|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
KÜRESELLEŞEN DÜNYADA ÇOCUK OLMAK
İkinci dünya savaşından başlayarak 1970’lere kadar süren sosyal
refah devleti uygulamalarının ekonomik açıdan sürdürülemez hale
gelmeye başlaması ve buna ek olarak 1990’larda Sovyetler
Birliği’nin dağılması ile birlikte, sosyal refah devleti kavramı
bütün dünyada hızla terk edilmeye başlanılmıştır. Bu sürece
paralel olarak, üretim ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen
hızlı değişimler sonucu fordist üretim yerini post fordist üretim
ilişkilerine bırakmaya başlamıştır.
Çalışanlar açısından fordist üretimde tam zamanlı ve iş güvencesi
olan bir yaşam mevcut iken,
post fordist üretimde bunun tam tersi bir yaşam söz konusudur.
Sürekli ve tam zamanlı iş olanakları sınırlıdır. Ayrıca iş
güvencesi ve sendikal haklar da yok denilebilecek kadar
azalmıştır. Çalışanların büyük çoğunluğu tam bir güvensizlik ve
kaygı içerisindedir. İnsanlar geçimini sağlayabilmek için daha
uzun süre ve daha farklı işlerde part-time çalışmak zorunda
kalmaktadırlar.
Küreselleşme ile birlikte gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan
ülkeler arasındaki kalkınmışlık uçurumu daha da artmıştır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ekonomik krizler, bu
ülkelerin sosyal dokusunu da olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Gerek ülkeler arası, gerekse kişiler arası yaşanan sosyal ve
ekonomik dengesizlikler toplumsal sürdürülebilirlik açısından
bütün dünyada önemli bir sorun haline gelmiştir.
Bir
tarafta 30.000 $ civarında milli gelire sahip olan devletlerin ve
ailelerin çocukları, diğer tarafta ise Dünya Bankası verilerine
göre günlük 1 $ doların altında gelire sahip olan ailelerin
çocukları, hızla küreselleşen dünyada, rekabet halinde aynı hedefe
doğru yürümeye çalışmaktadırlar. Ancak yukarıdaki ekonomik veriler
bu rekabetin sağlanmasının imkansızlığını bize göstermektedir.
Çünkü küreselleşme sürecinde (örneğin; yalnızca 1994–1998 yılları
arasında) gelişmiş ülkelerin gelirleri kat ve kat artarken,
gelişmekte olan ülkelerin sıcak paraya ödedikleri yüksek faizler
nedeniyle giderek fakirleştikleri görülmüştür.
Mevcut ekonomik veriler ışığında, yoksulluğu ya da savaşları
ortadan kaldırmak çok fazla mümkün gözükmemektedir. Ancak umutsuz
da olmamak gerekiyor. Çünkü bu veriler bize yapılması gereken çok
şey olduğunu söylüyor. Yapılması gereken şeylerin en başında ise
eğitim geliyor. Eğitim yoksulluğu azaltmanın ve toplumsal
kalkınmayı sağlamanın en önemli olmazsa olmazı olarak karşımıza
çıkmaktadır. Yani dünyadaki bütün çocukların eğitim düzeyini
toptan artırmak gerekiyor.
Sonuç olarak mevcut sosyal hizmet politikaları yetersiz ve oldukça
sınırlı kalmaktadır. Yeni dünya düzeninde, yeni sosyal
yaklaşımlara ve sosyal politikalara acil olarak ihtiyaç
duyulmaktadır. Küreselleşme gerçeği göz ardı edilmeden yeni
yaklaşımların geliştirilmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde
sürdürülebilir bir dünya düzeninden ve mutlu çocukların
varlığından söz etmek mümkün olamayacaktır. Ve asla
unutulmamalıdır ki barış içinde bir dünya, barış içinde büyüyen
çocuklar tarafından kurulabilir.
|