HUKUKUN
ÜSTÜNLÜĞÜ: SERBEST RÜZGARLAR
Çocuk
hakları açısından bakıldığında hukukun üstünlüğünün toplumun
her katmanı tarafından içselleştirildiği bir ortam ancak
çocuklara haklarından azami derecede faydalanma fırsatı
sunacaktır. Ama tabii ki birşeyi içselleştirmeden önce ne
olduğunu iyice öğrenmek gerekir.
Hukukun
üstün olduğunu içselleştirmek için önce adalet ve kanun
kavramlarını çok iyi öğrenmeliyiz. Adım adım gitmekte fayda
var çünkü yazılanlar ve konuşulanlardan anladığım kadarıyla
aydınımız, akademisyenimiz hep AB Meclisin %50’den fazlasının
iradesine sahip partilerin nasıl olup da kapatılabildiğini,
demokrasiyi nasıl zedelediğimizi bize sorar telaşı içindeler.
Adalet
nedir? Adalet herkesin gönlünde kendi menfaatine yatan
aslandır. Aslanın büyüklüğü ya da ihtişamı bireyin ego
seviyesine bağlıdır. Hep bana rab bena da bu niyetin duasıdır.
Kanun ise insanların egosuna bağlı olarak değişkenlik gösteren
adalet kavramını tek tipliğe indiren standarttır. İşletmeci
kendi adalet duygularına göre değil kanunlara/sözleşmelere
göre oluşumu işletir. Bu durumda, sıklıkla başkalarının
hataları, adil olmamakla birlikte, kanunları, sözleşmeleri
okumayı iyi biliyorsanız sizin lehinize işletilir. Bir
parantez açarak belirteyim, Çocuk Hakları üzerine çalışan
uzmanlar ve kart hamili yakını diğer ilgisiz meslek elemanları
herşeyden önce Çocuk Hakları Sözleşmesini çok iyi okumayı
bilmelidirler. Yani Sözleşmeyi en az bir kere okumuş olmak
yetersizdir ama destekçileri kaybetmeyelim diye hiç değilse
bir kere okumuş olmakla yetinelim. Ancak ondan sonra herkes
ahkamcı olabilir. Yoksa sosyalleşme sevdasıyla biraraya gelmiş
kendinden uzman kişilerden oluşmuş sosyal yardım kuruluşlarına
benzerler.
Aynı durum
AK Partinin kapatılması konusunda da sözkonusudur. AB ne der,
demokrasiye leke sürülür, siyasi kriz olur söylemleri de
aydınların bireysel adalet duygularından kaynaklanmaktadır.
Meclisin yarısından fazlasına sahip iki parti kapatılırsa
rezil oluruz diyenler olduğu kadar bu memlekette cinsel tacize
uğrayan aslen mağdur çocukların rezil olmasından korkup konuyu
örtbas etmek isteyenler de var. Sanırım korku burada sadece
çocuğun rezil olması değil, ailenin hatta okulun adının kötüye
çıkmasıdır. AK Parti de sosyalleşmek, iletişimde bulunmak
amacıyla biraraya gelmiş ve zamanla yandaş toplamış mahalleli
kadınların çabalarıyla, belli bir starateji ile
yükseltilmiştir. Yani, sosyalleşme sevdasıyla biraraya gelmiş
kendinden uzman kişilerden oluşmuş bir sosyal yardım kuruluşu
profiline sahiptir. İcraatleri Başbakan kendi adalet duygusuna
göre yürütür. Bu yüzdendir bağımlı arılarla uyuşturucu
kullanan çocukları tespit etme komedisine muhatap olmamız.
Şimdi ne
yapacağız? Rezil olmayalım, aman kol kırılsın yen içinde
kalsıncılık mı oynayacağız yoksa hukukun üstünlüğüne inanıp
işlenmekte olan suçu cezalandıracak mıyız. Hükümlerine
uyulmayacaksa kanunları, sözleşmeleri yapmış olmanın ne anlamı
var.
Başbakan
sıklıkla kendisinin ve cemaatinin adalet duygularını
kanunlara, zorlamayla ucundan bile olsa, oturtarak AB’ye ve
dünyaya memleketi şikayet etmiş ve bundan hiç yüksünmemiş, en
kral müzakereci olduğunu ibreti aleme ilan etmiştir. Kendisi
aynı hassasiyeti Çocuk Hakları Sözleşmesini okurken
göstermemiştir. Eh olmazsa olmaz şekilde devlet bakanı da aynı
pozisyonu almıştır. Sözleşmenin iç hukuk normlarına
yansıtılması kolay olmuştur. Doğru konuşalım üç-beş kural
dışında kanunlar hiç de fena değildir. Yaz kızım katip
yazmıştır ama uygulamaya gelindiğinde sistemde çöküntü olduğu,
sözleşmenin çocuk yararına işletilemediği aşikardır.
İster
inanın ister inanmayın, bu memlekette çocuk istismarının tüh
kaka bir şey olduğunu bilip de ilimizin adı kötüye çıkmasın,
kötü reklamımız olmasın diye verileri çarpık okuyan, veri
olmayan ortamda herşeyi süt liman zikreden çocuk hizmetinde
çalışan uzmanlarımız var.
Eh o
duymasın ayıp olur, AB duymasın ayıp olur mu yapacağız yoksa
AK Partiyi laiklik karşıtı propoganda yaptığı için
yargılayacak mıyız? Propoganda ile düşünce özgürlüğünü ayırt
etme yeteneğine sahip kaç uzmanımız var acaba, meraktayım.
Yargılamanın neresi garip, suç varsa cezalandırılmasının
neresi demokrasiye kara lekedir. Kanunların uygulanmaması
garip olurdu. Biz değil miyiz Çocuk Hakları Sözleşmesinin
uygulanmasında problem var diye bağırıp, talep eden.
Konuyu
basitleştirelim ve şöyle bitirelim. Hukukun üstün olduğuna
inanacak mıyız yoksa adalet duygumuzun bizi götürdüğü yerlere
mi uzanacağız? Unutmayalım ki şu an bizi hazdan haza
sürükleyen serbest rüzgarlar risklidir. Hele ki aynı anda
ikiden fazla rüzgarı idare etmeye çalışmak, salaklıkla eş
değerdir. Kayıpları çok büyük olur, olmuştur. Anlayana…