SOSYAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE YENİ YAKLAŞIMLARIN
GEREKLİLİĞİ
Bütün dünyada 1980’lerden başlayarak sosyal refah devletinin
etkinliğinin giderek azaldığını, 1990’lardan itibaren ise
Sovyetler Birliğinin yıkılması ile birlikte yenidünya düzenin
kurulmaya başladığını görmekteyiz. Yenidünya düzeninde yönetişim
kavramının ön plana çıkarıldığını ve sosyal sorunların çözümünün
anahtarı olarak sunulduğunu biliyoruz. Yönetişim kavramı ile
sosyal sorunlara yerinde müdahale edilerek daha az kaynakla daha
fazla verimlilik elde edilmesi ve yerel unsurların çözümlere
müdahil olarak katılmaları amaçlanmıştır.
Ancak
yaşanan bu süreçte sosyal güvenliğin olmazsa olmazı olan sosyal
sigorta sisteminde, sosyal yardımlarda ve sosyal hizmetlerde
önemli ölçüde sınırlamalar meydana gelmiştir. Fordist üretimin
yerini post fordist üretimin alması, sosyal sigorta sisteminde
önemli sorunların yaşanmasına ve kayıt dışı çalışanların sayısının
artışına neden olmuştur. Aynı şekilde devletin gelir dağılımındaki
dengeyi sağlamak amacıyla kullandığı sosyal yardımlar ve sosyal
hizmetler ise sivil topluma ve aile ilişkilerine devredilerek
sosyal sorunların çözümlenmesinin devlet dışı organizasyonlara
terk edilmesi sağlanmıştır.
Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki bazı sanayi yatırımlarının gelişmekte
olan ülkelere ucuz iş gücü nedeniyle taşınması sonucu, gelişmiş
ülkelerde de çöküntü alanlarının ve yeni yoksulluk kavramının
ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu süreçte gelişmekte olan ülkelerde
ise insanların daha çok sigortasız ve düşük gelirlerle
çalıştırıldıkları ve sosyal güvenlikten yoksun oldukları
görülmektedir.
Dünya
bankası verilerine göre açlık ve yoksulluk çeken insan sayısında
son yıllarda hızlı bir artış yaşanmaktadır. Bütün bu verilerde
bize göstermektedir ki mevcut dünya düzeni bu haliyle çok fazla
sürdürülebilir gözükmemektedir. İşte bu noktada Sarkaç Teorisinden
söz edilebilir. Bu teoriye göre mevcut sosyal politikalar bu
haliyle çok fazla sürdürülebilir gözükmemektedir. Bunu basit bir
örnekle açıklayacak olursak, bir tarafta aylık geliri milyon
dolarlarla ifade edilebilen insanlar, diğer tarafta ise günlük 1
dolar dahi kazanamayan insanların sayısındaki olağan üstü artış.
Bu
noktada Sarkaç Teorisi sosyal politikalardaki mevcut dengesizliğin
sürdürülemez olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gelir dağılımındaki
uçurum hayal edilemeyecek düzeylere ulaşmış bulunmaktadır. Bu
nedenlerden dolayı sosyal haklarda iyileşmelerin bir şekilde
sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde şuan insanlığın yaşadığı
acıların daha fazlasının yaşanılması kaçınılmaz gözükmektedir.
Sonuç
olarak; bütün dünyadaki yoksulluğu, işsizliği, açlığı ve savaşları
önleyebilmek ancak yeni sosyal politikaların geliştirilmesi ile
sağlanılabilir. Çünkü mevcut sosyal politikalar oldukça yetersiz
gözükmektedir. Aynı şekilde ülkemizde de sürdürülebilir bir toplum
için yeni sosyal politikalara acil olarak gereksinim söz
konusudur. Özellikle ülkemizde çocuklarımızı geleceğe eşit
şartlarda ve ücretsiz eğitim olanakları ile hazırlamak zorundayız.
Bunları gerçekleştirebilmemiz için mevcut sosyal politikalarda
köklü değişiklikler yapmamız gerekmektedir. Aksi taktirde
önümüzdeki süreçte daha büyük sosyal sorunlarla karşılaşmamız
kaçınılmaz olabilir.