|

|
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
HER ŞEY SEVGİYLE BÜYÜR
Yaşantımızda karşılaştığımız sorunların çözümünü tamamıyla
başkalarından beklemek ya da başkalarını sorumlu tutmak bizleri
geçici olarak rahatlatabilir. Ancak kısa süren bir rahatlamadan
sonra, benzer olayların yaşantımızda devam ettiğini gördüğümüzde
olumsuzlukların hep bizi bulduğundan yakınarak mutsuzluğa devam
ederiz.
Aslında yukarıda ifade etmeye çalıştığım duygusal anlamdaki
çıkmazlarımızın bütün sorumlusu başkaları mı? Yaşadığımız
olumsuzluklarda, bizlerin hiçbir katkı payı yok mu? Neden hatayı
hep çevremizdeki insanlarda yada kurumlarda arayarak sorunları
çözmeye çalışıyor ama hiçbir şekilde çözemiyoruz? Aslında bu
soruya verebileceğim basit bir cevap bulabilseydim keşke. Ancak bu
sorun insanlık var olduğu günden beri insanın ilişkilerinde süre
gelen açmazlardan birisi beklide.
Bu
yılki yaşlılar haftasında huzurevinde kalan yaşlı amcalardan
birisiyle odasının önünde karşılaşıp sohbet etmeye başladım.
Yaklaşık 14 yıldır huzurevinde eşi ile birlikte aile odasında
kalmaktaydı. Ancak eşini geçen yıl kanser nedeniyle kaybetti.
Şimdi; yalnız başına huzurevinde kalmakta ve ölümü beklediğini
ifade etmektedir. Bu yaşlımızın biri erkek diğeri kız iki çocuğu
bulunmaktadır. Kızı Avustralya’da yaşamakta ve hemen hemen hiç
görüşmemektedirler. En son annesinin ölümünde babasını arayarak
hatırını sormuş ve bir daha aramamıştır. Yaşlımızın oğlu ise
eşinden ve çocuklarından ayrı olarak düzenli kalacak bir yeri
olmadan yaşamını sürdürmektedir. Sürekli olarak alkol kullanmakta
babasından devamlı olarak para istemekte ve zaman zamanda
huzurevine babasını ziyarete geldiğinde dövmeye kalkmakta alkollü
olmadığında ise ağlayarak babasını çok sevdiğini söylemektedir.
Emekli maaşı ile dışarıda geçinemediği için babasının iki
dairesini ve bankadaki bir miktar parasını da zorla alarak zaman
içinde tüketmiştir.
Yaşantısına ait bütün ayrıntıları bildiğim yaşlımız bu seferki
karşılaşmamızda odasının önündeki koridorda “ Düşünüyorum da
yaşantımdaki her şey kocaman bir yalandan ibaretmiş”
diyerek ağlamaya başladı ve sözlerine devam etti “ Ben nerde
yanlış yaptım. Aslında hep iyiliklerini istedim, bir baba ne ister
ki keşke hiçbir şey yapmasaydım…” diyerek konuşmasını bir
süre devam ettirdikten sonra, odasına konuşmanın vermiş olduğu
rahatlamayla geri döndü. 72 yaşına gelmiş bir insanın 72 yıllık
hayat özeti bu iki cümleyle kendisi tarafından özetlenmişti.
Oğlundan nefret ediyordu, vefat eden eşinin çocukları çok fazla
şımarttığından hala yakınıyordu. Yaşlımıza göre kendisi bütün
yaşamı boyunca hep fedakarlık yapmıştı ama bunun karşılığında
kendisinin hep kötülük gördüğüne inanıyordu. Nerde hata yaptığını
söylerken bile kendine acımakta ve hala suçlamaya devam
etmekteydi. Kendi bakış açısından gerçektende haksız sayılmazdı.
Ancak diğer aile üyeleri onun gibi düşünmüyordu. Ölümünden önce
anneyle yaptığım kimi görüşmelerde babanın oldukça otoriter
olduğunu çocukların üzerinde baskı kurduğunu, kendi istediklerini
yapmaya zorladığını, torunlarını bile sevmediğini, sürekli kötü
davrandığını, küçükken çocuklarını zaman zaman dövdüğünü ifade
etmekteydi. Benzer ifadeyi yaşlının erkek çocuğu ve kız yetiştirme
yurdunda kalan torunu da vermekteydi. Oysa baba bunları hiçbir
şekilde bugüne kadar kabul etmemiş ve hatayı hep dışarıda
aramıştı. Sevgi yerine yaşamı boyunca baskıyı öngörmüştü. Yaşlımız
kendi yaptıklarından dolayı suçluluk duymuyor aksine eşini ve
çocuklarını suçluyordu. Güzelliklerin var olabilmesi için sevginin
gerekli olduğunu beklide unutmuştu. Çocuklarını büyütürken gereken
ilgiyi yeterince verdiğine inanıyordu ancak anne ve çocuklar tam
aksi düşüncelere sahiplerdi. Herkes kendi açısından haklı olduğunu
ifade etmekteydi. Yani herkesin doğrusu en doğruydu. Ancak ortada
hem fikir oldukları konu ise ailelerinin çok kötü şekilde
dağıldığıydı.
Sonuç olarak bu yaşam öyküsünü sizlerle paylaşmamın nedeni
yaşantımızda bizler için önemli olan çocuklarımız başta olmak
üzere herkes için daha fazla şey yapmamız gerektiği konusunu
anımsatmaktı. Çocuklarımıza ve diğer insanlara sevgiyle, anlayışla
ve empatiyle yaklaşmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktı.
Söylemenin kolay ancak gerçekleştirmenin ne kadar zor olduğunu
biliyorum. Ancak başka bir yaşlımız günün birinde bana
“unutma ki hayatta ne ekersek onu biçeriz, arpa ekipte buğday
biçeni gördün mü?” demişti. Bu önermenin doğruluk düzeyi
kişiden kişiye farklılık gösterebilir, onun için yorumu sizlere
bırakıyorum. Unutmayalım ki her şey gibi çocuklarda sevgiyle
büyür. |