|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
INDIGOYUM YA SORGULUYORUM
İŞTE
Çocuğumu
yetiştirirken hiç zorluk çekmedim diyeniniz var mı? Eminim yoktur.
Ben de çok zorluklar çektim ve artık genç anne olmanın rahatlığı
ile kariyerime ve kendime sınırsız zaman ayırabiliyorum. Genç anne
olmayı herkese tavsiye ederim. Özellikle bir hanım olarak çocuk
olduktan sonra nerden baksanız en az bir beş yıl ne kendiniz
kalıyorsunuz ne de kariyeriniz. Karı-koca ilişkiniz farklı nedenle
pekişmeye başlıyor ve sevgililikten ziyade sağlam bir ortaklığa
dönüşüyor. Çocuk odaklı yaşamaya başlıyorsunuz. Çocuğunuzun
ileriki yaşlarında ise aklınız hep çocuğunuzda kalarak, işlerinizi
onun rutinine ayarlayarak devam ediyorsunuz. Enerjinizin
tükendiğini, bazen başaramayacağınızı hissediyorsunuz. Tamamen
annelik içgüdüsü ile sevdiğiniz, aşık olduğunuz oğlunuz/kızınız
sizden farklı karakterde, farklı dürtülerde olabiliyor. Bir
yetişkinde asla tolere edemeyeceğiniz bazı davranışlarını
eğlenceli bulmak için samimi çaba harcıyorsunuz. Bazen tolere
etmek zordur. Ancak, dramatik farklılığa rağmen aşkınızın gözü
kördür. Çocuğunuzu çok seviyor ve ona tapıyorsunuz. Bunları otuzlu
yaşlarda yaşarsanız sizin yerinize çalışacak çok daha genç
olanlara kariyerinizi kaptırabilirsiniz, fiziksel ve ruhsal olarak
çökebilirsiniz. Ben kendimi şanslı ilan ediyorum ve düşünceme göre
anne olmak için 30 çok geç.
Peki çocuk
yetiştirirken hiç zorluk çekmedim mi? Hem de nasıl. Canım oğlum
bir üstün (gifted child) çıktı. Gelişimi hem benim hem de
kendisinin açısından çok zor geçerken gezmediğim psikolog ve
psikiyatrist kalmadı. Her biri ayrı şeyler söylüyorlardı. Şunu
şöyle yapın, bunu böyle yapın. Tamamen serbest bırakın veya sakın
ödün vermeyin... Hiçbiri oğluma ulaşamadı. Ben de araştırmaya
başladım. Karşıma neler ve kimler çıktı. Bir INDIGO çocuklar vardı
bir de KRİSTALLER. 1993’den bahsediyorum. INDIGOlar agresif
aydınlanmış çocuklar, KRISTALLER ise sakin mizaçlı olan
aydınlanmış çocuklar. Çaresiz kalınca her tarafa el uzatıyorsunuz.
Acaba bu sefer doğru teşhis mi? Tedavi mümkün mü?
INDIGO
çocuklar kalıbı/ayrımcılığıbelli; Kendisini aşırı değerli bulur,
düzene ve otoriteye karşı duruşu vardır, sorumluluk almakta zorluk
çeker, dikkat toplamakta ciddi problem yaşar, topluma ayak
uyduramaz, spiritüel yetenekleri vardır. Onlar dünyayı kurtarmak
için yaratılmışlardır ancak uzaylı değillerdir. “İndigolar
homosaphien neslinden sonraki nesildir. İndigolar dünya
gezegeninin titreşimini yükseltmek için buradalar. Onlar yükseliş
için aydınlanmayı getirenlerdir (Indigo Dergisi).”
Eyvah ki ne eyvah... Geçtiğimiz yıl meşhur MARDUK olayı da bu
çocukların enerjisi sayesinde atlatılmış. Yoksa bu gezegenin
dünyaya çarpması kaçınılmazmış.
