|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
ÇOCUK
YOKSULLUĞU
Çocukların sağlıklı beslenme hakkı mitolojden beri toplumlarca
kabul edilmiş bir hak. ‘Beslemezsen ölür’ sıfır noktasından
başlayarak günümüze kadar gelmiş bir gereklilik. İlk kez 1924
yılında yayınlanan Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’ne yazılı
olarak girmişse de
Roma Mitolojisi’nde Tanrıça Alemonia “henüz doğmamış çocukları
besleyen”dir, Tanrıça Dea Dia “ürünün (çocuk) büyümesi ve
gelişmesini sağlayan”dır. Eski Roma zamanından beri çocukların
korunmaya, gelişmeye gereksinimlerinin yani haklarının olduğunun
bilindiği ve aynı zamanda “henüz doğmamış” çocuklardan bahsedilmek
suretiyle çocuk kavramının gebelik sürecini de içerdiğinin
tariflendiği ve bu dönemde çocukların beslenme gereksinimlerinin
(doğum öncesi bakım) farkında olunduğu görülmektedir. Yine Roma
Mitolojisi’nde, Tanrıça Edusa’nın “küçük çocuklara beslenmeyi
öğreten” olduğu da (çocuğun sağlıklı fiziksel gelişim hakkı)
görülmektedir.
Tariflenişleri farklı farklı olsa da beslenme kavramı çocuğun
beslenmezse ya da yanlış beslenirse ölebileceği insan aklına
düştüğünden beri mevcut. İhtiyaçlar günümüzde haklar olarak
anılıyor.
İhtiyaç ya da hak her ne dersek diyelim, çocuklarımızın sağlıklı
beslenmeyi bir tarafa bırakalım, beslenme durumu vahim.
AB
Komisyonu’nun 2006 tarihli Sosyal İçerme Belgesine istinaden
faaliyet raporu hazırlayan Almanya’nın tüm nufusunun içerisinde 15
yaş ve altı çocuklarda yoksulluk oranının %15 olduğunu
belirttiğini görüyoruz. Almanya tedbir olarak çocuklarının
geçimini sağlamaya yetecek kadar geliri olmayan ebeveynlere çocuk
primi verilmesi uygulanmasına başlamış ve 2006 Ocak ayına kadar
yaklaşık 150.000 çocuğun bu desteklerden yararlandırıldığını beyan
etmiştir.
Hollanda, ülkede her sekiz çocuktan birinin yoksulluk sınırında
veya yoksulluk sınırının altında geliri olan ailelerde yaşadığını
belirtmiş ve daha çok yeni yürürlükte olan yeni Çocuk Yetiştirme
Yasası’nın erişilebilir, nitelikli çocuk yetiştirmenin güvenceye
alınmasını hedeflemekte olduğunu ancak, yoksul ailelerin
çocuklarının toplumsal katılım fırsatlarının artırılması (örneğin
istihdam veya okulu bırakma sorunları) için konunun diğer politika
tedbirlerinde de göz önüne alınması gerektiğinin anlaşıldığını
ifade etmiştir.
Portekiz, diğer yaş gruplarının aksine çocuk yoksulluğunun
artmakta olduğunu (yetişkin nüfusundaki oran %16 iken bu yaş
grubunda %27.5) göstermiş ve yasal evlat edinme rejiminin
değiştirilmesine ve çocuk işçiliği ile mücadelede katedilen
iyileşmeye atıfta bulunmuştur.
Diğer ülkelerden de durum tespitler ve çözüm adımları mevcut.
Avrupa Birliği çocuk yoksulluğunun giderek artmakta olduğunun
farkında. Peki, biz ne kadar farkındayız?
İşte
Türkiye’den manzara;
Türkiye’de, Türkiye İstatistik Kurumu 2005 verilerine göre birey
gıda yoksulluk (açlık) oranı %0.87 (Kent %0.64, Kır %12.83), birey
gıda ve gıda dışı yoksulluk oranı %20.50 (Kent %1.24, Kır
%32.95)’dir. Buna göre Türkiye’de 623 000 (Kent 284 000, Kır 339
000) kişinin açlık yaşadığı, 14 681 000 (Kent 5 687 000, Kır 8 994
000) kişinin gıda ve gıda dışı yoksulluk yaşadığı tespit
edilmiştir.
Gıda ve gıda dışı yoksulluk yaşayan bireylerin %27.71’inin (Kent
%19.51, Kır %40.60) 15 yaş altı çocuklar olduğu belirtilmiştir.
Peki, hangimiz çözüm adımlarının seslerini duyuyoruz? Ben
duymuyorum.
Duyabilmeyi çok istiyorum...
Farkında mıyız? Hiç sanmam, başka telaşlarımız var.
Acil farkındalık bekliyorum...
|