|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
SOSYAL HİZMET KURULUŞLARININ VAZGEÇİLMEZLİĞİ
Herhangi bir ülkedeki suç işlenme oranlarındaki artış veya azalış,
o ülke insanının refah ve mutluluk düzeyi ile yakından
ilişkilidir. İşte bu noktada sosyal hizmetlerin ülkemiz açısından
önemi giderek vazgeçilmez bir hale gelmektedir. Çünkü ülkemizde
her yıl suç işleme oranları ne yazık ki katlanarak artmaktadır. Bu
süreç içerisinde belediyelerin her mahallede aile danışma
merkezleri veya gençlik merkezleri açarak ailelere, çocuklara ve
ebeveynlerine yönelik danışmanlık ve terapi hizmetleri vermesi
büyük önem arz etmektedir.
Şayet bu tür hizmetler yeterince veriliyor olsaydı, bu hafta
içinde yazılı ve görsel medyaya yansıyan 18 yaşındaki genç bir
annenin gayri meşru bir ilişkiden olan bebeğini öldürmesine
ilişkin haberleri okumuyor olabilirdik. 18 yaşındaki genç bir kız
bol giysiler giyerek hamileliğini belli etmemiş, bebeğini ailesine
haber vermeden bir hastanede doğurmuş, 7 gün kadar evlerinin
bulunduğu binanın bodrum katında bebeğine bakmaya çalışmış, daha
sonra ise anlaşılacağı kaygısıyla bebeğini döverek öldürmüş,
bebeğinin cesedini Topkapı surlarına atmış, ancak doğduğu
hastaneye ait olan bebeğin kolundaki bileklikten hastaneye ve
anneye ulaşılmış ve anne tutuklanmıştır.
Bu
haber 18 yaşında henüz çocuk sayılabilecek genç bir annenin gayri
meşru bir ilişki sonrası hamile kalmasını ve bu süreçte yaşadığı
çaresizliğini ve dramını bizlere göstermektedir. Toplum olarak,
neden sonuç ilişkisi kurmayı ve nedenler üzerinde durmayı çok
fazla sevdiğimiz söylenemez. Birçok basın organı annenin yapmış
olduğunu canilik olarak dile getirmekteydi. Oysa anne de henüz
çocuk sayılabilecek bir yaşta ve çaresizdi.
Sizce 18 yaşındaki çocuk annenin katil olmasında ve bebeğini
öldürmesinde toplumun hiçbir sorumluluğu yokmu? Çocuk anne
toplumsal linçten kurtulmak için bu yola başvurmuş olamaz mı? Bu
anne gerçekten bir cani mi? Yoksa bu tür canilikleri toplum olarak
bizler mi teşvik etmekteyiz. Acaba 18 yaşındaki bu anne
hamileliğinin farkına vardığında baş vurabileceği bir sosyal
hizmet birimi olsaydı ve anne oraya giderek gerekli sosyal ve
psikolojik desteği alabilseydi, sonuç böyle olur muydu? Şayet bu
kızımızın ulaşabileceği bir sosyal hizmet merkezi olmuş olsaydı,
şu an o bebek belki de hiç doğmamış ya da doğmuş olsa bile belki
de annenin onayı ile başka bir aileye evlatlık olarak verilmişti.
Böylece anne hapishaneye gönderilmemiş, bebeği de yaşıyor
olabilirdi. Yani sonuç değiştirilebilirdi. En azından ihtimali söz
konusu olabilirdi.
Unutulmaması gereken bir şey varki o da bu çocuklar bizim
çocuklarımızdır. Toplum olarak çocuklarımıza bizler sahip çıkıp
gerekli sosyal hizmet kuruluşlarını açmaz ve aynı vahşeti izlemeye
devam edersek, sizce bizler de suçlu sayılmaz mıyız? Yargılamak
her zaman en kolay yoldur, güzel olan ise algılayabilmek ve
gerekli çözümleri üretebilmektir. Bizlere de bu yakışmaz mı?
|