|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
BİR YUDUM SEVGİ
Huzurevinin
önünde oturan yaşlı teyzeye gülümseyerek selam verdiğimde bu defa
“bir dakika durur musun” diye seslendi. “Baksana sana bir şey
söylemek istiyorum” diyerek konuşmaya başladı. “İnsan olabilmenin
yolu koşulsuz sevgiden geçer, ben çocuklarıma yıllarca baktım,
dört tane çocuğum var, üçü erkek birisi kız şimdi beni ne arıyor
ne de soruyorlar, kendimi çok yalnız hissediyorum.” diyerek
konuşmasını sürdürürken bir yandan da elindeki bastonunu yere
sürterek kızgınlığını ve kırgınlığını istem dışı olarak
davranışlarına yansıtmaktaydı. Elindeki bastonunu sıkıca tutmaya
devam ederken, gözlerinden yaşların dökülmeye başladığını görünce
yanındaki sandalyeye oturarak duygularını anlamaya çalıştım.
Yaşlı teyze
bir eliyle gözlerindeki yaşları silmekte, bir taraftan da
konuşmasına devam etmekteydi. Yıllardır huzurevinde kalmakta olan
yaşlı teyzenin en büyük sıkıntılarından birisi de torunlarını
görememekti. Elimi sıkıca tutarak “Biliyor musun zor olan insanın
kendisini köyünden, mahallesinden çok uzakta hissetmesi ve oraları
çok özlemesi, insana çok dokunuyor.” dedi heyecanlı ve umut dolu
bir sesle. Tekrar yüzüme bakarak “her sabah ben ne yapıyorum
biliyor musun? “ diyerek cevap bile vermeme müsaade etmeden
heyecanla konuşmasına devam etti. “Ben her sabah köyüme gidiyorum.
Çocuklarımı, torunlarımı, akrabalarımı ve komşularımı ziyaret
ediyorum. Bu beni çok mutlu ediyor ve bir saat içinde geri
dönüyorum.” Köyünün ne kadar uzakta olduğunu bildiğimden, bunu
nasıl yaptığını sorduğumda yine gözlerini ağlamaklı bir bakışla
bana doğrultarak, bahçenin hemen dışındaki elektrik direğinin
bulunduğu yeşil alanı işaret etti, “öncelikle uzman bey şunu ifade
edeyim ki gerçek olmadığını ben de biliyorum, ama kendimi mutlu
hissetmemi sağlıyor. Elektrik direğinin orda ki taş ve ağaç
parçalarını köyüm olarak kabul ediyorum. Orası köyümmüş gibi her
sabah oraya gidiyorum. Herkesi ziyaret ediyor ve geri geliyorum.
En çok da torunlarımla ilgileniyorum.” diyerek konuşmasını
tamamladı.
Bu teyzemiz
çeşitli aile içi nedenlerden dolayı 7 yıldır huzurevimizde
kalmaktaydı. Her ne sebepten olursa olsun kurum bakımı temelde
kabul gören bir yaklaşım değildir. Ancak mevcut koşullar altında
daha iyi bakım olanakları sağlanıncaya kadar, bu bakım
modellerininde devam edeceği bir gerçek olarak karşımızda
durmaktadır. Bu noktada asıl önemli olan ise, yaşlıların
huzurevinede kalmaya başladıktan sonraki süreçte, yakınları ile
olan ilişkilerinin her ne sebeple olursa olsun kesilmemesidir.
Çünkü yaşlı kendisini terk edilmiş ve ihanete uğramış olarak
hissedebilmekte ve yaşamdan kopabilmektedir. Mevcut durum yaşlının
sosyal ve psikolojik gelişim süreçlerini olumsuz olarakta etkiliye
bilmektedir. Bu nedenlerden dolayı huzurevlerinde kalan
yaşlıların, akrabaları tarafından sıklıkla ziyaret edilmeleri
huzurevi sakinlerini bir nebze olsun mutlu edebilmekte ve terk
edilmemiş oldukları duygusunu verebilmektedir.
Lütfen bir
dakika için düşünelim. Hangimiz yaşlanınca bu teyze gibi özlemleri
yaşamak isteriz? Ve hangimiz yaşadığımız ortamlardan koparılmak
isteriz? Sevdiklerimizi ve büyüklerimizi sıklıkla ziyaret etmemiz
gerekmez mi? Çocuklarımız için geleneksel kültür aktarımının en
güzel ve en doğal yolu büyükleri ile birlikte olmak değil mi?
Şimdi bir çoğunuzun zaman mı var? İş güç, çalışma hayatı, ekmek
kavgası diye kızmaya başladığını anlayayışla karşılayabilirim.
Ancak unutmayalım ki zaman hızla geçiyor ve sevdiklerimizi günün
birinde kaybetmek zorunda kalıyoruz.
Benim burada
asıl vurgulamak istediğim nokta ise, çocuklarımızın bizi yakın
takipte tutarak bütün davranışlarımızı belleklerine kaydettikleri
ve bizlerin anne babamıza yada diğer büyüklerimize yaklaşım
tarzlarımızı örnek aldıklarını aklımızdan çıkarmamamızdır. Umarım
günün birinde bir kenara bırakılıp hatırımızın sorulmadığı,
telefonumuzun çalmadığı günleri yaşamayız. Çocuklarımızı daha iyi
yetiştirebilmek için aile ilişkilerine önem vermemiz gerekmez mi?
Mevcut yaşam koşullarının bu söylediklerimi ne kadar imkansız
kıldığının farkındayım. Ancak başka çaremiz var mı? Büyüklerimize
bir yudum sevgi çocuklarımızla bize saygı, sevgi ve mutluluk
olarak geri dönecektir. Budan hiçbir şüpheniz olmasın, sevgi
sevgiyi, nefret nefreti getirmez mi? Ve ne ekersek onu biçmez
miyiz?
|