|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
GELECEĞİMİZDE SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN ÖNEMİ
Ülkemizde sosyal ve ekonomik sorunların giderek daha önemli hale
geleceği kaçınılmaz gözükmektedir. Çünkü sevgili hocam Oğuz
Polat’ın geçen hafta yazmış olduğu yazısındaki verilere bakılacak
olursa Türkiye’de gerçekten de yoksulluk hiç bu boyutlara
ulaşmamıştı. Aynı şekilde geçen hafta basında hapishanelerdeki
toplam tutuklu sayısının Cumhuriyet Tarihinin en yüksek oranına
ulaştığı yönünde haberlerde yer almaktaydı.
Bütün bu göstergeler toplumsal gidişatımızın yansımaları olarak
karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme ile birlikte bütün dünyada
yoksulluk hızlı bir şekilde artmaktadır. Ancak özellikle
gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun etkileri daha yoğun olarak
yaşanmaktadır. Ülkemizde de önümüzdeki süreçte Latin Amerika
ülkelerinde olduğu gibi yoksulluğun etkileri daha yoğun olarak
kendisini gösterebilir.
Yoksulluk oranlarındaki artış toplumsal yapı üzerinde olumsuz
yansımalara neden olabilmektedir. (Örneğin; suç işleme oranlarında
önemli artışların yaşanması vb.) Gelinen bu noktada acil olarak
gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Çünkü toplam tutuklu
sayısı 100.000’e yaklaşmıştır. Hapishanelerimiz mevcut tutuklu
sayısı için yetersiz kalmakta ve tutukluların koridorlarda bile
yattıkları basındaki haberlerde yer alabilmektedir. Suç işleme
oranlarındaki artış hızı mevcut haliyle devam ederse önümüzdeki
süreçte hapishanelerimiz de tamamıyla yetersiz hale gelebilir.
Ülkemizde işsizlik oranları artmakta, eğitim oranı istenilen
düzeye çıkarılamamakta, yoksulluk çoğalmakta, sosyal güvenlik ve
sosyal yardımlarda sınırlandırılmalar yaşanmakta bu da bireylerin
yaşamlarını içinden çıkılmaz bir hale getirebilmektedir. Bu
yaşananlara aile yapılarındaki parçalanmaları ve boşanma
oranlarındaki yüzde yüzlük artışları da eklediğimizde toplumsal
yapımızın içinde bulunduğu durumu daha net olarak görebiliriz.
Bütün bunlar yaşanırken devletin sosyal hizmetleri daraltması ve
sosyal politikalardan giderek uzaklaşması beraberinde daha büyük
sıkıntıları getirebilir. Bu nedenlerden dolayı belediyeler biran
önce harekete geçmelidir. Örneğin; her belediye yoksul
bölgelerinde toplum merkezleri, ücretsiz kreş ve çocuk kulüpleri,
yaşlılar için yaşlı danışma merkezleri ve huzurevleri kurabilir.
Kadınlara yönelik sığınma evleri ya da meslek edindirici kurslar
açılabilir. Gençler için ise gençlik kulüpleri vb. sosyal hizmet
uygulamaları ile toplumsal sürdürülebilirlik için insanlarımıza
yardımcı olabilir.
Bütün bu hizmetlerin yerel yönetimler tarafından acil olarak
sunulması gerekmektedir. Sosyal Belediyecilik ülkemizin
gelecekteki vazgeçilmezlerinden birisi olarak karşımıza
çıkacaktır. Çünkü toplumdaki dikey ve yatay eşitsizliklerin
giderilmesinde belediyelere büyük sorumluluklar düşmektedir.
Sosyal Belediyecilik geziler düzenlemekle ya da kültür
merkezlerindeki hizmetlerle sınırlandırılamayacak kadar geniş bir
alanı içermektedir. Yatay ve dikey eşitsizliklerin giderilmesinde
belediyeler yalnızca hizmet sunan değil iş olanakları yaratarak
üretime katkı sağlayan birimler haline gelmelidirler.
Sonuç olarak; ülkemizde ciddi anlamda sosyal sorunlar
yaşanmaktadır. Bu sorunların çözümlenmesinde ve önleyici
hizmetlerin geliştirilmesinde belediyelere de büyük sorumluluklar
düşmektedir. Şayet gerekli önlemler alınamazsa daha büyük sosyal
sorunlarla ve acılarla karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır.
|