|


Ağrı Dağı - Doğubayazıt 08 Şubat
2007
|
Diyorum ki ... |
|
Tanzer GEZER |
AĞRI
DAĞI – DOĞUBAYAZIT’IN ÇOCUKLARI
İçimdeki
büyüklük duygusunu yerle bir eden Dağ’ın eteğinden zirveye baktım.
Önce yüksekliği karşısında ezildim, sonra bilinmezliği içime korku
saldı. “Büyüklüğün somut ifadesi”, elimi uzatsam dokunuvereceğim.
Manzara muhteşem ama yalnız. Civarda ağaç olmaması ne güzel.
Korkulması gerekenlerin saklı kalması zorlaşmış. Bu iyi. Zirvenin
buz örtüsü altında saklı kalması ise cezbedici. Yaşamak ve ölüm
karşımda dimdik duruyor. Ya aradaki insanı sevmek ... O nerede?
“Yazısız kurallar” ın izleri karların altında kalmış, şükürler
olsun. Bencilce ama şükürler olsun.
Dağ
beni rahatsız etti. Dağ beni mest etti. Karanlıklardan ışığa
çıkmak için dayanılmaz bir içgüdü hareketi yaşadım. Adrenalin
seviyem had safhalara yükseldi. Potansiyel mükemmel ama yanlış
işlenmiş. Doğubayazıt’ta çocuklar ağalarca mahkum edilmiş. Etraf
Kürtçe konuşuyor. Bu, sanki hepimizin kabul ettiği hakları değil
de, dayatılan karşı duruşlarının simgesi. Halbuki yasak yok ve
istedikleri gibi günlük yaşamlarında Kürtçe konuşuyorlar. Sadece
kavgasını yapmayı bırakmayı unutmuşlar. Ağrı Dağı böyle öğretmiş.
Bundan başka dile getirilen toplumsal kaygıları yok. Neredeyse ne
mutlu diyeceğim. Çocuk istismarı nedir bilen yok. Her türlü
istismar hak. Para çok ama çok önemli. Parası olan bedelini ödüyor
kan davası, namus davası bitiveriyor. Bu bir zengin kültür değil
zenginin kültürü. Ölenler fakirler. Namus ölümleri onlara mahsus.
Ama parayı bulan akil kişiler ne mutlu ki büyük şehirlere göç
etmeye başlamışlar. Ara sıra ticaretlerini (!) yapmak için
geliyorlar. Giderek Kaymakam’ın gerçek akil kişi olduğunu
öğrenecekler. Yurttaş olmayı öğrenecekleri gibi. Sorumluluklarını
yerine getirmezlerse haklarının da olamayacağını öğrenecekleri
gibi. Çoktan öğrenirlerdi ama sözde akil kişiler engellemişler.
Büyük ve Küçük Ağrı, Doğubayazıt
Bunun kültürel farklılıkla ve insan haklarıyla hiç ilgisi de yok.
Ben giymesem de morlar, cart sarılar, kırmızılar, giyenler beni
neden rahatsız etsin. Doğa öyle renksiz ki burada canlı renklere
ihtiyaç var. Canlı renkler buğday tene, boncuk siyah veya buz göz
rengine çok yakışıyor, insanları ısıtıyor. Anlamasam da yanık
Kürtçe ezgilerden nasıl etkilenmeyeyim, belki de bunlar aşkı daha
iyi anlatıyor. Ama biz burada gerçekten başka bir şeyden
bahsediyoruz. Maddi çıkardan bahsediyoruz. Ağaçsız ortamda
aydınlarımız gözünü açmalı, barış türküleri çığıranlar gerçek
sebeplere parmak basmalı. Sınır ticaretini (!) saklamak için
kültürel sebep uyduranlara “hop dedik” diyebilmeli. Yetişkinlere
yazısız otoriteye boyun eğmeyi öğretmek için çocuklar berdel
edilmemeli, kan davaları görülmemeli, töre cinayetleri
işlenmemeli. Komşular komşulara düşürülmemeli. Kapitalist düzeni
reddederken, ağaya kul olunmalı kültürünü sevmemeli, şiddetle
reddetmeli. Bu durumu insan haklarıyla, insanı sevmekle
karıştıracak kadar romantizm lüksümüz yok. Hepimiz akil kişiyiz,
yurttaşız.
Ey,
Ahmet Muhip Dranas, ne güzel anlatmışsın keyfiyeti taa o
zamanlardan;
Ağrı’ya eş yüce bir dağ yok içimde
Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.
...
Öyle kolaydı ki yaşıyorum demek;
Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
Ağrı! Başına boz bulutlar inmede.

