|


|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
YOKSULLUĞUN ÇOCUKLARA
HAKSIZLIĞI : YURTTAŞ CENİNDEN BİLE PARA KAZANIYOR
Çocukların hakları var ve bu haklar Birleşmiş Mlletler tarafından
teminat altına alınmış. Çoğu insanımız bunu annelik-babalık
içgüdüsü kapsamında el yordamı ile zaten biliyor. Herkes bir dönem
çocuk olmadı mı? Bunu algılamak için çok ya da diğerlerinden daha
duyarlı olduğunu iddia etmek sosyal yaşamda “ah ne yüce insan”
şeklinde prim toplamaya da yetiyor açıkçası. Bu arada birşeyler
ama doğru ama yanlış yapılmaya da çalışılıyor. Bu takdir edilecek
bir duygusallıktan kaynaklanıyor ancak, gerçekten birşeyler
başarmak için bambaşka ehillikler ve tedbirler gerekiyor.
Çocuklara haklarını teslim etmek için yoksullukla mücadele
edilmesi gerektiği fikri kafalara dank etmelidir. Belli vicdanın
çocuk katletme seromonilerini bunun dışında tutmuştum ama zamanla
törelerin de feodal sistemde sadece yoksul köleler için geçerli
olduğunu öğrendim. Çocuk hakları ihlallerinde herşeyin başı
yoksulluktur - her tür yoksulluk, diyebiliriz. Yoksulluk kapsamına
bilgisizlik, görgüsüzlük, eğlencesizlik, parasızlık, duyarsızlık,
yaşam becerisizlik, zamansızlık, vicdansızlık girmekte.
Yoksulluk kapsamı bu kadar geniş olunca yoksullukla mücadele
sadece üçüncüden başlayıp onüçüncü sınıfa kadar giden ülkelere
özgü olmuyor. Bugün Ingiltere, yoksullukla mücadelede ses getiren
çalışmalar yapıyor. Çok çocuklu ailelerde ensestten başlayıp
duygusal istismar ve ihmale kadar riskin arttığını biliyor ve
belli gelirin altında olanlara çocuk yapmadıkları takdirde maddi
destek veriyor. Child Poverty Action Group, çocuğa yönelik
istismarın ikincil sebeplerini gözönünde bulundurarak ailelere
çocuk yapmayın öğretisini pazarlamaktan vazgeçerek devlete
asıldığını söylüyor. Lobi faaliyetlerinin yanı sıra seminerler ve
eğitimler de düzenliyorlar. Advocate (destekçi) bulmak ve devletin
destek ve rehabilitasyon hizmetlerini duyurmak adına.
Çalışmalarının sonunda 2010 yılına kadar yoksullukla mücadelede
ciddi anlamda başarılı olacaklarına inanıyorlar çünkü merkezi
faaliyet planları yapılmış ve uygulanmaya başlanmış. Az çocuğa
maddi desteğin yanısıra yalnız ebeveynlere de haftalık 40 poundluk
yardımları başlatmışlar. Böylece ebeveyn çalışma hayatına
katılırken çocuğun bir kreşte uzmanlarca bakılması ve terbiye
edilmesi mümkün olabiliyor. Yalnız bir şart var, parayı alan
aileler belli aralıklarla ve yardım aldıkları müddetçe eğitimlere
ve seminerlere katılacaklar. Yine çok çocuklu ailelere vergi
indirimleri sözkonusu ancak yönetmelik yürürlüğe girmeden evvel
çok çocuk sahibi olanlar için geçerli ve başka çocuk yapmamaları
koşuluyla.
Yoksullukla mücadelede bir diğer atılım ise günü değil geleceği
kurtarmaya yönelik. Düşük eğitim ve beceri seviyesi nedeniyle
işsiz kalanlar ve iş sahibiyken düşük haftalıkla çalışıp hala
yoksul olanların 16 - 17 yaşındaki çocuklarına yönelik olarak da
meslek eğitimi yardımı yapılması gündemde. Malum, yoksulluk çok
ender durumlar dışında nesilden nesile geçiyor. Yoksulluk göç de
ediyor.
