|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
BEN
HER BAHAR AŞIK OLURUM
Damarlarımda yine aşk var
Gözlerim yine bir manalı
Başladı güneşli yağmurlar
Islandı umudumun saçları
Kırılan dallar gibiyim
Ben her bahar dirilirim
Gizli bir kaynaktır içim
Kendime bir yol bulurum
Ben her bahar aşık olurum
Rüzgar olur yağmur olurum
Filizlenir anılarda gururum
Taşar içimden ruhum
Sezen Aksu’nun
seslendirdiği bu tangonun sözleri Aysel Gürel’e, bestesi ise Selmi
Andak’a ait. Tüm ilkbahar şarkıları gibi “yeni umutları”, “gelecek
güzel günleri” hatırlatıyor. Sonbaharın “geçen zamanı” hatırlatan
karamsarlığı yok içinde.
Kendi açımdan
bir kere vazgeçmeye göreyim mutlaka hemen ileriye bakar, derhal
mutlu olurum, “Gizli bir kaynaktır içim, kendime bir yol bulurum…”
ama çocukların savı açısından durum maalesef böyle değil.
20 Kasım,
dünyada Çocuk Hakları Günü olarak biliniyor ve sonbaharın
etkisinden midir nedir bilinmez (!), bana şiddetle çocuk yararına
arzu edilen işleri yapmadığımızı, boşa geçip giden zamanları
hatırlatıyor. Adettendir her 20 Kasım’da çocuk hakları konusunda
neler YAPILMADIĞINI anlatırız ilgililere. Toplumla bunları
paylaşmak isteriz, basın toplantıları yaparız. Sivil toplumun bu
tutumuna karşın Birleşmiş Milletler’in Çocuk Haklarına Dair
Sözleşmesi’ne imzacı olmuş Taraf Devletler aynı günde çocuk
yararına neleri, neleri başardıklarını ballandırırlar.
Haydi size bir
araştırmadan bahsedeyim ve ÇOCUK YARARINA ÇALIŞAN PAYDAŞLARIN
matematiksel durumu nedir birlikte görelim. Performansı
sorgulayalım ve notumuzu verelim.
Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği’nin
2007 yılında başlayan Çocukların
Sosyal
Katılımlarına Odaklı Bir Yerel Yönetim Sistemi Yapılandırma: Yerel
Faaliyet Planları Oluşturma Projesi
kapsamında on
ilimizde ÇÖZÜM ARAŞTIRMA şirketi tarafından 10.000 örneklem
üzerinde gerçekleştirilen araştırmanın elde edilen ilk sonuçlarına
göre 7-18 yaş çocuklar arasında çocuk haklarını ve Birleşmiş
Milletler’in Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’ni Aydın ilinde
duyma/bilme durumuna bir göz atalım. Bildiğiniz üzere Aydın bir
Ege Bölgesi ilimizdir ve çocuk istismarı açısından riskli olduğunu
düşündüğümüz doğu ve güneydoğu illerimizden sosyo-ekonomik açıdan
kat be kat gelişmiştir.
Araştırmada
çocuklara, hangi yaş grubundakilerin çocuk olarak
nitelendirilebilecekleri, hangi yaşlar arasındaki kişilere “çocuk”
denilebileceği sorulmuştur. Elde edilen yanıtlara göre çocukların
%70’i aşkın büyük bir kesiminin, çocuk sıfatının doğumda
kazanıldığını belirttiği sonucuyla karşılaşılmıştır. Yaklaşık her
dört çocuktan üçü, çocuk olarak nitelendirdikleri kişinin bu
sıfatı doğdukları andan itibaren kazandığını belirtirken,
%21,3’lük bir kesim doğumda kazanılan bu sıfatın yedi yaşına,
%27,7’lik bir kesim on beş yaşına ve %24,6’lık bir kesim de on
sekiz yaşına kadar süreceğini belirtmişlerdir. Çocukların
%26’sının ise “çocuk” sıfatının yedi yaşında kazanıldığını
belirttiği ortaya çıkmıştır. Çocukların %15,9’u yedi yaşında
kazanılan “çocuk” sıfatının on beş yaşına, %10,1’i ise on sekiz
yaşına kadar süreceğini öne sürmektedir.
Aynı çalışmada
çocukların %56’sının Birleşmiş Milletler’in Çocuk Haklarına Dair
Sözleşmesini hiç duymadıkları ortaya çıkmıştır. Buna karşılık
çocukların %36’sının BM’nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi
hakkında okulda bilgilendirildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca
Sözleşme hakkındaki bilgileri basından duyan/okuyan %7,2’lik ve
konu hakkında ailesi tarafından bilgilendirilen %2,5’lik kesimler
de mevcuttur. Konu hakkındaki bilgilere bir arkadaşı vasıtası ile
veya internetten ulaşan kesimlere de rastlanmaktadır.
Buna karşılık
BM’in çocuk haklarına dair sözleşmesini ailelerinden duyan, konu
hakkında okulda bilgilendirilen ve sözleşme hakkındaki bilgileri
Internet’ten edinen çocukların daha çok 0 – 7 veya 0 – 15 yaşları
arasındaki kişileri çocuk olarak nitelendirdikleri ortaya
çıkmıştır. Konu hakkındaki bilgileri basından duyduğunu belirten
kesimin ise daha çok 0 – 15 veya 7 – 13 yaşları arasındaki
kimseleri çocuk olarak nitelendirdikleri görülmektedir. Bu
sonuçlara göre BM’in Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’ni basından
duyan veya ailesinden öğrenen kesimin genellikle on beş yaşına
kadar olan kimseleri çocuk olarak nitelendirdikleri ortaya
çıkmaktadır. Kısaca, bilgilendirme güdüktür ve aynı zamanda
olabileni de yanlıştır.
Araştırmanın
diğer illerdeki (Adana, Mersin, Van, Diyarbakır, İzmit, Malatya,
Kayseri, Samsun, Urfa) sonuçları ise daha vahim bir tablo
çizmektedir.
Şimdi burada
çocuk hakları çalışan paydaşlara baktığımızda, “1951 yılından beri
Türkiye’de
çocuk haklarının korunması amacıyla tanıtım-savunu görevleri
üstlenmiş” olduğunu bildiren UNICEF Türkiye’nin, çocuk
yararına şahane çalıştığını iddia eden Sosyal Hizmetler’in, yerel
yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın
karnelerine geçer not verebilir miyiz? Ben vermem...
Taa ki bu memlekette her birey, 0-18 yaş arası her bireyin çocuk
olduğunu ve çocuk olmaktan kaynaklı ileri hakları olduğunu
öğrenene, içselleştirene ve uygulayana kadar. Bu vesile ile
otoritenin çocuk uzmanı psikolog, sosyolog, sosyal çalışmacı,
eğitimci, sağlıkçı, kolluk güçleri personeli arasında da hangi yaş
gurubunun çocuk olduğunu bilmeyenlerin varlığını üzülerek
belirtmiş olayım.
Gerisini siz anlayın ve kolaysa Her Bahar Aşık Olun . . .
Dünya Çocuk Hakları Gününü bir gün kutlayabilmek umuduyla.
|