BELKİ DE YALNIZCA OYNAMAK
İSTEDİ ..!
Siz hiç katil balina gördünüz mü? Asaletine hayran kalırsınız.
Kocaman kütlesiyle büyük bir hızla çevik hareket etmesini
yadırgarsınız ve normal bir insansanız O’na asla el sürmek
istemezsiniz. O, yücedir, size göre daha üstündür. O, büyük
balıktır ve siz küçük... Saygı duymalısınız.
Bilenler bilir, denize aşık biriyim. Aşkın özünde içten gelen
bir adanmışlık varsa da karşı tarafa saygı göstermenin aslında
bireyin kendisini emniyete almak olduğunu öğrendim. Dalış
derslerimi, köpek balıklarının cirit attığı, akıntılarıyla ve
zehirli mercanlarıyla çok meşhur olan Meksika Körfezi’nde
aldım.
Gençlik başımda duman, ilk aşkım, ilk heyecan ruh halleri
içindeyken denizle sevişmek çok hoştu...
Gördüğüm her canlıya ellemeden geçmiyordum. Çok sayıda batığa
daldım ve mercanları okşayıp ardından saatlerce cayır cayır
yanan avuçlarımı buz kaplarının içinde tuttum. Denize aşıktım,
eldiven giymeyerek doğa ile bütünleşmenin özgürlüğünü ...!
Eğitmenim uzun boylu, çok zarif, sarışın bir hanımdı. Dalmadan
önce sanki sevgilisiyle buluşacakmış gibi uzun uzun
hazırlanır, belki binlerce kez okuduğu çizelgeleri yeniden
gözden geçirirdi. Çoğu meslekdaşının aksine bıçaksız dalardı.
Ben de bugüne kadar dalışlarımda hiç bıçak kullanmadım.
Okyanus dalışlarımda bile hiç wetsuit (balık adam kıyafeti)
giymedim. Denizin beni üşütmesini, orama burama değen
mercanların cildimi kavurmasını bile severdim. Macera,
maceraydı... Ben çok cesurdum (!)
Büyüdüğümde, bu tedbirsiz dalışlarımdan utandım.
Lisanslarımızı alma zamanı gelince, eğitmenim herkese
yanlışlarını hatırlattı, brövelerini verdi ve öptü, kutladı.
Hiç bir zaman tek başımıza dalmamamızı öğütledi. Peki, benim
yanlışlarım... Eğitmen, kulağıma, “Balıklarla flört etme!
Senle oynaşmak isterlerse, bin pişman olursun ve bu senin
suçun olur” dedi.
Güldüğümü ama aklıma kazıdığımı hatırlıyorum. Yıllar sonra
süresi dolan lisansımı yenilemek istediğimde kendisine yazdım.
Eğitmenliği bıraktığını, Amerika’ya geri döndüğünü, havuzlarda
balıklara “dostluk” adı altında eziyet edenlere, bundan para
kazananlara karşı aktivist hareket başlattığını söylediler.
Toplumu bilinçlendirme adına belirledikleri sloganları ise
“Dikkat! Seninle oynamak isteyebilir”.
Yıl 1985, Miami’de Seaquarium (Deniz Akvaryumu) önünde çok
pankart taşıdım. Fakat Dünya’da ve ülkemizde yaygınlaşan,
avlanma iç güdüsü ile doğan dev canlıları küçük havuzlara
tıkma ve onlarla oynaşma akımı giderek arttı.
Uzmanların uyarılarına rağmen insanlar hem kendilerini hem
çocuklarını tehlikeye atıyorlar hem de balıkların doğada özgür
yaşam haklarını ihlal ediyorlar. Engelli çocukları yunuslarla
yüzdürerek terapi uyguladığını söyleyenler de var.
Geçtiğimiz hafta, Dünya, yine bir balinanın bakıcısını
herkesin gözü önünde, gösteri sırasında öldürdüğüne şahit
oldu. Aynı balina önceden iki kişiyi daha öldürmüştü.
Olayı yorumlayan biyolog dedi ki, balina sadece oynamak
istemiş olabilir...
Bu büyülü hayvanları istismar ederek çocukları ve kendimizi
eğlendirmek de nereden çıktı. Para insana her şeyi
yaptırabiliyor. Bu tamam ama satın almak zorunda mısınız.
Unutmayın ki çocuğun tam bütünlüğü için her türlü tedbiri
almalısınız.
Fotoğrafta, balığın sırtına yapışmaya çalışırken bir yandan da
gülümsemeye çalıştığınızı gördüğünüzde, bunu “çok eğlendik,
müthişti” olarak algılayıp kendinizi çok beğeniyor
olabilirsiniz. Bu sizin gerilerde kalmış algı seviyenizle
ilgili bir şey. Peki, ya sizi sırtında yüzdüren, bunu
öğrenebilmek için şiddet kullanılarak eğitilen ve hızlı
hareket etmemesi için, sakin durması için uyuşturucu müptelası
haline getirilen, balıklığından çıkmış balığın o fotoğraf
karesinde olmak isteyip istemediğini hiç düşündünüz mü?
Balık size zarar verdiğinde, “yalnızca oynamak istedi”
denilecektir.
Tesis sahibinden alacağınız asla olmaz çünkü suya kendi
iradenizle girmiş olacaksınız.
Çok rica ediyorum, çocuklarınızı o havuzlara sokmayın. Hiçbir
çocuk, hayvan haklarının istismar edildiği o fotoğraf
karelerinde yer bulmasın.
Hiç sevimli değil... Rüküş bir etkinlik.
Spor deseniz spor değil.
O havuzlar hijyenik hiç değil...