|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
BALIK BAŞTAN KOKAR : BALIK GİBİ OYNAK VE VICIK VICIK KAYGAN
Herşeyin başı eğitim söylemine artık daha fazla katlanamayacağım.
Bu slogan edilen söyleme en başından karşıydım ve dile getirdim
çeşitli kereler. Aldığım cevaplar pek iç açıdı olmadı ama haklı
çıkmaktan bir kere daha nefret ettim çocuklar adına. Tekrar
ediyorum “haydi kızlar okula” ama hangi okula.
Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin 28.
maddesinin 1. bendi çocuğun eğitim hakkını kabul eder. Bu maddede
“eğitimde fırsat eşitliğine” özellikle vurgu yapılmıştır. En
önemli alt başlık maddelerden biri Sözleşmeye Taraf Devletlerin
ilk öğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirme
yükümlülüğüdür. Buradaki yükümlülük sadece kanunu çıkartmakla
bitmez çünkü yine Sözleşmenin bir başka maddesine göre Taraf
Devletler Sözleşmenin toplumda bilinmesi ve uygulanmasını
sağlamakla da yükümlü kılınmışlardır. Peki, nasıl oluyor da kanun
mevcut olmasına rağmen okulluluk oranı %100 olamıyor ve parasız
eğitim için yurttaşlardan haldır haldır eğitime katkı paraları
toplanıyor. Devletin yetmediği yerde elimizi cebimize mutlaka
atacağız ama Devlet yetmek için bir çaba sarfediyor mu? Paralar
toplanıyor ve Devlet bu paralarla derslikler yapıyor. Parasını
saydığımız bu dersliklerde okutulanlara inanılmaz muhalifim.
Müfredat belli ve karşıyım ama müfredatı uygulayanlardan çok daha
şikayetçiyim. Bu şikayetimin de dayanağı yine Sözleşmeden
kaynaklı. Sözleşmenin 29. maddesi eğitimde standartlar olması ve
uygulanan eğitimin; çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin mümkün
olduğunca çok geliştirilmesini, çocuğun insan haklarına ve temel
özgürlüklere, çevreye saygılı olarak yetişmesini, çocuğun sahip
olduğu ulusal değerlere saygılı yetişmesinin hedeflenmesini hükme
bağlamaktadır.
Hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım, bunun için aydın olmaya gerek
yok,
okullarımızdan mezun çocuklarımız Sözleşmenin tariflediği şekilde
gelişimleri ve bilgi düzeyleri tam olarak yetişmiş olmuyorlar.
Aksine okullarda çocuklarımıza “Sayın Öcalan’cı” öğretmenler
dayatma eğitimi uygulamaktalar ve yine aksine okullarda mescitler
açılmakta ve yöneticiler çocuklara teneffüslerde namaz
kıldırmaktadırlar. Çocuklara yönelik bir zorlama yoktur belki ama beyin
yıkama mevcuttur. Al birini vur öbürüne...
İstanbul Milli Eğitim Müdürü’nün Bağcılar’daki bir lisede tespit
edilen, adamı dinden imandan edecek nitelikteki mescit için
yaptığı anlaşılmaz yorumlara kızgınım. İsteyen çocuk namazını
kılar, din özgürlüğü var dedi cahil kişi. Peki ailenin bundan
neden haberi yok? Çocuk, en kıymetli değeri olan anne-babasına -
ki okul en önce bunu öğretmeli çocuğa - nasıl kısa kol giydin
yanacaksın gibi çıkışlar yapabiliyor. Din öğretisi bu mudur? Ben
kapandım cennetlikim, sen açıldın yanacaksın bilinciyle yetişen
bir çocuk var karşımızda. Mesele sadece okulda namaz kılınması
değildir. Çocuk ailesine karşı çıkar, yargılar hale getirilmiştir.
Bu doğru bir eğitim midir? Bu, ödediğimiz vergilerin dışında beş beş parasını
ayrıca
saydığımız eğitimden beklentimiz midir? Eğitim Müdürünün, “yer
temiz olursa insan istediği yerde namaz kılabilir” lafından hiç
etkilenmedim, çok sığ ve kişiliksizdi. Hem okulda mescit olmaması
gerektiğinin bal gibi farkında hem de mensubu olduğu partiyi,
özellikle Başbakanı ve oy
verenlerini küstürmemeli. Balıklar gibi oynak, vıcık vıcık
kaygan... Böyle önemli bir mevkiyi dolduracak adam mı bu şimdi.
Hatırlatmak isterim, eğitimde çağdaş standartlar benimsenmeli ve
aykırı durumlar tespit edilmelidir. Sözkonusu çocuk olunca geri
dönüş yok. Kendi dilini herkes kullansın tabii ne sakıncası var
ama kendi dilini kullanırken edilen laflar ulusal çıkarlara karşı
olmayacak. Herkes istediği dini seçsin ve ritüellerini uygulasın
ama evinde/ibadethanede. Bir de dönüp aileye sormak, bilgilendirmek gerekmez
mi? Aileler çocuklarına sahip çıkmadıkları için hep suçlanırlar
ama okullar hak bayram yerler midir?
Bağcılardaki bu lisenin tüm çalışanları kamu personelidir.
Çocukların, okullarında namaz kıldıklarını ve beyinlerinin
yıkandığını hiç görmediler mi? Suçu ihbar etmemenin iki yıl hapis
cezası olduğunu bilmiyorlar mı? İl Milli Eğitim Müdürü bilmiyor.
Bu eğitimciler bu suçtan yargılanmayacaklardır eminim. Balık
baştan kokar.
Bu Devletin eğitim politikasına inanmıyorum ve BU eğitime katkı
sağlamaya devam edecekleri kınıyorum çünkü, okullarda
çocuklarımız Sözleşmenin tariflediği standartlarda eğitim
almadıkları gibi yöneticilerin dünya ve dünya dışı görüşlerine
göre yetiştiriliyorlar.
Okullarımızda demokrasi istiyorum.
Diktacı eğitimcilere, şiddet uygulayan eğitimcilere, çocuk
sevmeyen eğitimcilere tümden kızgınım.
Vıcık vıcık insan sevmem... Adam dediğin biraz kalıplı olmalı,
bulunduğu mevkiye yakışmalı. |