ÇOCUK KİMDİR?
Birleşmiş Milletler Antlaşması, aralarında Türkiye’nin de
bulunduğu 51 kurucu ülke tarafından 1945 yılında imzalandı.
Günümüzde 192 üyesi bulunan BM aslında “uluslararası
ilişkilerde şiddet kullanılmamasını” teminat altına alan ilk
sözleşmedir. Özünde barış yatan bu birliktelikte Taraf
Devletler barış ortamının oluşturulmasında, barışın
korunmasında ve geliştirilmesinde çocuklara öncelikli değer
verilmesi gerekliliğini kavramışlar ve çocukların “barış,
değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma
ruhuyla” yetişmeleri için 1990 yılında Birleşmiş Milletlerin
Çocuk Hakları Sözleşmesini yürürlüğe koymuşlardır. Halen,
Sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirme maddi
imkanlarından ve toplum düzeninden yoksun olduğu gerekçesiyle
taraf olmaktan çekinen Somali hariç, tüm BM üyesi ülkeler - ki
dünyada yaşayan çocukların hemen hemen tamamına yakınını
kapsamaktadır, Sözleşmeye taraf olmuşlardır.
Sözleşmenin ardından, aslen Sözleşmeye taraf Avrupa Birliği
üyesi devletler tarafından ayrıca 1996 yılında Çocuk
Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
Strazburg’da imzalanmıştır. Türkiye gerek Sözleşmeyi (kabul
tarihi 1995) gerekse AB Sözleşmesini (kabul tarihi 2001) iç
hukukumuzda kabul ederek yürürlüğe koymuştur.
Bu en yaygın ve geniş katılımlı her iki sözleşme çocuğu aynı
şekilde tanımlamaktadır. Buna göre, “çocuğa
uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma
durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”
(Sözleşme Madde 1).
Sözleşmenin ve AB Sözleşmesinin önsözlerinde yer aldığı üzere,
1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirisinden kaynaklı
olarak, “çocuğun
gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış
olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum
öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve
koruma gereksiniminin bulunduğu"na atıfta bulunularak,
çocuk kavramının
gebeliğin başlangıcından itibaren ele alındığı
belirtilmektedir.
Sözleşmeyle, tarihte farklı kültürlere, farklı zaman
dilimlerine ve farklı sosyo-ekonomik yapılara bağlı olarak
değişim gösteren çocuk kavramı, dünyaca kabul edilen evrensel
bir tanıma kavuşmuş ve çocuklar açısından en azından hukuksal
boyutta birincil eşitlik ortamı yaratılmıştır.
Diğer taraftan toplumsal yaşamın tarihine baktığımızda,
toplumları çocuklara değer vermedikleri için, çocuğu “küçük
insan” olarak değerlendirdikleri için sorgulamak yanlış olur.
Eski çağlardaki yaşam standartları içerisinde çocuğa özgü bir
ortamın yaratılması, günümüzde bile yakalanamamış çocuk
hakları ideal ortamı göz önüne alındığında gerçekçi
olmayacaktır. Geçmiş incelendiğinde çocuğun velayetinin ailede
olduğu ve ailelerin bu statülerini mevcut sosyo-ekonomik
ortamlar içerisinde aile açısından verimli olacak şekilde
kullandıkları gözlemlenmektedir. Günümüzde de çocuğa karşı bu
tutum devam etmektedir.
Yunan ve Roma tarihinden günümüze, diğer tüm kavramlar gibi
çocuk kavramı da süreç içerisinde gelişmiştir. Bunun anlamı,
çocuk kavramının ve çocuğun gelişim süreçlerinin eski çağ
toplumlarında da var olduğu, bilindiğidir. Örneğin mitolojide
çocukla ilgili ibarelere sık rastlamak mümkündür. Sıralamada
önce gelen Yunan Mitolojisi’nde, Tanrıça Artemis’in
“çocukların doğumunu yönettiği”, Tanrıça Hestia’nın ise “yeni
bir çocuk doğduğunda aileye kabul edilmeden önce çocuğu
kutsayan” olduğu söylenmektedir. Buna göre, Eski Yunan’da
çocuk kavramının doğumdan itibaren başladığı ve çocukların
aileye kabul edilmesi, aile içerisinde korunması, bakılması
gerektiği toplumsal anlayışının hakim olduğunu anlamaktayız.
