|

|
Sosyal Hizmet Penceresinden |
|
Taner ARTAN |
SOSYAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ YEREL YÖNETİMLER DÜZEYİNDE ARAMAK
Günümüzde bütün Dünya’da küreselleşme ve yerelleşme kavramları
üzerinde durulmaktadır. Yerelleşmeye ilişkin olarak Avrupa Konseyi
1985 yılında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını kabul
etmiştir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kapsamında yer
alan, yerellik ilkesi (subsidiarite) gereği, Avrupa
Birliği ülkeleri başta olmak üzere bütün gelişmiş ülkelerde,
kamusal mal ve hizmetlerin halka en yakın yerel yönetim birimi
tarafından verilmesi temel ilke olarak benimsenmiştir.
Ülkemiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını 1988 yılında
imzalamış ve bu karar 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile
yürürlüğe girmiştir. İmzalanan bu anlaşmanın ülkemizde yasal
olarak somutlaştırılması, 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı Büyük
Şehir Belediye Kanunu ve 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı
Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdareleri kanunu ile
olmuştur. Böylece yerel düzeydeki her türlü sosyal sorunun, yerel
yönetimlerce çözümünün önündeki birçok yasal engel ortadan
kaldırılmıştır.
Yerel Yönetimler, yapılan yasal düzenlemelerle, başta korunmaya
muhtaç çocuklar olmak üzere toplumsal risk grupları için (kadın,
özürlü, yaşlı vb), gerekli sosyal hizmet politikalarını
oluşturmaktan sorumlu tutulmuştur. Örneğin nüfusu 50.000’i aşan
belediyelere kadın ve çocuklara yönelik koruma evleri açma
zorunluluğu getirilmiştir.
Bütün bu yasal düzenlemelere rağmen, sorunların çözümünü halen
merkezi yönetimden beklemek bu durumu daha da içinden çıkılmaz
hale getirecektir. Bugün ülkemizde kurum bakımı altında olan ya da
kurum bakımı dışında bulunan binlerce muhtaç çocuğumuza düşük
maliyetli alternatif sosyal hizmet politikalarını geliştirmek
yerel yönetimlerin zorunlu görevlerinden birisi haline gelmiştir.
Ancak ne yazık ki konuya ilişkin olarak, yerel yönetimler
yeterince önemli adımlar atmamışlardır. Belki de eski
alışkanlıkların bir devamı olarak sosyal sorunların çözümünü
merkezi yönetimden ve bütün dünyada kabul görmeyen kurum
bakımından beklemeye devam etmektedirler. Unutulmaması gereken
asıl konu ise kaldırımlarınız ne kadar güzel olursa olsun onun
üstünde yürüyecek insanlarınız sosyal ve psikolojik açıdan
sağlıklı olmazsa hiçbir anlam taşımayacaktır. Bütün gelişmiş
ülkelerde olduğu gibi bizler de insanımızın sosyal ve psikolojik
gereksinmelerine yönelik sosyal hizmet politikaları geliştirerek
uygulamalıyız.
Sosyal sorunların maliyetinin yüksekliği göz önüne alınacak
olursa, koruyucu ve önleyici sosyal hizmet politikalarının önemi
daha da iyi anlaşılacaktır. Unutulmamalıdır ki sağlıksız yetişen
bir bireyin devlete ileri ki süreçte maliyeti daha yüksek
olabilmektedir. Bu duruma verilebilecek en iyi örnek ise suç
işleyen ya da suça yönelen çocuklarımızdır.
Sonuç olarak, sürdürülebilir bir toplum yapısının sağlanabilmesi
için yerel yönetimlerin özellikle göç alan kentlerimizde,
toplumsal risk gruplarına yönelik (kadın ve çocuklar başta olmak
üzere) koruyucu ve önleyici sosyal hizmet yaklaşımları
geliştirmeleri gerekmektedir. |