|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
TÜRKİYE SÖZLEŞMEDEN ÇEKİNCELERİ NE ZAMAN KALDIRACAK?
Benim yazılarımı takip edenler her dört yazıdan üçünün konusunu
Çocuk Hakları Sözleşmesine ayırdığımın farkındadırlar. Çocuk
hakları değil sözleşmesi deyişimin sebebi çocukları ilgilendiren
her konu zaten çocukların haklarına direkt bağlantılı ama Çocuk
Hakları Sözleşmesi, 1989’da Türkiye’nin de imzalamış olduğu ve
süreç içerisinde Meclisten onaylayarak geçirdiği bir uluslararası
sözleşme.
Sözleşme kabul edilirken Türkiye üç maddesine çekince koyarak
imzalamayı tercih etmişti. Bu aslında yanlış bir yaklaşımdı.
Çünkü sözleşme kendi içinde bir bütünlük içeriyordu ve bu
maddeleri yok saymak bu bütünlüğü bozan etmenlerdi. Ancak uzun
yıllar sözleşme sadece kağıt üstünde kaldığı için hiçbir
maddesinin uygulanıp uygulanamadığına bakılmadı. Çocuk Hakları
Sözleşmesi sadece kağıt üstünde göstermelik var olan bir metin
şeklinde duruyordu. Ne zaman Avrupa Birliği süreci hızlandı, ondan
sonra birçok konuda olduğu gibi Çocuk Hakları Sözleşmesinde var
olan konular hakkında da bazı mesafeler kaydedilmeye başlandı.
2008
yılında bakıldığında o dönem çekince konulmuş maddelerin
uygulamada var olduğunu ve kağıt üstünde çekince konmuş olmasına
karşın yaşamda uygulandığını görüyoruz. Bu, iyimser olmamızı
sağlayacak ve bardağın dolu kısmını gösteren bir durum. Lozan
Antlaşmasına göre sadece dört azınlık olduğunu kabul etmemizi
referans göstererek konulan çekinceler bugünkü durumda başka
kültürlerin ögelerinin toplumda yaşadığını görmeyi gerektiriyor.
Avrupa Birliği müktesabatının rüzgarıyla da kültürel hakları
konusunda akla hayale gelinmeyecek kadar yol aldığımız da bir
başka gerçek. Bunların hepsi güzel olaylar. Ancak unutulmasın ki
kağıt üstünde Türkiye bugün çocukları için kültürel hakları kabul
etmeyen başka dilde iletişimi yok sayan bir ülke.
Türkiye'nin çekince koyduğu maddeler şöyle:
Sözleşmenin kitle iletişim araçlarının çocukların gelişimi için
kullanılmasını öngören 17. maddesinin (d) bendi üye devletlerin
"kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye
mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri
konusunda" teşvik edeceklerini söylüyor.
Eğitimle ilgili 29. maddenin (c) bendinde taraf devletlerin,
eğitimin, "çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve
değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal
değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının
geliştirilmesi"ne yönelik olduğunu kabul ettiği belirtiliyor.
30.
maddede de "Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli
halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya
da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer
üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine
inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun
bırakılamaz" deniliyor. (EÜ)
Unutulmasın ki Sözleşme, her koşulda "çocuğun yüksek yararı"nın
gözetilmesini öngörmektedir. Türkiye, sözleşmeyi 1990'da imzaladı
ve 1995'te yürürlüğe koydu. Fakat, Türkiye sözleşmenin kültürel
haklarla ilgili maddelerine çekince koydu. Böylece çocukların
anadilinde eğitim hakkı, eğitimin kültürel çeşitliliği içerecek
şekilde düzenlenmesi gibi sorumluluklarını üstlenmemiş oldu.
Ama bu çekince
başka kanunlarla ve uluslar arası sözleşmelerle bugün anlamını
yitirmiş durumdadır. Bunu da devletin en kısa zamanda Çocuk
Hakları Sözleşmesi üstünde var olan çekinceleri kaldırarak
pratikle teoriği aynı boyutta değerlendirmesi zorunludur. Ciddi
bir devlet yaklaşımı bunu gerektirir.
|