Eski Yunan’dan Roma Mitolojisi’ne gelindiğinde ise süreç
içerisinde çocukla ilgili kavramların geliştiğini, çocuğun
farklı gereksinimlerinin olduğunun anlaşıldığını izliyoruz.
Roma Mitolojisi’nde, Tanrıça Abeona “çocukların
koruyucusu”dur, Tanrıça Alemonia “henüz doğmamış çocukları
besleyen”dir, Tanrıça Dea Dia “ürünün (çocuk) büyümesi ve
gelişmesini sağlayan”dır. Buraya kadar Eski Roma zamanından
beri çocukların korunmaya, gelişmeye gereksinimlerinin yani
haklarının olduğunun bilindiği ve aynı zamanda “henüz
doğmamış” çocuklardan bahsedilmek suretiyle çocuk kavramının
gebelik sürecini de içerdiğinin tariflendiği ve bu dönemde
çocukların beslenme gereksinimlerinin (doğum öncesi bakım)
farkında olunduğu görülmektedir.
Yine Roma Mitolojisi’nde, bu kez Tanrıça Edusa’nın “küçük
çocuklara beslenmeyi öğreten” olduğu (çocuğun sağlıklı
fiziksel gelişim hakkı), Bebeklerin Tanrısı Fabulinus’un
“çocuklara konuşmayı öğreten” (çocuğun sağlıklı zihinsel
gelişim hakkı) olduğu, Juventus’un “Gençlik Tanrıçası”
(adolesan) olduğu, Tanrıça Juno’nun “çocuklara ışık bahşeden”
(çocuğun aydınlanma / bilinçlenme / eğitim hakkı) olduğu,
Nundina’nın “yeni doğan bebeğe isim takıldığı dokuzuncu günün
Tanrıçası” (çocuğun kimlik edinme hakkı) olduğu, Tanrıça
Pilumunus’un “yeni doğan çocukları koruyan” olduğu (bebeklerin
korunma ve bakım hakkı), Tanrıça Vesta’nın - Yunan
Mitolojisi’nde Tanrıça Hestia’dır - “aile ocağının koruyucusu”
olduğu (ailenin korunması, çocuğun aile içinde gelişimi ve
bakılması hakkı) görülmektedir.
Özetle, çocuk kavramının eski çağlardan günümüze pek
değişmediği, çocuğun tanımının Eski Roma’dan itibaren gebeliği
de içine alan, bebeklik, erken çocukluk, adolesan dönemlerini
kapsadığı görülmektedir. Sözleşme ile çocuk kavramına
getirilen 18 yaş üst sınırı ise çocukluk dönemini tanımlaması
ve sınırlaması açısından çok önemlidir.
Çocukların hakları açısından bakıldığında ise yine yaşama,
gelişme, korunma temel çocuk haklarının Eski Çağlarda da var
olduğu ve bilindiği görülmektedir. Ancak, Sözleşme ile
tariflenen çocuğun katılım hakkı daha çok yeni olarak
tariflenmiş bir çocuk hakkı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tüm bunların ışığında, çocuk kavramının ve haklarının antik
çağlardan beri biliniyor olmasının ne tarihte ne de günümüzde
çocuğa yönelik istismarların önünü alamadığı, çocuklarımızın
sosyal olarak hala dışlandıkları, sosyal yoksunlukla başetmeye
çalıştıkları gerçeği ve katılım haklarının yaşama geçmesine
bir katkıda bulunamadığı dikkat çekmektedir. Kavramların
oluşturulması, hukuksal düzenlemelerin yapılmış olması
toplumdaki çocuğa yönelik yanlış tutum ve davranışların
sürmesine engel olamamaktadır.
Polat, O.,
Gezer, T., Sosyal İçerme ve Çocukların Katılım Hakkı, s.8-12,
Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği yayını, 2007