|

|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
DEMOKRATİK ORTAMDA SEÇİM BİZİM
Türkiye’de kavramlar ve değerler tartışılıyor. Bu iyi ama
tartışılan kavramların neler olduklarına dikkat etmek gerek.
Laiklik halen tartışılırken, ortada “Türkiye Laikdir, Laik Kalacak
“ sloganları atanlar çoğaldı. Gerek var ki slogan doğmuştur. Bu
slogandan rahatsızlık duyanlar var ve sürekli her fırsatı
değerlendirip söylemlerini kamuya taşıyorlar. Rahatsızlık
duyulduğu kesindir ve ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Etrafa
saçılan kıvılcımlar bellidir: Zorunlu din dersi eğitiminden
çocuğunu Alevi olduğu gerekçesiyle muaf tutabilmek için dava
açması gereken ve kazanan bir babadan iyi kıvılcım mı olur?
Daha
iyi bir kıvılcım oldu. Taksim meydanı nelere şahit olmuştur ama
Kadından Sorumlu Devlet Bakanı ve/veya birlikte Taksim’e geldiği
ekibi tarafından, o sırada Şapka Kanununun yıldönümünü kutlamaya
gelmiş olan bir grup kadına “ne komik” diye hitap edilmesi
Taksim’in onca bilinçsiz makyaja rağmen değişmeyen çehresini bile
karartmıştır. Bundan daha iyi kıvılcım mı olur? Eminim olacaktır.
Şimdilik en gafı bu. Yine de bir başka kıvılcımdan bahsedebiliriz.
Nimet Çubukçu bir gazetenin tesettürlü yazarına verdiği demeçte
her kadın oluşumuna konumu gereği aynı mesafede durması
gerektiğini ancak belli partinin belli ideolojisinden gelmesi
sebebiyle bazı tutumlarında kendi ideolojisinin etkin olduğunu çok
net beyan etmiş. Fütursuzuz yani... Taksim’de de önceki gün
“Türkiye Laikdir, Laik Kalacak” sloganlarından rahatsız olduğunu
kameralardan alem gördü ve tepkisini refahlarından sorumlu olduğu
kadınları azarlayarak dile getirdi.
Bakanın derdi başkadır. Devletin sorumluluğu olan kadına karşı
şiddeti yani suçu önleme, mağdurları rehabilite etme, kadın
sığınma evleri açma gibi görevlerini sivil topluma memnunlukla
ihale eder ancak sivil toplumun konuşmasına dayanamaz.
İşte
size Bakan’dan başka bir kıvılcım daha: Formatı önceden
hazırlanmış bir televizyon programında kendisine belli bir güdümle
soru yönelten spikere aşiret reisleriyle töre cinayetlerini
konuştuğunu, bu kendinden ve Bakandan reis kişilerin bile töreye
dur çağrısı yapamayacaklarını, bunun reislerin otoritesini
sarsacağını, o zavallı reislerin de pek bir yaptırımlarının
olmadığını, her türlü kabahatin yurttaşta olduğunu çok açık,
şaibeden son derece uzak söyleme cesaretinde bulunmuş öncelikle
bir kadın bireydir. Bu birey; Cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti
nedir çok iyi bilecek eğitime sahip olması beklenen bir
yurttaştır. Dolayısıyla tutumları kendisinin laikliğe inanmadığı
yönündedir. Bilinçsiz diyemeyiz, üst düzey yönetici. Buradaki
kıvılcım biraz daha parlak. Çubukçu, büyük üzüntüyle, törelerin
dini kuralların önüne geçtiği söyleminin de sahibidir. Başbakan da
daha sonra bu tür bir söylemde bulunmuştur. İdeoloji bellidir.
Şimdi benim taleplerim:
Burası bir hukuk devletidir ve öyle kalacaktır. Laikiz, laik de
kalacağız.
Memlekette töre çıkarları çocukları katlederken, suç dini
kuralların önüne geçti denemez. Suç hukukun üstünlüğünü
zedelemektedir diyeceksiniz.
PKK
ile masaya oturmam derken samimiyseniz aşiret reislerinden medet
ummaktan vazgeçecek, Devlet’i güçlü kılacaksınız.
Yurttaş bilinçsizdir diyemezsiniz. Bu durum sizin suçunuzdur.
Yurttaşı bilinçlendirmek, suçtan caydırmak vazifenizdir.
Vazifenizi yapacaksınız. Bunu yaparken sivil toplum ile işbirliği
de yapacaksınız. Öğretelim; bu demokrasinin gereğidir, keyfiniz ya
da ideolojiniz değildir.
Nihayet konuşmaya başlayan bilinçli kadınları meydanda susturmaya
çalışırken kocaların karılarını dövmelerini, ailelerin kız
çocuklarını namus gerekçesiyle katletmelerini nasıl önleyeceksiniz
bilemem ama önleyeceksiniz.
Gazetelere haber olan çocuklara baktıkça mevcut kapasitenizin ve
standartlarınızın karikatürlere konu olabilecek düzeyde olduğunu
algılama kapasitesine sahip olacaksınız. Zaten mevcut
kapasitenizin üzerinde çalıştığınızı, bunun için çocuğa yönelik
şiddet olgularının ortaya çıkmasından çok korktuğunuzu,
konuşulmasına bile maddi ve diğer türlü kaynak açısından
tahammülünüz olmadığını itiraf edeceksiniz.
Ticari tedbirlerin 40 dakika gibi bir zamanda alınabildiği hukuk
sistemimizde çocuk koruma kararlarının çıkmasının neden günler
sürdüğünü araştırmışlardan öğrenecek ve alınması gereken
tedbirleri uygulayacaksınız. Bu hukukun işidir, biz gece çocuğun
kapısında bekledik, vazifemizi yaptık amatörlüğüne
girmeyeceksiniz. Hukuk sistemini değiştirmek üzere Meclis’e kanun
tasarısı önersenize.
Bu
talepler böyle uzar gider. Tüm bunları ve diğerlerini yerine
getirirseniz, laikliği daha sonra tartışabiliriz.
Sonuç itibarıyla; biz yurttaşız. Destek olmak da sorgulamak da
vazifemiz. |