Ağrı Dağı, Doğubayazıt
Trabzon – Erzurum – Tahran Uluslararası kara yolları Ağrı’nın
eteklerini dolanıp İran’a gidiyor. Zirve 5165 m yükseklikte. 4000m
ye kadar bazalt, daha sonraki yükseklik andezit lavlarından oluşan
canlı volkanik dağ. Anadolu yarımadasının en yüksek dağı. Dağ,
İran’ın 16 km batısında, Ermenistan’ın 32 km güneyinde. Burada
asayişi korumak zorken yine burada yaşanan çocuk aşklar romanlara
konu olmuş. İşte Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi. Ahmet ile
Gülbahar’ın yaşadıkları aşkın tasvirinde Mahmut Han’a karşı duruş
yok mu?
Yaşar Kemal’den bu yana pek bir değişiklik olmadı. Doğubayazıt’ın
çocukları hala aşk yaşıyorlar. Bu çok iyi. Aşk yasak ama çocuklar
yaşamaya devam ediyorlar. Bu, ağalara karşı duruş. Ağa, “berdel
(tutsaklık) yok, ölüm yok” derse bir garip yurttaş buna cesaret
edemezmiş. Öyleyse çocuklar neden ölüyorlar? Böyle bir ağa bulsam
ellerinden öpeceğim. Devlet ile aynı şeyi söyleyen ağa neden
Devlet’e tercih edilsin? Taraftarı hedeflemek, menfaat bulmak için
tersi sav oluşturulmalı, bahaneler bulunmalı. Doğubayazıt’ın
çocukları hala berdel ediliyorlarmış. Öyle böyle değil. Beyinler
yosun tutmuş. Böyle bir kültür olmaz, kabul edilemez. Töre dediğin
ölümü emredemez.
İşte
size bir efsane de benden. Doğubayazıt’ın erbablarından duydum.
Çok keyif aldığım iki günlük çalıştayın çıktılarından biri bir
efsane. Zozan’ın ağabeyi zorla nişanlı bir kızı kendi isteği ile
kaçırıyor. Aile Zozan’ı berdel edecek ama kime? Kaçırılan kızın
nişanlısına mı, kaçırılan kızın 12 yaşındaki erkek kardeşine mi?
Şaka gibi. Yazısız hukuk (ağa hukuku düşünüyor) 17 yaşındaki
Zozan’ı 12 yaşındaki erkek kardeşe berdel ediyor, garibim nişanlı
ise bir miktar para ile susturuluyor. Garibim dediğime bakmayın en
mutlu ve bu olaydan en zararsız çıkan kişidir kendisi. Efsaneyi
Zozan yazıyor, ahırda kendini asıyor. Nasıl ağalar, beğendiniz mi?
Ağzınızın payını aldınız mı? Daha kaç fakir çocuk ölecek ki bu
ağalar akıllanacak? Olay “Sıla” dizisi gibi romantik değil. Burada
saça takılan cıvıl cıvıl tavus kuşu takıdan bahsetmiyoruz. Merakta
ve üzüntüdeyim. Berdelin özünde kısasa kısas var. Bu nedenle,
Zozan’ın ağabeyinin kaçırdığı kız da aşkla yaptığı, ölümü göze
aldığı evlilikten boşanmaya (ölümden beter bir durum yörede)
mahkum ediliyor Zozan’ın ölümünün ardından.
Bu
çocukların insan hakkını düşünen yok. İnsan hakkı kavramı Ağrı
Dağı’nın eteklerinde içerik değiştirmiş. Yazısız hukuk mu dediniz?
O da nedir? Ben tanımam, tanıyan birlikte büyüdüğüm komşum da olsa
onu sevmem. Sürekli ikaz eder, kınarım. Buna, kültür, insan
sevgisi, insan hakları, millet sevgisi, vatan sevgisi, din
sevgisi, uzay sevgisi, her ne vs diyenleri de lanetlemiş olayım.
Suç
işlemeyeceksiniz, çocukları ve kadınları istismar etmeyeceksiniz,
her ailede en az 10 çocuk yapıp üreme telaşı yüzünden kadınların
sağlığını tehdit etmeyeceksiniz, çocuk istismarına ve ihmaline
zemin hazırlamayacaksınız yani sorumlu yurttaş olacaksınız. O
zaman, tenim Bulgar köklerimin sorumluluğunda beyaz, gözlerim
doğasının yeşilini taklit etmiş ela da olsa, saçıma tavus kuşu
takıp, üstüme morlar giyip gezeceğim söz.
Bizde adet gerdana genellikle siyah (çocuklular için), beyaz (genç
kızlar için) ya da kırmızı (yeni gelinler için) kurdelaya
tutturulmuş altın para takmaktır. Töreye göre evlilik öncesi kız
görmeye gidilir, baba kızın rızasını sorar. Baba kızı sevdiğine
vermezse kız kaçar. Kaçan kızın babası torun görmeden kızına
çeyizini vermez. Vay despot baba vay!... Sizce hangi töre daha
akıllı, hangi töre insan sevgisini barındırıyor?
Kültürünüzü sevdiklerim, seveceklerim ...
Ben Doğubayazıt’ın ASLINI çok sevdim. Çok güzel arkadaşlar
edindim.
Hep birlikte çok güzel çalıştık, Doğubayazıt'ın çocukları için. |