|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
ÇOCUKLARIN HER TÜRLÜ HAKLARI
Çocuk hakları konusunda çalışan uzmanlar ve duyarlı yurttaşlar
genellikle çocuğun istismarı konusuna kafalarını ve vicdanlarını
yorarlar. Konu çok vahimdir ve ağırlıklı olarak bu konularda
çalışmak doğaldır. Doğaldır doğal olmasına ama çocuk istismarında
önleyici tedbirler maalesef hayata oldukça kısıtlı
geçirilebilmektedir. Risk altındaki çocuklar kavramı işte bu
önleyici tedbirler kapsamında ortaya atılmıştır ve bana soracak
olursanız, istismarın sadece aileden gelmediği akılda tutularak,
her türlü tedbire rağmen aslında her çocuk risk altındadır.
Çocuk istismarı yetişkinleri eğiterek önlenebilir mi? İçimden evet
demek gelse de hayır maalesef. Kimi nasıl eğiteceksiniz? Ne diye
eğiteceksiniz? Çocuğa karşı istismar suçtur ve istismarın kötü
birşey olduğunu zaten herkes bilmektedir. Sorun bakalım bir anneye
çocuğunu dövüyor mu. Cevap mutlaka, “hayır, olur mu öyle şey”
olacaktır. Sorun bakalım bir adama çocuğu taciz ediyor mu. Cevap
mutlaka, “olmaz öyle şey” olacaktır. Yani herkes çocuk
istismarının kötü bir şey olduğuna, suç olduğuna, ahlaksızlık
olduğuna zaten vakıftır. Daha ne eğitelim?
Peki, çocuk istismarı çocukları eğiterek önlenebilir mi? Evet,
önemli ölçüde önlenebilir. Çocuklara istismardan korunmayı ya da
haklarının neler olduğunu öğretiyor muyuz? Hayır, öğretmiyoruz. Bu
konuda çalışmalar var mı? Hayır, kaleme gelecek çalışmalar yok.
Milli Eğitim, Sağlık, Sosyal Hizmetler, Adalet - ki çocuk hakları
tüm kurumların çalışması gereken bir konudur - Sözleşmenin 42.
maddesi gereğince Sözleşmenin ilke ve hükümlerinin çocuklar ve
yetişkinlere yaygın olarak öğretilmesini sağlama yükümlülüklerinin
farkında bile değillerdir.
Hepimiz polisçilik oynayamayacağımıza ve mevcut kapasitenin
yetersizliği nedeniyle suç mağduru çocukların tümünü tespit etsek
bile rehabilite edemeyeceğimize, koruma altına alamayacağımıza
göre bir an evvel çocuklarımızı hakları konusunda eğitmeye
başlamakta fayda var.
Milli Eğitimin çocuk hakları konusunda yayınladığı genelge mevcut
tabii. Şeklen zaten herşey mevcut ama uygulamaya baktığınızda
genelgeye rağmen henüz okullarda çocuk hakları klüpleri hayata
geçirilememiş durumda. Bunu ölçümlemenin yöntemi çok basit. Üst
düzey eğitim veren herhangi bir ilkokulun herhangi bir öğrencisine
Çocuk Hakları Sözleşmesini bilip bilmediğini sorun. Bu çocuğa
Sözleşmenin ilkelerinin neler olduğunu sorun, size (1) ayrım
gözetmeme, (2) çocuğun yüksek yararı, (3) yaşama ve gelişme hakkı
ve (4) çocuğun görüşlerine saygı diye sıralayamayacaktır.
Çocuklarımız haklarının;
yaşama,
gelişme, korunma ve katılım üst başlıkları altında toplandığının
farkında bile değillerdir. Çok üzgünüm ama ilkeleri
sıralayabilecek eğitimci sayısı da azdır.
Toplumun yetişkinlerine de soralım onlar da bu ilkelerden ve
haklardan habersizdir. Bu, 2 x 2 = 4 temel bilgisini bilmemek ile
eş değerdir. Sokaktaki insanı bırakalım, çocuğa çok duyarlı
nispeten bilinçli yurttaşlara, çocukla ilgili çalışan bazı
uzmanlara soralım Sözleşmenin 42. maddesi hakkında bilgi sahibi
olmadıklarını göreceksiniz. Çocuk hakları kavramının çocuğun
fiziksel ve cinsel istismarı ile eş tutulduğunu kavradığınızda
gerçekten siz de benim gibi rahatsız olmuyor musunuz? Çocuğun
eğitim alma hakkı topyekun çalışılıyor diyebilirsek de ben yine
Sözleşmeye bağlı olarak çocukların “kaliteli” eğitim alma hakkına
hiçbir türlü atıfta bulunulmadığına dikkat çekmek isterim.
Yazının başlığı çocukların her türlü hakları. Bunların neler
olduğunu biliyor muyuz? Üzgünüm bilmiyoruz. İşte en basit haliyle
bir örnek:
Yeni
doğan ölümlerinin önemli bir yüzdesinin önlenebilir hastalıklardan
olduğunu ve bu bebeklerin yaşama haklarının tedbirsizlik ve ihmal
nedeniyle ellerinden alındığını düşünecek olursak ihmalin de bir
tür şiddet olduğunu söyleyebilmeliyiz. Bana soracak olursanız
çocuğunu ölümüne döverek istismar eden ebeveyn ile çocuğuna
gerekli bakımı vermeyerek ölümüne sebep olan ebeveyn arasında hiç
fark yok. Burada ihmalin bilgisizlikten ve yoksulluktan
kaynaklandığı şeklinde bir yorum yapmak da açıkçası durumu ebeveyn
lehine hafifletmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu affedici
tutum, “çocuk yetiştirilmesinde ana-babanın doğrularına öncelik
verilmesini”
¹
getiren bir yaklaşımdır. Kabul edilemez.
İşte
burada çocuklara evlilik öncesi anne-baba olmanın nasıl birşey
olduğu öğretilmesinin menfaatinden bahsedebiliriz. Çocuklarımıza
ev ekonomisi dersleri de vermeliyiz ki geçimin ne demek olduğunu
anlayabilsinler. Bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları üzerine
kafa yormaya başlayabilsinler. Çünkü çok çocuk sahibi olup
bebeklerini ihmal ederek ölümlerine sebep olabilecekleri gibi
kendi yaşam kalitelerini de düşürmelerine zemin
hazırlamaktadırlar.
Çoğumuz ihmal işte der geçeriz. Çocukların her türlü haklarını
kaleme almalı ve savunucusu olmalıyız.
Çocuklara haklarını öğretmeliyiz.
¹
Prof. Dr. Yıldız Pekşen, Kadına Yönelik Şiddet sunumu, 2007 |