|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
KİM
KORKAR HAİN AIDS’TEN !
Çocuk
mağduriyetlerini yazarken hep fiziksel, cinsel istismar, eğitim
fakirliği, madde bağımlılığı konularına ağırlık verilmekte. Bazı
konular var ki pek fazla dokunulmaz, adı anılmaz. Tıpkı çocukların
cinsel sömürüsü gibi. Çocuk pornosu da bu konulardan biriydi ama
Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği’nin 2006 yılında
gerçekleştirdiği Çocuğa Karşı Cinsel İstismarın Günyüzüne
Çıkartılması projesi kapsamında yapılandırılan 0216 450 54 54
numaralı çağrı merkezine (Çocuk Destek ve İmdat Hattı) gelen
onlarca ihbar sonucunda nihayet kurumların dikkati çekilebildi ve
nihayet 2006 yılı çocuk pornografisine ağır darbe vurulan bir yıl
oldu. Bundan öncesinde sorunun varlığı kabul edilmiyordu bile.
İşte AIDS de
böyle bir konu. Sorun var ama adı yok. Konuşmak bile ürkütücüyken
Dünya AIDS Haftası 01 Aralık 2007 tarihinde başladı. Temalı günler
ve haftalar, konuyla ilgili destek bulmak, toplumda bilinç
oluşturmak adına gerçekleştiriliyor. Otoritenin ve medyanın böyle
haftalardan etkilendiğini pek söyleyemeyiz. Sorun ayyuka çıkmadan
her olgudan münferit olaydır diye bahsetmek genel otorite
teamülüdür ne de olsa. Buna uygun olarak Sağlık Bakanlığı yaptığı
açıklamada Türkiye’de toplam 2 711 MÜNFERİT AIDS olgusunun
varlığından bahsetti. Sayı diğer ülkelere nazaran düşük görünse de
bana korkunç geldi. Bahsedilen sayının içinde hasbel kader ELIZA
testi yaptırmış ve kayıt altına alınabilmiş olguların dışındakiler
yok. Gerçek sayı üzerine tahmin yürütmek bile istemiyorum.
Aklınızda bulunsun AIDS’in ortaya çıkması HIV kana bulaştıktan
seneler sonrasına denk düşebiliyor. Bu süre içerisinde bilmeden
korunmasız yaşanan cinselliklerden bahsetmek bile off ki ne off…
Anneannemin
deyimiyle AIDS “pek fena bir hastalıktır” ve Türkiye’de AIDS’li
olmak ileri acınacak bir haldir. Hızla yayılması için her türlü
olumsuz koşul ve düşük bilinç düzeyi mevcuttur. AIDS’li kişiler
sağlık hizmeti almak için gittikleri hastanelerden bile elleri boş
dönebilirler. Örneğin AIDS’li bir gebenin doğum için bir hastaneye
başvurduğunu düşünün. Vay vay vay haline…
Hal böyleyken
böyle ancak daha ilerisini de dile getirmek gerektir. Bilinç
düzeyi düşük dedik ya işte bunu biraz açalım. Bilinç düzeyi ne
kadar düşük olabilir? Çok eşliliğin giderek arttığı bir ortamdan
bahsediyoruz ve bu durum en eğitimlilerimizin arasında bile
mevcut. Arsızca ilişki yaşayanlarda “ahlaksızlık” boyutunun
(konumuz değil) ötesinde bir ölümcül sağlık problemi yüksek
riskinin varlığından bahsediyoruz. İşte bilinç düzeyi bu kadar
düşük toplumda. Eşlerini paylaştıklarını farkedenlerin salya sümük
ağlamak ve lanet yağdırmak yerine yana yakıla test yaptırmaya
koşmamalarından bahsediyoruz. İlk cinselliği yaşama yaşının 11 -
12’ye kadar düştüğünden bahsediyoruz. Çocuk fuhuşunun varlığından,
AIDS ile doğan bebeklerden, AIDS’in daha sıklıkla görüldüğü 20’li
yaşlardaki gençlerden ve bunların ailelerinden. Herkes tehdit
altında diyebiliriz o zaman. İyi de herkes AIDS gerçeğinin ne
kadarını biliyor ve korkuyla tedbir alıyor mu? Yoksa “atın ölümü
arpadan olsun” salakçası dürtü kontrol mekanizmasının zafiyet
halini mi tasvir ediyor?
Diğer taraftan
“pozitifler” kimliklerinin bilinmesini haklı nedenlerle
istemiyorlar. Çoğunun en yakın akrabaları bile konunun farkında
değil. Bilinirlerse toplum dışına itilirler, işsiz kalırlar ve
ayıplanırlar. Bilmemekse, “negatiflerin” haklarının ihlali olmuyor
mu? Bu konuyla ilgili yasal düzenleme ne durumda? Aslında konuyla
ilgili herşey ne durumda?
Öğrenecek,
tartışacak, karar verecek, hükme bağlanacak, anlatılacak ve
denetlenecek ne kadar çok şey var ve daha ne kadar yolun
başındayız.
Şimdilik, “Kim
Korkar Hain AIDS’ten?” diye soranlara sadece AKILLILAR diye
cevap verelim.
|