Bana da yardım eli (!) uzatan bu grup, çocuğumu kitaplarının
sözcüsü yapabilecekleri vaadinde bulunmuşlardı. Tüm dünya oğlumu
tanıyacak ve o müridleriyle özdeşleşerek mutlu bir hayat
yaşayacaktı. Takipçileri olacaktı ve dünyayı kurtaracaktı. Ben ne
kadar şanlı bir anneydim ki böyle bir çocuk doğurmuştum. Ellerim
öpülmeliydi. Sınırsız sayıda yabancı uzman Türkiye’ye geldi ve her
birine 150 ile 500 $ arası para ödeyerek seminerlerine katıldım.
Canım çok istemesine rağmen aklımı bir türlü kaptıramadım. Oysaki,
“evet işte budur” deyip kaderime razı olmak ne kadar kolay
ve/fakat cahilce olurdu. Aklımı başıma eşim getirdi, “Baksana
şunun gözlerine, cin gibi bakıp duruyor. Diğer çocuklardan zeka
seviyesi nedeniyle farklı ve sosyalleşemiyor. Senin kalıplarına
uymuyor, o kadar. Onu anlamaya çalışmak yerine kendini rahatlatmak
için bir kalıba uydurmaya çalışıyorsun. Çok bencilsin, çocuğa
zarar veriyorsun.” lafı kafama ve kalbime yumruk gibi indi. Hemen
vazgeçtim ve mutlu sona ulaştık. Oğlum artık özgür ruhlu, el
becerileri olan, sorunlara farklı açılardan yaklaşabilen, son
derece pratik çözümler yaratabilen, zaman zaman
yaramazlık/kaytarma yapan, diğerleriyle ve benimle alaycı konuşan,
evet otoriteyi sorgulayan (bilinçli bir yurttaş) bir genç olarak
toplumda.
Bugün kendisine INDIGOları anlattım. “Hadi ya, iyi uçmuşlar. Fal
da bakıyorlar mıymış bunlar. Keşke üstüne gitseydin, belki bugün
iyi bir tezgahımız olurdu!!!” dedi. Alay konusu olmuş bir anne
olarak arkamı dönüp odasından çıkarken “çocuklar arası ayrımcılığa
son, hadi bakayım, hadi bakayım” nidalarını da yutmak zorunda
kaldım. Hemen sarıldı internet chatine ve arkadaşlarına da beni
madara etti. Kızdım, söylendim. Kendini affettirmek için 5 saniye
araştırmış ve birazdan karşıma oturdu. “Bak sevgilim, küçük kadın
(1.83 m olduğu için bana böyle hitap edebiliyor), bir INDIGO
çocuğu yetiştirmek için; söylediğinle yaptığın farklı
olmamalıymış, güvenini kazanmalıymışsın, kendisine büyüklük
taslamamalıymışsın, saygı göstermeliymişsin, yaptıkların hakkında
çocuğu bilgilendirmeliymişsin, işin içine katmalıymışsın, emirler
vermekten kaçmalıymışsın, sevgini açıkça göstermeliymişsin, ona
kesinlikle vurmamalıymışsın ve kaba sözler söylememeliymişsin.
Bunlar sana her çocuğun hakkı gibi gelmiyor mu? Odamın baş
köşesine astığın Çocuk Hakları Sözleşmesi bunları içermiyor mu?
Binbir bilgi bombardımanı içerisinde büyürken çocukların artık
daha farkında yetişmelerinin neresi garip. İyiki bana INDIGO falan
deyip yetiştirmemişsin. Arkadaşlara rezil olurdum ha ha ha ...
Pardon pardon amacım seninle dalga geçmek değil. INDIGOyum ya
sorguluyorum işte.” dedi henüz sadece 19 yaşındaki oğlum,
gülmesini engellemek gibi bir telaş duymadan.
Biz de sorgulamalı ve çocuklarımızı abuk subuk kalıplara
sokmaktan, onlara böyle üniformalar biçmekten vazgeçmeliyiz. Bu da
bir çocuk hakkı ihlalidir, anlayana. Çocuklar arası böyle
ayrımcılık yaptıktan sonra da ortalıkta “çocuklara duyarlıyız,
haydi pedofillere ölüm” yapınca malzeme oluyoruz maalesef. Bu tarz
akıllara oyuncak olanlara sözüm ve saygım yok. Gerçi bize de
gülmek lazım zaman zaman... |