|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÜZMEZ OLAYINDAKİ SORULAR
Bu
son iki haftadan beri sürekli gündemde olan cinsel istismar
mağduru bir çocuğun ruhsal travmaya maruz kalmadığı raporu ve buna
bağlı tartışmaları izliyoruz. Bu konuda hem adli tıp uzmanı olarak
hem de çocukta istismar konusunda çalışan bir uzman olarak birçok
görüş verdim. Burada problemin farklı boyutları olduğunu unutmadan
kısaca olaya bir kez daha göz atmanın yararlı olacağını
düşünüyorum.
Önce
problemleri ortaya koyalım ;
1.
Olay meydana geldikten sonra mahkeme aşamasına neden mağdur
getirildi? Neden ifadesi başka bir ortamda psikolog gözetiminde
görevlendirilen bir yargı mensubu tarafından alınmadı?
2.
Neden Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu avukatları,
saldırganın serbest bırakıldığı duruşmada hazır olup bu karara
itiraz etmediler? SHÇEK toplumsal baskılar sonrası mı devreye
girdi? Eğer öyleyse Nimet Çubukçunun dedikleri ne kadar doğru?
3.
Çocuk bu olaya maruz kaldıktan sonra neden bir başka ilin
merkezine götürülmedi ve olayın yaşandığı yerde kaldı? Travmanın
etkisini azaltmak için bir başka yere götürülme modeli neden
burada uygulanmadı?
4.
İlk ifadeleri Emniyette alınırken burada emniyetteki görevli
sosyal hizmetler uzmanı ve psikologlar hazır bulundu mu? Eğer
onlar yoksa ifadeyi kim aldı?
5.
Çocuğun ifadesinin değiştirmesinin nedenleri nelerdir? Çocuğa
herhangi bir baskı ve tehdit uygulanmış mıdır?
6.
Adli Tıp Kurumuna geldiğinde muayene edilmesi sırasında kadroda
olmamasına karşın neden bir çocuk psikiyatristi dışarıdan
çağrılmamıştır?
7.
Neden çocuğun muayenesi öncesi psikolojik testler, zeka testleri,
travma ölçümü yapılmamıştır?
8.
Benzeri diğer olaylarda da bu kurul yine uzmansız ve herhangi bir
test uygulaması olmadan sadece kısa bir gözlem ve sorgulama ile mi
muayene yapmaktadır?
9.
Bu uzmanların yeterlilikleri nedir? Bu konuda formal ve formal
olmayan herhangi bir bilgilenme programına katılmışlar mıdır?
10.
Bundan sonraki bilirkişi görüşü nereden alınacaktır?
11.
Üniversitenin ilgili kurumlarındaki uzmanlarından görüş alınacak
mıdır?
12.
Adli Tıp Kurumunun rutin uygulaması düzeltilecek midir?
Buradaki soruların cevabının tartışmalarının sürdürülmesi çok
önemlidir. Çünkü bu olay şunu ortaya çıkartmıştır;
Yargı-bilirkişilik-tanı-tedavi zincirlerinin nerelerinde aksama
yaşanmaktadır? Bu soruların cevabı araştırılmalıdır. Bu konuda
Ceza Kanunu yapılırken neden 15 yaş altında bu olaya maruz kalan
çocuklara neden ruhsal travma görmeme olasılığı yok denecek kadar
azken hepsine ayrı ayrı muayene öngörülmüştür? Bu olaylarda ruhsal
travma tüm olguların karakteristik sonucu iken neden muayene
istenmiştir? Kanun yapılırken bu muayenenin istenmesi asıl
problemi yaratmıştır.
Tabii burada asıl sorun derken Üzmez olayına özel konuşuyorum.
Yoksa asıl problem bilirkişilik kurumunun bugün için yetersiz
kalan yapısıdır. Bugün sadece 6. kurul tartışılmasına karşın diğer
kurulların durumu da içler acısıdır. Çünkü burada da ilgisiz
uzmanlıklardan yetersiz kişiler bulunmaktadır. Trajikomik durum
burada görev alan kişilerin hiçbir eğitimden geçmeden burada görev
alıp kendi uzmanlık konularının dışında da görüş bildirmeleridir.
Örneğin 6. kurulda radyolog yaş tespiti için vardır ama ruhsal
travma için de görüş bildirmektedir. Aynı şekilde 6. kurulda yer
alan kadın-doğum uzmanı ve ürolog hiçbir adli tıp, psikiyatri ve
travma eğitimi almamış olmalarına karşın görüş vermekte ve hatta
medyaya haklı olduklarını anlatan demeçler vermektedirler.
Burada mahkemelerin kendilerini sorgulaması gerekmektedir. Aslında
mahkemelerden de öte Yargıtay kendini sorgulamalıdır. Bugün
Yargıtay hala Adli Tıp Kurumundan görüş alınmadığı için kararı
bozabilmektedir. Ama bu olay göstermektedir ki asıl Adli Tıp
Kurumundan gelen karar sonrası bozma yapılmalıdır.
Son
olarak da cezaların caydırıcı olması zorunlu işlemlerdir.
Özellikle cinsel suçlarda cezanın caydırıcılığı küçük çocuklar söz
konusu olduğunda çok ama çok önemlidir. Bu konuda son olayda
bunun ne kadar gerçekleşmiş olduğunu değerlendirmeyi de kamuoyuna
bırakıyorum.
|