|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
DİLENCİLİK
KÜLTÜRÜ
Türkiye
kültürlerin beşiği olarak anılmaya ve bu zenginliğimizin bedeli
olarak dıştan güdümlü iç savaşmaya devam ede dursun, memleket
dilencilik kültürü ile başedemez duruma geldi/getirildi. Bunu
mevcut sosyal politikalara borçlu olduğumuzu söylemek yanlış
olmaz. Yine de yoksullara sadece acımakla yetinen, fazla da
muhatap olmak istemeyen yurttaş kitlesinin varlığı da gözardı
edilemez.
Yoksulluğumuzla ne yapmak istediğimize artık karar vermemiz
gerekli. Dünya yoksullukla mücadele etmeye başlayalı çok oldu.
Bizde de, yazılanlar, çizilenler, toplantılar her zamanki gibi var
ancak yürütmede henüz ‘Bismillah’ çekemedik. Toplantılardan çıkan
tespitler, sonuçlar, görüşler Devlet’in bir kulağından giriyor
diğerinden çıkıyor bile diyemiyeceğim, kulağından içeri bile
girmiyor. Devlet herşeyi biliyor ve yapılabileceğin en iyisini
zaten yapıyor! Zaten şikayet edenlerin sesi çokca çıkmıyorsa,
sorun falan da yok demektir! Katılım hakkı da görüşün alınması ile
sınırlıdır ve alınan görüşün uygulanması gerekmez!
Yoksullara karşılıksız yardım dağıtmaya bayılıyoruz. Onları
arsızlaştırıyoruz yani aşağılamış oluyoruz. Dilencilik kültürünü
yaratıyor ve geliştiriyoruz. Nereye kadar? Devlet’te bu işe
ayıracak para kalmayana kadar. O zaman ne olur? Sivil toplum
cicidir ve para toplama kampanyaları başlatır. Aynı sivil toplum
tespitlerde bulunur, önerilerde bulunursa, öcü olur. Kimse
dinlemez.
Hal
böyleyken Devlet ve sivil toplum ve dahi yurttaşlar yoksulların
gününü kurtarmak için yarış içine giriyor. Elimizi cebimize atıp
parayı kampanyalara yatırdığımızda sosyal statümüz artıyor,
vicdanımız rahatlıyor. Sonra dönüp sokakta elini açmış, iyi şeyler
için dua ederek karşımıza çıkan dilenciyi azarlıyor, rahatsız
etmemesini söylüyoruz. Dilenci de zaten kaçın kurası haline
getirilmiş, istiyor da istiyor, alamayınca bedduayı patlatıp bir
başka potansiyele doğru yürüyüp gidiyor. Arada ne fark var? Kız
çocukların okullaştırılması kampanyalarının farkına varan yoksul
yurttaş da okuldaki kızını eve kapatıp, para vermezseniz kızı
okutamam şekline bürünüveriyor.
İşte
bu aşamada aklımdan bir ses, temel eğitimin ücretsiz olduğunu
söylüyor, temel eğitimini tamamlamamış çocukların
çalıştırılamayacağını söylüyor, bağnazların kız kısmı okula gitmez
saçmalıklarına inat bu memlekette yaygın (açık) eğitim olduğunu
söylüyor, eğitime katkı vergilerinin varlığını söylüyor. Peki biz
ekstradan paraları niye topluyoruz? Soğuk, karlı kış günlerinde
yolu kapanan köylerden en yakını bilmem kaç kilometre uzaktaki
okullara çocukları neden yürütüyoruz? Her köyün bir kahvehanesi ve
televizyonu yok mu? Mutlaka bunların masa ve sandalyeleri de
vardır. Çocuklar köylerde günde iki-üç saat açık eğitim
programlarını izleseler de okullaşsalar ya. Yılda sadece iki kere
sınava girmek için en yakın bilmem kaç kilometredeki okula
yürüseler ya.
Parantez açmak gerek: Örgün eğitim ücretsizken, yaygın temel
eğitimin neden ücretli olduğunu hiç düşündünüz mü? Düşünseniz ne
olur, mantığı anlayamazsınız. Şimdi sorsak, mesele etsek
kızarlar...
Özellikle kız çocuklarımızın okullaşamama sorunumuzun çözümü için
para toplamaya devam mı edeceğiz ki dilencilik kültürünü
körüklemiş olalım yoksa alınmış tedbirlerden ve hukuk
kurallarından faydalanarak mı sorunu çözeceğiz buna artık karar
vermenin zamanı geldi ve geçiyor. Devlet’e kalsa hal böyle devam
etmeli. Okullar yurttaşın ekstradan ödedikleri ile yenileniyor,
yenileri yapılıyor, yoksulların günü kız çocuk başına 100 YTL/ay
gibi bir paraya kurtarılmış olunuyor. Gerçekten buna inandık mı?
Peki, eğitime ayrılan bütçe ne durumda? Okul müdürleri hala bağış
almadan çocukları okula kaydetmiyorlar, ısınamayız, temizlenemeyiz
sonra diye. Okullara bağış toplama yasağı da getirilmedi. Bu
“bağış olmadan kayıt yapmam” diretmesi kadar “çocuğunu okula
yollamazsan cezanı çekersin” hukuki dayanağımızı uygulamakta
diretsek, fiziki koşulları sağlamakta çok zorlandığımız örgün
eğitim gibi yaygın eğitimi de ücretsiz yapsak, sorunu çözmekte
daha akılcıl davranmış olmaz mıyız?
Yoksa Biz dilencilik kültürünü çoktan benimsedik ve tatile
(balkona) çıktık mı?
|