|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÇOCUK İSTİSMARI MI YOKSA SUÇLU KURTARMA KOMİSYONU MU KURULUYOR?
Avrupa Birliğine aday olmamızın belki de en önemli etkisi
yasalarda uyum denilen sürecin başlaması oldu. Birçok yasanın
Avrupa Birliği kriterlerine uygun olabilmesi için adımlar atıldı.
Şiddetin sonlandırılması ve şiddet uıygulayıcılarının cezalarının
gerçekten caydırıcı olabilmesi için ideale yakın maddeler
kanunlara konuldu. Bunlardan özellikle ceza kanunu hazırlanırken
konulan maddeleri cinsel şiddetin önlenmesinde caydırıcı
olabilecek düzeyde maddeler olarak da dikkati çekiyordu.
Yeni yasalar çıkmadan önceki durum gerçekten bugüne yakışmayacak
ilkellikler içeren ve mantığını anlamanın mümkün olmadığı
maddelerdi. Ancak, çocuk komisyonu alt başlığıyla kurulan bir
komisyonun ilk toplantısında Yargıtay 5. Daire temsilcilerinin
başını çektiği bir grubun değişiklik talepleri kanımızı dondurdu.
Çünkü tüm talepler eskiye dönüşe hatta daha da uç noktada kötü
uygulamalara yönelikti.
Tabii kötü uygulama derken çocuk için kötüden bahsettiğimizi ama
bu kötülerin suçu işleyenler için tam tersi iyi uygulama olduğunu
da hatırlatalım. Sağ kesimin önde gelen bir isminin çocuk yaşta
birisine yönelik cinsel tacizinin sonrasında bu hamlelerin
yapılıyor olması da herkesin aklına onu kurtarma komisyonu mu
oluştu şeklinde bir düşüncenin de yerleşmesine neden oldu.
Hangi maddelerde değişiklik taleplerinin olduğuna göz attığımızda
tablonun çok açık bir şekilde ortaya çıktığını da gözlüyoruz.
En dikkati çeken maddelerden biri olan tecavüz suçunu işleyen bir
kişi, eğer bu suçu işlediği mağduru nikahına alırsa, cezadan
kurtuluyordu. İnsan haysiyetini yerle bir eden ve bireyi yok
sayarak suçu kurumsal bir kisvenin altında saklamayı hedefleyen
bir maddeydi. Bu utanç maddesi kalkınca en azından bu garabetten
kurtulduğumuz için bir oh çekmiştik. Ama bugün istenen şey, kişi
tecavüz ettiği kişiyle evlenirse, cezadan tamamen kurtulması
talebidir. İnanılır gibi eğil ama 2008 yılında ve Avrupa
Birliği’ne girmekten bahsederken bireyi aşağılayan ve yok sayan
bir uygulama özellikle de kanun temsilcileri tarafından talep
ediliyor.
Çocuğun yaşının 0-18 olduğunu ilk maddesinde belirten Çocuk
Hakları Sözleşmesini imzalayalı 18 yıl geçmiş olmasına karşın
çocuk yaşta evliliklerin özellikle doğu ve güneydoğu bölgesinde
yaygın olduğu bilinen bir gerçekti. Bu durumun yasal yollardan
engellenmesi bu tip olayların önüne geçmek için çok önemli bir
adımdı. Ancak, Yargıtay evlilik yaşının 14’e düşürülmesini talep
etti. Başka bir deyişle çocuk yaşta evlenenlerin ödüllendirilmesi
gibi bir duruma çanak tuttu. Ayrıca bu konuda çok ısrarcı olunması
da bir başka dikkat çeken boyuttu.
Şiddetin en ulaşılmazılarından biri olan evin içindeki şiddet
konusunda da ilginç tekliflerin olması da dikkati çekti.
Eşe yönelik şiddet konusunda son ceza kanununda yer alan
maddelerden biri, karısına yönelik şiddet uygulayan kocanın 7 yıl
ceza görmesiydi. Komisyon bu cezanın azaltılmasını istedi. Yani
herşeyde olduğu gibi bu konuda da geriye dönüş ve bireyin yok
sayılması yaşandı.
Buradan anlaşılıyor ki bunu önerenler başka
özlem içindeler. Erkek egemen bir ortamda kurumların korunduğu
bireylerin özellikle kadın ile çocukların yok sayıldığı bir
ortamda yaşam istiyorlar.
O zaman akla
Avrupa Birliği’ni istemek nereden çıkıyor sorusu geliyor. Meşhur
deyişle acaba “takiyye mi yapılıyor”.
Toplumsal
yaşamda yok sayılan çocukların yarının büyükleri olduğunda
davranış modellerinin bugün gördükleri olacağını hatırlayarak,
herkesin birey olarak haklarıyla beraber var olduğunu bilerek,
bugünün sığ düşüncelerini savunan bu kişilerin kanun koyucu
durumunda olabilmelerinin, bu ülkenin şansızlığı oduğunu söylemek
gerekiyor. Çünkü bunun faturasını uzun yıllar boyunca bu kuşaklar
ödyecekler.
Bize de her
geçen gün bu düşen insan kalitesine hayret etmek ve bunların ansıl
olup da böylesine karar verici durumuna gelebildiklerine şaşırmak
kalıyor.
|