|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
SOKAKTA OYNAMAYA KARŞI ÇOCUKLARIN TÜKETİME KATILMASI
Kimilerine göre çocukları artık sokakta görmeme nedenlerimiz
belli; trafik canavarları mahalle arasında geziyorlar, komşuluk
ilişkileri giderek zayıfladı, sokaklarda pedofiller ve pederastlar
kol geziyorlar, organ mafyası pusuya yatmış bekliyor, uyuşturucu
satıcıları köşelerde çocukları bekliyor, vs...
Bunlar ben çocukken yok muydu? Ben sokakta bu risklerle hiç
karşılaşmadım mı? Cevap sizi şaşırtmasın ama evet bunların hepsi
benim çocukluğumda da vardı. Nufusa oranlı olarak sayıca azdı ama
vardı. Nufus artışıyla birlikte suç oranları da arttı. Yine de
oynardık sokaklarda. Başka alternatifimiz yoktu. Güneş battığında
annemin çağıran sesini duymaktan nefret ederdim. Eve girmek,
yıkanıp, yemek yiyip, ders çalışıp yatmak demekti. Çocuk için evde
yapacak başka birşey yoktu. Televizyon ve bilgisayar yoktu. Ev
oyunları bebeklere göreydi, kitap okumak da zamanla sıkardı. Oku
oku nereye kadar.
Artık herşey farklı. Sokakta oynayan çocuk tüketime nasıl katılır
sorusuna işletmeciler kafa yordular ve bugünkü teknoloji
harikaları oyuncaklar yaratıldı, spor salonları, her türlü kurslar
açıldı. Anne-babalar bu tuzaklara boyun eğdi, sosyal statünün bu
paralı aktivitelere katılımla arttığı görüşünü benimsedi,
benimsetildi. Çocuklar artık hafta içi TV seyredip, bilgisayar
oyunlarına takılıyor. Haftasonları ise anne-baba çantası şeklinde
spor salonları, resim, santranç, müzik kurslarını geziyorlar. Boş
zamanlarında eğitimlerine destek olacak ek derslere katılıyorlar.
Ancak bunları, eğlenmek, eğlenirken öğrenmek için ya da
gelişimlerine katkısı olduğu bilinciyle yapmıyorlar. Akranlar
yapıyor...
Tüm
bunlar için sokakta oynamak özgürlüğü, sokakta oynamanın getirdiği
kazanımlar feda edilebilir mi? Edilirmiş. Edildi de ne oldu?
Çocuklar nihayet tüketime katıldılar. Hem de ne katılmak...
Nufusun üçte biri çocuk olunca işletmeler bu potansiyeli pasta
payının dışında bırakmak istemediler. Çocuğun tüketime katılması
üç yoldan gerekliydi; çocuklar bizzat tüketici olarak iyi
potansiyeldirler, yetişkinlerin tüketim kararlarına etki ederler -
bu özellikle çocuk erkil aileler için geçerlidir, ve en önemlisi
geleceğin yetişkin tüketicilerinin tüketim alışkanlıkları bu
dönemden itibaren şekillendirilir. Yoksa işletmelerin çocuklara
çocuk giysileri üretmeleri ya da çocuk gıdaları üretmeleri çocuğun
yaşına uygun beslenme ve giyinme hakkını gözettikleri için
değildir. Ama mutlaka çocukların bu hakları işletmeciler
tarafından çalışılmıştır.
Bir
araştırmaya göre 10 tüketimden 4’ü yani toplam tüketimlerin %43’ü
çocukların onayından geçmekte. Buna olumsuz bakacak olursak evet
çocukları sokakta oynamak zevkinden mahrum ettik ama olumlu yönden
bakacak olursak üretimleri gerçekleştirirken çocukların gelişim
süreçlerini araştırdık. İşletmeler çocuklara daha çok satmak için
üretim öncesi çocukların sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını, gelişim
evrelerini araştırdılar. Çocuğa birey olarak verilen önem çocuğun
tüketici olmasının önünü açtı. İşletmeler çocuğun değerini 1980’li
yıllardan itibaren kavradılar. Darısı kurumların ve hatta siyasi
partilerin başına.
İşletmelerin çocuğu tüketici olarak benimsemeleri ve sırf bu
sebeple olsa bile çocuğa değer vermeleri hoştur. Pazarlama
telaşları arasında reklamcıların ebeveynleri çocukların
ihtiyaçları açısından eğitmeleri de takdir edilir ama çocuğa
üretim satmak için sınırlar nereye kadar zorlanabilir? Çok
zorladıkları bir gerçek ve bence bu durum çok da tehlikeli. Nasıl
mı?
