yaşlar boşalmaya başlamıştı, sesiz ve derinden bir
sevgi seliydi bu.
Sakinleşmesini bekledikten sonra eşiyle kaç yıl evli kaldığını
sorduğumda, 20 yıl dedi. Çok geç evlenmişsiniz dediğimde ise
gülümseyerek eşine duyduğu minnettarlığı dile getirdi. Eşiyle 50
yaşında evlenmişti. Ancak eşini 20 yaşından beri tanıyordu. Niye
geç evlendiklerini sorduğumda ise hikayesini anlatmaya başlamıştı
bile. Eşiyle iki yıl kadar arkadaş olarak kaldığını, ancak
işsizlik nedeniyle Almanya’ya gitmek zorunda kaldığını, bu süreçte
istemeyerek de olsa ilişkilerinin bittiğini ifade etmişti.
Almanya’da hem çalışıp hem de eğitim gördüğünü, bu sırada da bir
Almanla evlendiğini 10 yıl kadar evli kaldığını, eşinin öldüğünü
ve çocukları olmadığını söylemişti. Eşini kaybettikten sonra
Fransa’ya geçtiğini, birkaç yıl burada kaldıktan sonra Fransız
paralı askeri olarak Cezayir’e gittiğini ve burada çatışmalara
katıldığını, çatışmaların birinde helikoptere binerken, kalkış
sırasında yerli milislerin ateşi sonucu vurulduğunu, üç gün bir
dere kenarında baygın olarak kaldığını, daha sonra helikopterin
gelip kendisini bulduğunu söylemişti. Yaralandıktan sonra tedavisi
için Fransa’ya götürüldüğünü ve emekli olduktan sonra Türkiye’ye
döndüğünü ifade etmişti.
Türkiye’ye döndükten sonra eski sevgilisiyle nasıl karşılaştığını
ve nasıl evlendiğini sorduğumda ise ilginç bir hikâye anlatmıştı.
Döndükten bir hafta sonra eski arkadaşlarıyla karşılaştığını ve
arkadaşlarının kendisine yıllar önce bıraktığı sevgilisinin hiç
evlenmediğini ve halen Eminönü’ndeki büyük postanede çalıştığını
söylemeleri üzerine gidip kendisini ziyaret ettiğini söylemişti.
Bu ziyarette eski sevgilisinin hala kendisini sevdiğini ve
döneceği günü beklediğini söylemesi üzerine bir gün sonra büyük
postaneye giderek yemeğe çıkarmak bahanesiyle elinden tutuğunu,
sevgilisinin üstünde iş elbisesi olduğu halde sürpriz yaparak,
Karaköy’deki nikâh dairesine götürerek evlendiğini söylediğinde
kendisine şahitleri nasıl hallettiğini sorduğumda yoldan çevirdim
demişti.
Döneceğini bile bilmeden sadece bir umutla bir sevgilinin 30 yıl
beklenilmesi bu hikayede gerçekten mutlu sonla bitmişti. Ölüm
onları kısa süreliğine ayırmış olsa bile.
Yaşlı amcamız huzurevinde bir buçuk yıl kadar kaldıktan sonra, bir
sabah işe gittiğimde görevli hemşire yaşlımızın yatağında güler
halde vefat etmiş olduğunu söylediğinde ne kadar üzüldüğümü tarif
edemem. Aradan yıllar geçti, en az on yıl, ama ben hala bu yaşlı
amcanın bilgeliğini ve huzurevinde kaldığı süredeki olağan üstü
ilişki kurma ve çocukları anlama becerisini halen sevgiyle yad
ediyorum. Ve yaşlı amcanın sözünü tekrarlayarak yazımı
sonlandırmak istiyorum, “çocukları anlamak, hayatı anlamaktır”.
|