|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
SOSYAL HİZMETLERDE YERELLEŞME SÜRECİ
Ülkemizde her alanda olduğu gibi sosyal hizmetler alanında da
hızlı bir dönüşüm ve değişim yaşanmaktadır. Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumunun taşra teşkilatının yerel yönetimlere
devredilmesi ile ilgili gerekli yasa tasarısının önümüzdeki
günlerde Meclis gündemine gelmesi beklenmektedir. Böylece SHÇEK’e
bağlı kuruluşlar ilgili yerel yönetim birimlerine devredilerek
yeni bir sürecin başlaması sağlanacaktır.
Bütün gelişmiş ülkelerde sosyal hizmetler yerel yönetimler ve
sivil toplum kuruluşları tarafından verilmektedir. Ülkemizde de AB
uyum yasaları çerçevesinde bu hizmetlerin yerelleştirilmesi
sağlanarak daha fazla verimlilik elde edilmesi amaçlanmaktadır.
Sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere devredilmesi kimileri
tarafından çok olumlu bir gelişme olarak algılanırken, kimileri
tarafından ise bu sürecin çok daha karmaşık ve yetersiz bir
yapılanma ortaya çıkaracağı ve sosyal devletin olmazsa olmazı olan
kurum ve kuruluşların ortadan kaldırılması anlamına geleceği
kaygısı taşınmaktadır.
Her
iki görüşün de kendince haklı dayanakları bulunmakla birlikte
ileriki süreçte yaşanacak gelişmeler hangi bakış açısının daha
kabul edilebilir olduğu gerçeğini kuşkusuz ortaya çıkaracaktır.
Ancak burada asıl önemli olan sosyal hizmetlerin merkezi ya da
yerel yönetim tarafından yapılmasından daha çok bu hizmetlerin
profesyonel meslek elemanlarınca ve gelişmiş ülkelerde uygulanan
mesleki standartlar doğrultusunda yapılabilmesi gerekliliğidir.
Aksi takdirde yerel ya da merkezi yönetim tarafından yapılıyor
olması çok fazla şeyi değiştirmeyebilir.
2004
ve 2005 yıllarında çıkarılan 5302 sayılı il özel idaresi ve 5393
sayılı belediye kanunlarında sosyal hizmetlerin yerelleşmesi
yönünde birçok düzenlemenin yapılmış olduğunu görmekteyiz. Ancak
yerel yönetimlerin bütün bu yasal düzenlemelere rağmen gerekli alt
yapı yatırımlarını yeterince yapmadıklarını mevcut uygulamaları
ışığında söyleyebiliriz.
Sosyal hizmetler gerek belediyeler, gerekse il özel idareleri
tarafından henüz tam olarak algılanabilmiş gözükmemektedir. Yerel
yönetimlerin sadece SHÇEK’e bağlı kuruluşların kendilerine devri
ile bu sorunu çözmeleri mümkün gözükmemektedir. Çünkü SHÇEK zaten
ülke genelinde sınırlı ölçüde sosyal hizmet kuruluşlarına sahip
bulunmaktadır.
Bu
nedenlerden ötürü yerel yönetimler devir işlemi olmadan da birçok
sosyal hizmet kuruluşu açabilirler. Ancak birkaç belediyenin
olumlu uygulamaları dışında konunun çok fazla anlaşılamadığını
söyleyebiliriz. Şayet kuruluşlar yerel yönetimlere devredildikten
sonrada aynı bakış açısı ile sosyal hizmetlere yaklaşılırsa
önümüzdeki süreçte toplumsal sürdürülebilirlik anlamında daha
büyük sıkıntılar ortaya çıkabilir. Çünkü merkezi yönetimin sosyal
politikalardan uzaklaşması ve bunu yerel yönetimlere ve sivil
toplum kuruluşlarına devretmesi, gerekli önlemler alınmazsa çok
fazla sağlıklı sonuç veremeyebilir. Örneğin; belediye kanununda
nüfusu 50 000 üstü olan yerlerde kadın sığınma evi ve çocuklara
yönelik koruma evleri açılması zorunluluğu getirilmiş olmasına
rağmen belediyelerin konuya çok da fazla ilgi göstermedikleri
görülmektedir. Aynı şekilde il özel idarelerinin de mikro kredi
uygulaması yapmaları gerekirken konuya çok fazla ilgi duymadıkları
söylenebilir.
Sonuç olarak; ülkemizin geleceğini düşünüyorsak çok daha fazla geç
kalmadan, çocuklar ve kadınlar öncelikli olmak üzere gerekli
sosyal hizmet politikalarının merkezi ya da yerel yönetimler
tarafından bir an önce oluşturulması büyük önem arz etmektedir.
|