Doğru kişiye sordunuz. Ben bir işletmeciyim ve matematiğini
bilirim. Diyelim ki üretimim ergenlik çağındaki çocuklara yönelik
tekstile odaklı. Türkiye’deki satış payımın genişliği bu grup
tüketici sayısının çokluğuna ve/veya başka üreticilerin azlığına
bağlı. Başka üreticilerin azlığını sağlamak için yani rekabeti
önlemek, piyasayı özendirmemek için satış fiyatlarımı düşük
tutmalıyım yani maliyetimi iyice kısmalıyım, kar oranımdan
fedakarlık etmeliyim ya da üretim kapasitemi arttırmalıyım yani
yatırım yapmalıyım. Yatırım maliyetini sineye çekmeliyim. Tabii bu
telaşla her zaman kalitesiz ürün üretme ve pazarı kaybetme riskimi
hesaplamalıyım. Kırım noktalarını öngörmeliyim. Bu uzun iş ve risk
almamı gerektirir. O zaman pazar payımı arttırmak için nereye
yönelebilirim? Tüketici potansiyelini arttırmaya. Ergenlik
çağındaki çocukların sayısı belli. Peki, ne yapsam da bu sayıyı
arttırsam? Doğru cevap, ergenlik yaşını daha aşağılara çekmek
olur. Bunu nasıl sağlarım? Ergenlik öncesi çocuklara ergenlik
çağını özendirerek. Çocukların davranışlarının yaş nedeniyle
değişmesini beklememe gerek yok. Bir reklam filmi çekerim, burada
10-11 yaşında çocuklara 12-13 yaşlarında giyilebilecek giysileri
giydiririm, ürünün ambalajını 10-11 yaşlarındaki çocukların da
ilgisini çekebilecek tarzda hazırlarım, “istek yaratırım”. Bunun
bana faydası olur ama çocuğa etkisi açısından örneğin çocukların
cinsel yaşama başlama yaş sınırını düşürür. Tek sakıncası bununla
sınırlı değildir elbette. Çocuk yararına birşey olmadığını
biliyoruz.
Diğer taraftan sokakta geçirilen zaman acaba tek başına çocuk
gelişimi için yeterli mi? Artık değil ve bir daha hiç olmayacak.
Gelişim potansiyelinin çok yüksel olduğu çocukluk döneminde
çocukları sadece sokaktaki oyunlarla harcamak da haksızlık.
Yapabileceklerini sınırlamak gereksiz.
Anlamalıyız ki bu Sokakta Oynamaya Karşı Çocukların Tüketime
Katılmaları tartışmasında taraf olmak mümkün değil. Herşeye taraf
olmayı seviyoruz ve ait olduğumuz (dahil olduğumuz değil) tarafın
iyisini kötüsünü benimsiyoruz ama burada olmaz. Çocuklar için her
tarafın iyisini, iyi dozlanmış olanını benimsemeliyiz.
Kıssadan hisse yerel yönetimlere ve yerel otoriteye düşüyor. Yerel
yönetimler ve otorite hizmet için yarışıyorlar ya, çocuğa hizmet
sunmakta mutlaka üreticilerle yarışa girmeliler. Çocuğun birey
olduğunun farkına varmalılar. Tıpkı işletmecilerin çocuğun
tüketici olduğunu, tüketimin seyrini etkilediğini farkettikleri
gibi. Kim bilir, belki çocuklar yetişkinlerin oylarını da
etkileyebiliyordurlar.
Buna
rağmen Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği’nin projesi
kapsamında ÇÖZÜM Araştırma şirketince 10 ilde 10.000 örneklem
üzerinde gerçekleştirilen Çocukların Sosyal İçerilmeleri Anket
Çalışmasına göre 7-18 yaş arası çocuklar %99 oranında yerel
yönetimlerin çocukları ve çocukların gelecek yaşamlarını
etkileyecek hizmetleri üretirken çocuklara danışmadıklarını ifade
ediyor.
Haberiniz olsun, işletmeciler çocuğun her türlü gelişim
süreçlerini, davranış biçimlerini, isteklerini didik didik
ediyorlar ve hatta çocuğun davranışlarını değiştirebiliyorlar. Her
kesimden daha çok araştırdıkları ancak rekabet ortamında sonuçları
kendilerine sakladıkları aşikar. Bir de işletmecilerin çocuk
haklarıyla ne ilgisi var diye sorarlar. Bireyin olduğu her alanda
işletmeciler var. İşletmeciler çocuğun birey olduğunu kabul eden
ilk kesimdir. Sonra da çocuğu tüketici ettiler.
Taraf olmak mümkün değil . . .
|