|

|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
SİZİ İNCİTEN BİRİNİ SEVEBİLİR MİSİNİZ?
Çocuklar kendi
potansiyellerinin farkına ancak bir birey olarak kendi haklarına
kavuştuklarında varırlar. Çoğu dayağa maruz kalan çocuk şiddet
hareketinden sakınmak amacıyla haklarından feragat eder ve
potansiyelini hep sıkıştırılmış yaşar. Diğerleri ise kendisine
şiddet uygulanan ortamdan uzaklaşma yollarını arar ve uzaklaşır.
Çocuğa uygulanan fiziksel şiddet yetişkinler tarafından kabul
gördükçe veya umursanmadıkça da çocuğa yönelik diğer türlü
istismarların ortaya çıkmasını tetikler.
Çocukların
disipline ihtiyacı vardır ve süreç içerisinde toplumsal yaşamın
düzenine hazırlanmalıdırlar. Ancak; çocuğun disiplin edilmesi,
dayatma (dayak) ile mümkün olmayacağı gibi kuralları sindirmeden
uygulamak zorunda kalan çocuk, çocukluğu terk ettiği yaşlarında
hiçbir eğitim almamışçasına ilkelliğe geri döner. Bunun adı
‘özgürlüğüme kavuştum’ olur. Artık, çocukluğunda yaşayamadığı
haklarını belki de bizzat kendisi şiddet uygulayarak, başkalarının
haklarına tecavüz ederek yaşamaya başlar. Böylece; eğitimde
dayağın yaygın olması neticesinde, suçun toplum vicdanında üstü
kapalı kabul görmesi, değerlerin sarsılması söz konusu olur.
Burada yetişkinlerin davranış niteliklerinin çocuklukta aldıkları
eğitimin nitelikleriyle doğru orantılı olduğunu söyleyebiliriz.
Çocuğun kötü
davranışlarının, beslenme ve uyku bozukluklarından, tedavi
edilmeyen gizli alerjilerden, yeterli oksijen alamamasından,
fiziksel gelişimini de olumlu etkileyecek oyun ve egzersizlerden
uzak yaşamasından, araştırma ve öğrenme ihtiyacından, talep ettiği
kadar nitelikli ilgi görememesinden ve en önemlisi güncel hayatta
karşılaştığı ve örnek aldığı olumsuz yetişkin davranışlarından
kaynaklandığını anlamak ve biran önce ‘kötü çocuk’ damgalamasını
kafalardan uzaklaştırmak gereklidir. ‘Kötü çocuk’, ‘bu çocuk adam
olmaz’ gibi anlamlara gelen diğer nice yakıştırmaları sıklıkla
kullanan yetişkinlerin, ebeveyn olmaktan, eğitici olmaktan yada
sadece bir toplum içinde yaşamaktan kaynaklanan çocuğu eğitme
görevlerinden vazgeçtikleri veya bu beceriye ve kültüre,
sağduyuya, empatiye sahip olmadıklarını söyleyebiliriz. İşte bu
kişiler çocuğa şiddet uygulama potansiyeline sahiptirler ve çocuğu
eğitirken dayağa başvurduklarında, çocuğun denetlenemez öfke ve öç
alma duygularıyla tanışmalarına sebebiyet verirler. Duygusal ve
ruhsal olarak olumsuz etkilenmenin yanı sıra zaman zaman çok hafif
vurmalar, itmeler dahi istem dışı ağır yaralanmalara hatta çocuk
ölümlerine sebebiyet verebilir.
Yetişkinler
ile çocuklar arasındaki anlaşmazlıkların çözümü de hoşgörü ve
uzlaşmadan geçmelidir. Tıpkı iki yetişkin arasında çıkabilecek
anlaşmazlıkların hoşgörü ve uzlaşma becerisi ile halli gibi.
Sonuç olarak;
eğitimi süresince fiziksel şiddete maruz kalan çocuk fiziksel
olarak zedelendiği, yaralandığı gibi yetişkin olarak topluma
karıştığında ya bizzat şiddet uygulayan agresif kişilik sergiler
yada pasif -her dayatılanı veya sunulanı kabul eden, sorgulama
becerisinden uzak, yanlış yönlendirmelere yatkın bir kişiliğe
bürünür. Her iki tarz yurttaş da demokrasiye olması gerektiği gibi
aktif katılımda bulunamaz. İleri yaşlarımızda kendimizi teslim
edeceğimiz çocuklarımızı bu sebeple ve sadece insan olduğumuz için
gelin dövmeyelim. Çocuktan sevgi ve saygı bekliyorsak onları ikna
etme becerilerini öğrenelim. Her ne amaçla olursa olsun, az veya
şiddetli fark etmez, çocuğa şiddet uygulamak bireyin çaresizliğine
(bilgisizliğini), görgüsüzlüğüne (düşük kültür seviyesini), insana
sevgisizliğine ve ayıbına (düşük ahlak seviyesini) işaret eder. |