|

|
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
KENTSEL DÖNÜŞÜM VE ÇOCUK
Bilindiği üzere ülkemiz 1950’li yıllardan başlayarak hızlı bir
kentleşme sürecine girmiştir. Ancak bu süreç ülkemizde ne yazık ki
daha çok gecekondulaşma şeklinde gerçekleşmiştir. Kaçak yapılaşma
beraberinde düzensizliği ve çarpık kentleşmeyi getirmiştir.
1980’ler den sonra ise bu gecekondu bölgeleri müteahhitler
tarafından çok katlı apartmanlar haline dönüştürülmeye başlanmış
ve ciddi bir rant kaynağı haline gelmiştir. Düzensiz halde çok
katlı apartmanlara dönüşen eski gecekondu bölgeleri yetersiz alt
yapı sorunları ile yüz yüze gelmişlerdir. Günümüzde ise bu
bölgelerin kentsel dönüşüm programları ile yıkılarak yeniden
yapılması yoğun bir şekilde gündemde olan konulardan birisidir.
Bu
çarpık yapılaşmanın olduğu bölgelere örnek verecek olursak
Zeytinburnu, Kağıthane, Okmeydanı vb semtlerdir. Bu bölgelerin
sağlıklı kamusal alanlara sahip olmadıkları bir gerçektir. Ancak
yine de kendi iç dinamiklerine bağlı olarak gelişen bir sosyal
doku meydana getirmişlerdir. Çocuklar yeşil alanları olmasa bile
sokak aralarında ya da apartmanlarının önlerinde kendilerine oyun
alanları yaratmayı başarmışlardır. Ancak bu bölgelerde çocukların
sağlıklı bir gelişim için gereksinim duydukları oyun alanlarının
(parkların) yeterince düşünülmediği de açıktır. Aynı şeyi yaşlılar
için de söylemek mümkündür. Gecekondu bölgelerinde ortak kamusal
kullanım alanlarının yeterince yaratılamadığı görülmesine rağmen
kendi iç dinamiklerinde sorunları çözmeye çalışan ve toplumsal
gerilimleri azaltan, barınma bölgeleri olarak varlıklarını
günümüze kadar getirmişlerdir.
Son
zamanlarda İstanbul’daki gecekondu bölgelerinde yerel yönetimler
tarafından hazırlanılan kensel dönüşüm projeleri kimileri
tarafından ise soylulaştırma olarak adlandırılmaktadır. Gecekondu
bölgelerinin önümüzdeki süreçte hızlı bir şekilde yeniden inşası
düşünülmektedir. Ancak yapılması düşünülen bu projelerin sosyal
açıdan iyi planlanması gerekmektedir. Sadece mimari ya da mali
açılardan ele alınacak kentsel dönüşüm projeleri uzun dönemde
sorunları çözen değil aksine sorun üreten merkezler haline
dönüşecektir. Bu duruma verilebilecek en güzel örnek Fransa
örneğidir. Banliyölerde toplanan ve kentsel dokuya uyum
sağlayamayan genç bir kitlenin önemli bir sorun haline geldiğini
görmekteyiz.
Ülkemizde de hızlı nüfus artışı göz önüne alınacak olursa kentsel
dönüşümle oluşturulacak banliyölerde yaşayacak olan genç bir
kitlenin eğitimsizlik ve işsizlik ortamında ne tür toplumsal
sorunlara yol açabilecekleri göz önüne alınmalıdır. Çok çocuklu
aileleri yüksek ve iki odalı işçi konutlarına doldurarak sadece
belirli bir kesime rant sağlamak adına yapılacak bu tür dönüşüm
programlarının sosyal açıdan da iyi planlanması gerekmektedir.
Çünkü kırsal alandan kente göç eden bu insanlar zaten uyum sorunu
yaşamaktadır. Bu tür dönüşüm çalışmaları iyi planlanmaz ve
soylulaştırma yapılarak yoksul insanlar kent dışında banliyölere
gönderilirse, bu insanların dışlanması anlamına gelecektir. Bu
durumda önemli bir toplumsal sorunun başlangıcı olacak ve ileriki
süreçte toplumun önüne daha büyük bir sorun olarak çıkacaktır.
Kentsel dönüşüm bugün için İstanbul başta olmak üzere birçok büyük
ilimizde gereklidir. Ancak bu dönüşüm küçük müdahalelerle
yapılmalıdır. Gecekondu bölgelerinin tamamını yıkmak ve yeni rant
alanları yaratmak sorunu çözmeyecek ileriki süreçte gecekondu
alanlarından bile daha sağlıksız olarak ifade edilebilecek
banliyöler ortaya çıkaracaktır ki bu beraberinde kimlik ve uyum
sorunlarını gündeme getirecektir.
Sonuç olarak kentsel dönüşüm projelerinin uygulanması
kaçınılmazdır. Ancak bu projelerin sosyal yönü ihmal edilemeyecek
kadar önemlidir. Bu bölgelerin planlanmasında çocuklar ve gençler
göz ardı edilmemelidir. Mümkün olduğunca insanları bulundukları
ortamda tutarak çözüm önerileri geliştirilmelidir. Çünkü rantı
yüksek olan bölgelerden çıkmak zorunda bırakılacak olan
insanlarımızın şehrin dışında banliyölerde toplanması kentle uyum
sağlayamamış ve şiddete yönelen bir kitle yaratacaktır. |