|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
SOSYAL HİZMET KURUMLARIMIZI YOK MU EDELİM?
Karşılaştığımız sorunları çözümleyebilmemizin yolu sorunların
varlığını inkar etmek ya da görmezden gelmek olabilir mi? Sosyal
sorunlardan dolayı ortaya çıkmış olan ve yüzlerce yıldır varlığını
sürdüren sosyal kurumları kötüleyerek sorunları çözümleyebilir
miyiz? Hepimiz için adalet ya da sağlık kurumlarının önemi neyse,
sosyal sorunların çözümü için var olan sosyal hizmet kurumlarının
da önemi aynı derecede olmalıdır.
Sosyal sorunların zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan kurumlarda
(çocuk yuvalarında şimdi de huzurevlerinde) yaşanan olumsuz
olaylar, basının gündeminde son yıllarda sıklıkla yer almaktadır.
Öncelikle hepimiz şunu çok iyi bilmeliyiz ki bu kurumları sevsek
de, sevmesek de, istesek de, istemesek de, korumak ve geliştirmek
zorundayız. Çünkü yapılan bilimsel araştırmalar göstermektedir ki
ülkemiz hızla kentleşmekte ve yapısal değişimler geçirmektedir. Bu
değişimlerin sonucu olarak da kentte sosyal sorunların odağını
çocuk, yaşlı, kadın ve özürlüler oluşturmaktadır.
Hepimizin temennisi bu tür sosyal hizmet kuruluşlarına ihtiyaç
duyulmaması yönünde olabilir, ama lütfen bir an için düşünün, terk
edilen çocuk sayısı her yıl hızla artıyor, ayrıca yuva ve yurtlara
yoksulluk nedeniyle çocuklarını vermek isteyen ailelerin sayısı da
azalmıyor aksine çoğalıyor. Suç işleyen ya da sokakta yaşayan
çocuklarımızın sayısı da katlanarak artıyor. Ayrıca boşanma
oranları her yıl yükseliyor ve şiddete maruz kalan kadın sayısına
paralel olarak, kadın sığınma evlerinin de sayısı artıyor. Aile
içinde şiddete maruz kalan yalnızca çocuk ve kadınlar mı? Örneğin;
yaşlılar ailelerinin yanında, huzurevlerinden daha çok ihmal ve
istismara maruz kalıyorsa ve bunu bildiğimiz halde, bu tür
sorunların çözümünü sınırlı sayıdaki kurumlarımızı elbirliği ile
yok etmeye çalışarak başarabiliriyiz?
Buradaki asıl sorun toplumsal yapıdaki değişimin hızla yaşanması
ve artan sosyal hizmet kuruluş ihtiyaçlarının bir kısmının
ticarethane ve tüccar zihniyeti ile karşılanmaya çalışılmasından
kaynaklanmaktadır. Yoksa sorun, kurumların varlığında değil aksine
yetersizliği ve kalitesizliğindedir. Örneğin; Türkiye’nin 20 yıl
sonra nüfusunun önemli bir kısmı yaşlanacak ve huzurevlerine daha
çok ihtiyaç duyulacaktır. Burada asıl önemli olan bu gerçekleri
görerek gerekli kurumları sağlıklı bir şekilde açabilmektir. Aksi
takdirde sadece kötülemek ya da yok farz etmek sorunlarımızı
çözmek yerine daha çok içinden çıkılamaz bir hale getirecektir.
Toplumsal olarak sorunları önceden görmek ve gerekli önlemleri
almak yerine hep aynı hatayı yapmak ve gerekli önlemleri almamak
sonra da niye bizim ülkemizde böyle oluyor demek, ama nereye
kadar?
Sonuç olarak; keşke bu tür sorunlar yaşanmasa ve bu tür kurumlara
da ihtiyaç olmasa ama maalesef oluyor. Ayrıca bu tür sorunlar
gelişmiş ülkelerde de yaygın olarak yaşanabiliyor. Bizdeki sorun,
gelişmiş ülkelerdeki gibi sosyal hizmet kurum ve kuruluşlarını
açıp yönetmeyi becerememizden kaynaklanıyor olabilir. Sorun bizim,
hepimizin sorunu değil mi? Yarın o kurumlardan herhangi birine
bizim ya da çocuklarımızın ihtiyacı olmayacağı garantisini kim
verebilir ki?
|