İNANÇ VE BİLİMSELLİK AYNI
POTADA ERİMEZ
Medeniyetin ölçütü eğitim ya da ekonomik değerler değil,
vicdan ve ahlaktır. Toplumlarda yazılı kanunlar ve buna uyan
yurttaşlar vardır. Kanunların ne kadar vicdani, yani ne kadar
yurttaşlar arasında ayrımcılıktan uzak olduğu ve yurttaşların
da bu kanunlara ne ölçüde uydukları medeniyetin seviyesini
belirler.
Kanunlar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda
değiştirilebilirler ama bu değişim pozitif yönde olmalı ve
toplum yaşamı içerisinde yurttaşların refahını arttırıcı,
iyileştirici niteliğe sahip olmalıdır.
Dinler ise toplum yaşamı içerisinde olmazsa olmaz kuralları
koymak adına değiştirilemez kanun maddelerinden ibarettir.
Yurttaşa birey olmanın vicdani ve ahlaki değerlerini
öğretirler. Ama artık günümüz koşullarında yeni dinlerin
gelmesine gerek yoktur. Çünkü kanunlar vardır ve bunlar
yurttaşlar tarafından demokratik ortamlarda toplum ihtiyacına
göre sürekli yeniden yazılmaktadır.
Türban, AKP’nin “ampul”ünden daha değerli simgesidir ve bu
asla tartışmaya açık bir durum değil. İnancın simgesi olduğuna
inanmak ise ayrımcılığı savunmakla eşleşir.
Yine birileri bana karşı cihad naraları atmadan açıklamamda
fayda var.
Kur’an, “okunan” yani kitap demek. Kitap, MS 610 ve 632
yılları arasında yaklaşık 23 yılda gerçekleşmiş. Gerçekleşmiş
çünkü Kitap Peygamberimizin ölümü ile tamamlanmıştır. Kitabın
öğretilerileri/buyrukları Peygamberimiz yaşadığı müddetçe
devam edebilmiştir.
Kitap 30
fasikülde (cüz), 114 ana bölüm (sure) ve 6236 alt başlıklardan
(ayet) ibarettir. Yazımı, Peygamberin ölümüyle görevi
bittiğinde gerçekleştirilmiştir. Vahiy yoluyla gelen buyruklar
surelerin mevcut sırasını takip etmemektedir. Buna göre
buyrukların, “genellikle Müslümanların belirli bir konuda
bilgi, görüş veya cevap gibi ihtiyaçları doğduğunda, ya da
önemli bir olay nedeniyle” gerçekleştiği söylenir.
Hadi
yazıya bilimsel format kazandıralım, ANAHTAR KELİMELER; toplum
yaşamı, kanun, inanç . . .
MS 600’lü
yılların ilk yarısında toplum yaşamı içerisinde mirasın pay
edilmesinin hükme bağlanması gerekmiş ve fetva istenmiş ve
işte Nisa Suresinin 176. Ayetinde;
“Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah size “kelâle” (babasız
ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor:
Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa
bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve
çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız
kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi
onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler o zaman, (bir)
erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız
diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.”
denilmektedir. O dönemde kadınların, erkeklerin himayesi
altında olduklarının bilinciyle bu maddeye bakacaksınız ve
“Bir erkeğe iki kızın hissesi kadar pay düşer” fetvasından
rahatsız olmayacaksınız. Günümüzde ise kadınlar erkeklerin
himayesinde değiller ve bu öğreti maalesef cinsiyet
ayrımcılığı anlamına geliyor ve doğal olarak Anayasa ve Medeni
Kanunumuz başta olmak üzere bu durum kanunlarımızla
iyileştirilmiştir. Miras artık cinsiyete bakmaksızın çocuklar
ve kardeşler arasında eşit pay edilmektedir.
Türban
inancım gereğidir diyenlerin Kitabın miras paylaşımı
konusundaki buyruğu dini inançları olarak görmemeleri ayetler
arasında ayrımcılık değil mi sizce? Yoksa türban simge midir!
Devam
edelim, Nur Suresinin 31. Ayetinde;
“Mü’min
kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet
(yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının
üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut
babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut
oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek
kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut
kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan,
yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış
hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine
vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler.
Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere
vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki
kurtuluşa eresiniz!”
Yine MS
600’lü yılların ilk yarısında bir zamanda, bir gün toplum
yaşamı içerisinde birilerini mağdur eden bir cinsellik
yaşandığı çok belli. Fail için başka ayetlerde ceza
öngörülüyor ancak bu ayette “KADINLARA DA söyle, … ırzlarını
korusunlar” sorumluluğu getiriliyor. Toplumumuzda maalesef
hala var olan dişi köpek ve onun sallanan, suça teşvik eden
kuyruğundan bahsediyoruz burada. Ya da hala kadına karşı
işlenen cinsel suçların şikayete bağlı olduğundan mı
bahsediyoruz desek.
Erkeklerin
cinsel suç işlememeleri için kadınların örtünerek haklarından
feragat etmeleri, hatta cinselliği çağrıştıracak hareketler
yapmamaları buyruğu var
(Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere
vurmasınlar.).
Ben, bir kadın olarak bunu kabul ederek kendimi aşağılayamam.
Sorgulamadan, inatla türban takmak isteyenleri, sorgulamanın
beşiği üniversitelerin koridorlarına asla layık bulmam.
Bu arada
Kitabın Şura Suresinin 49. Ayetinde; “Göklerin
ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini
yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları
verir.”
buyruğu mevcuttur. Bu da toplumumuzda malesef hala kanamakta
olan bir yaradır. Üniversite koridorlarında türban takmaya
inat etmektense, inanca hizmet etmek adına erkek çocuk
doğurana kadar kadınları gebe kalmaya zorlayanlar, kadının
sağlığını tehlikeye sokanlar, erkek çocuk doğurmayan kadına
kadın demeyenler, erkek çocuk doğurmayan kadınların üstüne
kanunlara rağmen kuma getirenlere karşı bir çalışma içine
girseler Yüce Rab onlardan daha fazla razı olmaz mı?
İnanç ve
bilimsellik aynı potada eritilebilir mi? Hayır. Biri, bireyin
kendince doğrusudur diğeri evrensel gerçekliktir.
Ben, türban tartışmalarını samimi bulmuyorum. Tehlikenin
farkındayım… Kanuna karşı hile işlendiğini görmemek hiyanet
içinde olmaktır.
Hukuk
devleti içerisinde çok çeşitli bireysel doğrular yerine
bilimsellik, Atatürk’ün İlke ve Devrimleri sonuna kadar takip
edilecektir. Bunların içerisinde çocuk ve kadın hakları üst
düzey korunacaktır.
İşte bu da
benim inancım.