|

|
 |
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
ÇOCUK YUVALARINDA YAŞANAN SOSYAL YOKSUNLUĞU ANLAYABİLMEK
Bilindiği üzere kurum bakımı bütün Dünyada en son tercih edilen
bakım modelidir. Çünkü bu bakım modeli insanın doğasına aykırıdır
ve çocuklar için zorunlu haller dışında uygulanmamalıdır. Örneğin;
bu bakım modeli, ailede ihmal ve istismara maruz kalmış
çocuklarımız için geçici süre ile uygulanabilir. Ancak, yoksulluk
ya da bakacak kimsesinin bulunmaması gibi nedenlerle,
çocuklarımızın yuva ve yurtlarda koruma altında tutulmaları,
çocukların sosyal ve psikolojik açıdan sağlıklı gelişimlerini
olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu olumuz etkilerinden birisi
de sosyal yoksunluk olarak adlandırabileceğimiz durumdur.
0-12
yaş yuvalarımızda kalmakta olan çocuklarımızın büyük çoğunluğu
sosyal yoksunlukla karşılaşabilmektedir. Sosyal yoksunluğu çeşitli
şekillerde tanımlamak mümkündür. Ancak, yuvalarda kalmakta olan
çocuklarımız için sosyal yoksunluk, yalnızca aile ortamından,
birebir anne, baba ya da kardeş sevgisinden uzak kalınması ile
sınırlı bir durum değildir. Yuvalardaki çocuklarımızın en büyük
sorunlarından birisi de aile yanındaki çocukların birebir
yaşayarak öğrendikleri bazı sosyal becerileri, yuvalarda yeterince
öğrenebilme şansına sahip olamamalarıdır.
Aile
yaşantısı içerisinde bulunan her çocuğun rahatlıkla yapabildiği
çok basit şeyleri yuvalarda kalmakta olan çocuklarımız ne yazık ki
toplu bakım koşullarından dolayı yapamamaktadırlar. Örneğin;
mutfakta yumurta pişirmek, çay demlemek ya da sofra hazırlamak
gibi şeyleri deneyimleyerek öğrenemedikleri için algılama zorluğu
yaşayabilmektedirler.
Yuvalarımızdan birinde kalmakta olan 11 yaşlarındaki bir kızımız
mesleki görüşme esnasında Sosyal Hizmet Uzmanına, ‘Ben hiç ütü
görmedim, nasıl yapıldığını da bilmiyorum.’ diyerek merakını dile
getirmiştir. Bir başka örnekte ise yuvada kalmakta olan 9
yaşındaki bir erkek çocuğumuz, ‘Ben hiç market görmedim, her şey
oradan mı alınıyor? Bir de hiç sinema görmedim, televizyondan çok
mu büyük keşke görseydim.’ diyerek merakını Sosyal Hizmet Uzmanına
anlatmıştır. Bunun üzerine Sosyal Hizmet Uzmanı çocukları guruplar
halinde markete ve sinemaya götürerek sosyal yoksunluklarını bir
ölçüde olsa gidermeye çalışmıştır.
Ancak, bu tür geçici çözümler ne kadar olumlu olursa olsun, kurum
bakımının doğasından kaynaklanan olumsuzlukları ortadan
kaldırabilme gücüne sahip değildir. Çünkü bu ve benzeri eylemlerin
aynı anda en az 30 çocukla yapılması, istenilen düzeyde sağlıklı
bir sosyalleşmeyi sağlayamamaktadır. Bu nedenlerden dolayı 0-12
yaş arası yuva çocuklarımız aile yanındaki çocuklarımıza oranla
daha fazla algılama sorunu ile karşılaşabilmektedirler.
Sonuç olarak, sosyal yoksunluk yuvalardaki çocuklarımızın okul
başarısını ve toplumsal uyumunu zorlaştıran bir sorun olarak
karşımıza çıkabilmektedir. Yuvalarımızda kalmakta olan
çocuklarımızın sosyal yoksunlukları ile ilgili sorunlarına, meslek
elemanları tabii ki büyük bir özveri ile yardımcı olmaya
çalışmaktadırlar. Ancak, burada asıl üzerinde durulması gereken
şey, kurum bakımın ne kadar sağlıksız olduğudur. Çünkü kurum
bakımı en küçük yaşam deneyimlerini bile yaşamanıza imkan
tanımamaktadır.
O
zaman, insanın aklına kaçınılmaz olarak şu soru gelmektedir, “Peki
bu çocuklarımız yuva ve yurtlardan ayrılıp, gerçek yaşamla
karşılaştıklarında ne yapacaklar?”. Lütfen, bir an için olsun
düşünün, sizce de zor bir durum değil mi? |