Bizde durum nedir? Biz, gebe kadına aylık maddi yardım yapıyoruz.
Doğum ile yeni gebelik arası 1,5 senenin altında olursa yardım
yapılmıyor. Hesabı tutturamayan aileler ehil olmayan ellerde
kürtaj oluyor ve zamanı gelince bilinçle ve para kazanma hırsıyla
yeniden gebe kalıyor. Yoksul ailelere çocuk başına aylık para
ödeniyor. Herhangi bir kısıtlama yok. Bunları okuma yazma
bilmeyen, Türkçeyi pek doğru konuşamayan çok çocuklu bir hanımdan
dinledim. Çocuğunu istismar etmemeyi öğrenememiş bir türlü ama
yardım kaynaklarını cin gibi biliyordu. Çok çocuk yapma deyince
“Allah veriyor”, “bizim buralarda böyle” gibi söylemleri çok net
ezbere sıralıyabiliyordu.
Diğer taraftan bizde çok çocuklu ailelere koşullu vergi
indirimleri falan yok. Çocuk sokağa düşüp kurum bakımı altına
alınmadan meslek eğitimi yok. Herhangi bir rehberlik hizmeti yok.
Ballandırınca güzel ses çıkaran yönetmelikler bile uygulamada
sınıfta kalıyor. SHÇEK’in aile birimleri var mı var ama bunların
dört dörtlük çalıştığını söyleyen yalan söylüyordur. Örnekler
çoğaltılabilir. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu televizyonlarda; artık
yuvalarda facialar ortaya çıkmadığı için şu aralar yeni
programlara çıkmak şeklinde kendini yormuyor ya da
Cumhurbaşkanlığı için adının konuşulmuş olmasının keyfini
çıkarıyor olabilir, ALO183’ü anlatırken benim bile gözlerim
yaşarmıştır ancak verilen soru önergesine verdiği cevapta
ALO183’ün kurulduğundan beri sadece 10 adet istismar çağrısı
aldıklarını yazmak zorunda kaldığı gibi altında imzası da var.
Demek o ki VAR MI VAR ama sadece adı var.
Anlaşılan “bakabileceğiniz kadar doğurun” pazarlamaları
İngiltere’de bile başarılı olamamış. Yasal düzenlemelerin
yapılması ve bunların duyurulması gibi yöntem benimsenmiş.
Yardımlar koşullara bağlanmış. Yurttaşlara çocukların kazanç
kapısı olmadığı uygulamayla öğretilmiş.
Dünya 1980 sonrasında yaygınlaşan neoliberal iktisat
politikalarının olumsuz etkilerinin çok farkında olarak özellikle
1990’dan beri yoksullukla mücadele konusunda atılımlar yapıyor.
Bizde ise konu akademik düzeyde bile çok yeni yeni konuşulmaya
başlandı. Ekonomideki zavallılıkla mücadeleyi yoksullukla mücadele
ile eş tutanların sayısı bu yüzden hala çok fazla.
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye 2000’li yılları günde iki
dolar esasına göre %10,3 oranıyla, asgari gıda tüketimi esasına
göre kentsel alanlarda %17.2 oranında yoksulluk ile karşılamıştır.
Yoksulluk tehlikesi altındaki nüfusun toplam nüfusa oranı ise yine
kentsel alanlarda % 56.1 olarak hesaplanmıştır. Yoksulluk, farklı
ekonomik parametrelerin yanısıra maalesef düz pazarlamalarla
düzeltilebilecek kadar basit değil. Tüm sosyal problemlerde olduğu
gibi. Olsaydı en çok ben mutlu olurdum.
Sözün özü;
yurttaş ceninden bile para kazanmaktadır. Bu yurttaş eğitilebilir
mi, bilinçlendirilebilir mi? Çok çocuklu aile sorunu mevcut sosyal
politikalarla çözülebilir mi? Sorunu yaratan zaten mevcut sosyal
politikalar değil midir? Akıllı bir tek sosyal politika üretmemiş,
uygulamaya geçirememiş bir liderin adı şaka bile olsa
Cumhurbaşkanlığı için konuşulabilir mi? |