Olayların
geçtiği yer hep "Uzak bir ülke"dir. O ülkenin de genellikle
bir padişahı vardır. İşte masallar hep böyle başlar. Çocukken
hangimiz masal diyarlarına gitmedik… Masalın içine dalıp
sevinçlerini, korkularını taa içimizde yaşasak da aslında başa
gelenler bizim başımıza gelmezdi. Bu iyiydi.
Derken
büyüdük ancak, hep başkalarının başına gelir tutumlarımızı
terketmedik. Masalların dışında kalan yakın çevrede de, yaşam
koşulları gereği diyelim, zaten komşuluk ilişkileri giderek
zayıflamışken, dertler ve tasalar hep başkalarının başına
gelir biz de vah vahlarız.
Ya bir gün
vah vahlanacak durumda kalan siz olursanız? Her çocuğun anne
ve babasıyla birlikte sağlıklı gelişim hakkından
faydalanmasından bahisle şu meme kanserinin biz kadınlara
ettiklerine küfür etmek geliyor içimden. Küfürün çapını geniş
tutup kendimizi de hedefin içine almak gerekiyor. Yoksa emir
büyük yerden ama ayrılık olmasa...
Vah
vahlayamadım bile, haberi aldım ve dondum kaldım. Şimdi
inanıyorum ki mutlaka başaracak. Bunu çocuklarına borçlu.
Meme
kanseri çok sık görülen bir tür. Kusura bakmayın bu yazıda
sayılar ya da veriler ya da adı her neyse mümkün olduğunca
kişiliksiz, yılların gelişmemiş, sıkıcı formatına bağlı türde
bir uslup kullanamayacağım. Üzüntüden canım acıyor. Meme
kanserinin kaçıncı sırada olduğunu bilmenin pek de büyük bir
önemi yok. Çok sık görülen dediysem anlayın işte. Tedavide
başarı da bir o kadar sıklıkla mümkün. Erken tanıya ve türüne
bağlı olarak.
Bu yazı
aslında bir sitemdir kendisini muayene etmeyen, bunun nasıl
yapıldığını öğrenmeyen, mamografi ve ultrasound gibi
teknolojileri es geçenlere. Git, yılda bir yarım gün kendine
ayır ve bunu sadece kendi refahın için değil
çocuğuna/çocuklarına saygın olduğu ve onlara anne bakımını
borçlu olduğun için. Ama durum bu değil maalesef. Dertler hep
başkasının başına gelir... Üst düzey sosyo-ekonomik statü
sahibi bireylerin bile tutumu böyleyse, diğerlerinin
davranışlarını nasıl değiştireceğiz. Moral bozucu.
Tüm
kampanyalara ve sınırlı da olsa ücretsiz hizmetlere rağmen
meme muayeneleri aksatılmakta. Zaten koruyucu hekimlik
uygulamaları, meme kanseri tarama hizmetleri sınıfta ve
bunların masraflarının SSK dan ödenmeleri başka zamana
kaldıysa da mevcut hizmetlere ulaşımda eşitsizlik olduğu ve
bunun en önemli sebebinin hizmetin kadınlar tarafından talep
edilmemesi üst düzey bilinçsizliği ve sorumsuzluğu olduğu
kesindir. Düşük kapasiteli hizmeti üretip de talep gelmemesi
için dua etmek yıllara sari genel geçer bir Hükümetler
tutumudur nasıl olsa. Var mı var... Tabii, Türkiye Üreme
Sağlığı Programı kapsamına da alınmış, birkaç stk tarafından
da çalışılan bir konudur.
Bu yaygın
sağlık problemiyle ilgili işletmeci gözüyle yorum yapacak
olursam; kanser tedavisi oldukça maliyetli bir tedavi süreci.
Bu bir yana, hastanın iş göremezlik dönemlerinde ya da ALLAH
KORUSUN ölümüyle iş gücü kaybı durumunda SSK’ya binen maddi
yükün, SHÇEK’e binen çocuk bakım yükünün maliyetini
hesaplamaya ahh bir kalksalar acaba hükümetler erken tanı
konusunda, ücretsiz tarama hizmetlerinin yaygınlaştırılması
konusunda yatırım ve tanıtım yaparlar mı? Sanmam, popüler
gündem insan hakları savunuculuğudur. Aydınlar ve olmazsa
olmaz AB bu savunuculuk içinde bile ayrımcılık yaparken bireye
ait münferit bir hastalıkla niye uğraşılsın. Bu hastalığın
ekonomiye vurduğu sekteyi hesaplamaya ne gerek var. Diğer
taraftan anneyi kaybedince tek ebeveyn olarak babanın çocuk
yetiştirme (yetiştirememe) yüküne ve bu şekilde istismar ve
ihmal edilme riski ile buluşan çocuklara ne demeli.
Masallarda
zaman ve mekan bilinmezse de, o hep “uzak bir ülke” yoksa çok
mu yakın . . .