|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
PEDOFİLİ VE
ADLİ TIP
Son dönemde
kamuoyunda gündeme gelen Hüseyin Üzmez ve cinsel taciz olgusunun
bir çok açıdan kamuoyunda değişik konuların tartışılmasını
sağlaması ilginçtir. Burada pedofilinin ne olduğundan başlayan
tartışmalar adli tıp raporunun yetersizliğinden Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumunun neleri yapıp yapmadığına kadar geniş
bir yelpazeye yayıldı.
Pedofili
olgularında adli tıp yakalşımının, hem saldırganın saptanması,
yakalanmasında hem de ve daha önemli olarak kurbanın durumunun
saptanması ve adaletin tecellisinde çok önemli bir rolü vardır.
Son dönemde
Adalet Bakanının demeçleri ve medyada yer alan tartışmalar başka
bir rapora gereksinme olduğu yönünde birleşirken bu raporun
nereden alınacağı konusunda hiçbir aydınlatıcı bilginin ortaya
çıkmadığı görülmektedir.
Bu çok
önemlidir. Ruhsal travmanın ortaya çıkıp çıkmadığını araştırmaya
yönelik çalışmanın bugünün koşullarında Adli Tıp Kurumunda
yapılamayacağı açıktır. Neden? Çünkü burada sorun sadece çocuk
psikiyatristinin olmaması değildir. Bunun yanı sıra hem
muayenenin çok demode, sadece bir uzmanın soru-cevaplarına
dayanması ki burada soru soran kişinin etkinliği tartışılmalıdır.
Bu konuda ne
kadar eğitim almıştır?
Güncel
gelişmeleri izlemekte midir?
Bu
sorgulanmalıdır. Bu gibi olgularda artık modern tüm merkezlerde
mutlaka ön testlerle durum saptamasının objektif ve ölçülebilir
olmasına çalışılmaktadır. Bu da sadece uzmanın subjektif
görüşünden olguyu kurtaran bir durumdur. Bu merkezlerdeki
uzmanların güncel literatür izleyen ve konularındaki etkinliği
kongre ve bilimsel çalışmalarla ispatlamış kişiler olduğunu da göz
ardı etmemek gerekmektedir.
Halbuki bizde
bu konuda çalışan kişilerin hiçbir bilimsel etkinliğe
katılmadıkları, bilgi üretmedikleri ve çalışmaları da
izlemedikleri gözlenmektedir. Ayrıca kurul yapılanmasında farklı
disiplinlerden gelen kişilerin o kurula gelen her rapora imza atma
zorunlulukları olayı daha da çıkmaza sokmaktadır. Çünkü bu durumda
olayımızda olduğu gibi radyolog, ürolog ve kadın-doğum uzmanının
psikiyatrik değerlendirmeye görüş vermeleri gibi çok vahim bir
durum gerçekleşmektedir. Daha önce de aynı durum bir diş
hekiminin, bir anatomi uzmanının ve patologun psikiyatri
raporlarına imza atması gibi garabetler şeklinde
gerçekleşmekteydi.
Daha da aykırı
olan bir durum, genel kurul denilen tüm kurul üyelerinin olay
hakkında görüş verdiği olayda gerçekleşmektedir. Çünkü burada
biyokimya uzmanı, dahiliyeci ve diğer bir çok farklı kişi
psikiyatrik duruma görüş vermekte ve oy kullanmaktadırlar.
Sistemden kaynaklanan bu durumun değişmesi elzemdir.
Ama
ihtisasları adli tıp olan, psikiyatri olan uzmanların
yeterliliğinin de tartışılması çok önemlidir. Uzun yıllardan beri
orada mevki kaparak yerleşmiş ve hala eski yöntemlerle raporları
çıkaran bu kurullardaki kişilerin bilgi yeterlilikleri
tartışmalıdır. Hiçbir bilimsel yeterlilikten geçmeden yıllardan
beri kurullardan rapor vermektedirler. Asıl vahim olan budur.
Çünkü bu olay
da göstermiştir ki adli tıp değerlendirmelerinde temel olan
bilgidir. Bilimsel yaklaşımların disiplinli bir şekilde
uygulanması halinde ancak doğru raporlar verilebilmektedir.
O yüzdendir ki
dünyada artık tüm adli tıp merkezleri bağımsız çalışan, özerk ve
bilimsel kriterlere göre denetlenen yerlerdir. Hiçbir adli tıp
merkezinin Adalet Bakanlığına bağlı olmaması tesadüf değil, bu
nedenden dolayıdır. İngiltere’de olduğu gibi üniversitelerin adli
olaylarda görüş vermesi bir modeldir. Amerika’da olduğu gibi
bağımsız yapıların her yıl “board” adı verilen bağımsız kuruluşlar
tarafından yeterliliklerinin denetlenmesi bir modeldir.
Bu modeller
çoğaltılabilir ama hiç birinde tek bir yere olguların yollandığı
ve kurullar gibi hiçbir mantıkla açıklanamayan organizasyonların
rapor verdiği bir model yoktur. En son Hindistan bu modeli
uygularken onlar da artık yerel bölgelerdeki üniversiteler
modeline geçmişlerdir. Biz ise Avrupa Birliğine girme tartışmaları
yaparken hala bu konuda çağdışı bir modeli izlemekteyiz.
Yapılan bir
çalışmada elde edilen verilere göre, Yeterlilik Kurulu’nca yapılan
“Adli Tıp Hizmet Modeli ve İnsan Gücü Planlaması” başlıklı
çalışmada, kayıtlı veriler ışığında 2010 yılında beklenen nüfusa
göre, tüm ülkede, beklenen cinsel suç mağduru sayısı 24 bin
civarındadır. Bu duruma göre yapılacak bir planlama ile bu
problemin çözümü üniversitelerle birlikte oluşturulabilir.
Çözümleri
artık bilimsel yöntemler ve merkezlerde aramak için başka bir
benzeri olayı beklememeliyiz. Eğer bu olay bu kadar medyatik
olmasaydı, 2003’den beri sürdürülen bu yöntem ve uzmansız görüş
verilmeye devam edecekti. Benzeri bir çok olayın aynı raporu
aldığını bilerek sadece bu olaya değil diğer olaylarda da adaletin
tecellisinin sadece Adli Tıp Raporu yüzünden gerçekleşmediğini
unutmamak gerekmektedir.
|