|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÇOCUK HAKLARINI GÖZETMEYEN BU ÜLKEYİ YÖNETEMEZ
Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalayalı 19 yıl olmasına rağmen
gelinen noktanın çok iç açıcı olmadığı görülmektedir. Bu da bu
durumun sürekli sorgulanması gerektiğini göstermektedir. Özellikle
çocuk hakları savunucularına düşen görev çok daha fazladır. Çünkü
ülke sorunları denildiğinde başta politikacılar olmak üzere çocuk
hakları savunucuları dışında hiç kimsenin problem olarak
algılamadığı çocuk hakları hep gündem dışı kalmaktadır.
Halbuki toplam nüfusun %40’ına yakınının 18 yaş altı olduğunu
düşünürsek toplum mühendisliği açısından çocuk haklarının göz ardı
edilmesinin çok yanlış bir politika olduğu çok açıktır.
Çocuğun gelişmesini yani eğitimini, yaşatılması yani sağlığını,
korunması yani şiddetten arındırılmış bir ortamda yaşaması ve
katılımını yani demokratik ortamda yaşamasının sağlanmasını temel
prensipler olarak yaşama geçirmeyi yok sayan zihniyetin
sonuçlarını bütün toplum çekmektedir.
AKP iktidarının sokak çocukları komisyonu kurması ilk başta, acaba
ilk defa çocuklar gündeme gelecek mi, sorusunu sordurdu ise de
diğer tüm eylemlerinde olduğu gibi herhangi bir planlamanın
olmadığı, Başbakanın anlık çıkışı sonucu bunun yapıldığı ortaya
çıktı. SHÇEK zaten çok sorunlu olan uygulamalarını bu dönemde
meslek elemanları yerine yandaşların alanda var olmaları,
sıkıntıları daha da arttırdı.
Hakların yaşama geçmesi için iki temel noktanın olduğunu
hatırlatmak gerekmektedir. Bunlar; (1) Uyum yasalarının
çıkartılması, (2) Toplumun bilgilenerek çocuk haklarını
içselleştirmesidir.
Çocuk haklarının bilinirliği ile ilgili yapılan çalışmalarda
bilinirlik düzeyinin %10’lara bile çıkmadığı ancak, duyulmuş olma
oranının her 4 kişiden biri şeklinde olduğu görülmektedir. Bu
konuda çalışan profesyoneller bile bu konuda bilgisizdir. Örneğin,
doktorlar ve hukukçular üzerinde yapılan çalışmalarda oranların
yukarıda belirtildiği gibi çıkması daha ilk adımın bile atılamamış
olduğunu göstermektedir. İlköğretimde buna yönelik derslerin
konulmuş olmasının olumlu yansımalarının 10 yıllık dilimde ortaya
çıkmasını umarak şunu belirtmek gerekmektedir.
Korunmaya muhtaç çocukların ülkemizde kayıp çocuklar konumuna
düştüğünü görmekteyiz. Sokak çocuklarının suça itilmeleri ve bir
süre sonra çete elemanları olmasının yanı sıra şiddet kültürünün
Başbakanın demeçlerinden başlayarak tüm toplum katmanlarında çok
yoğun olarak var olması sonucu şiddet olaylarının çok arttığı bir
gerçektir. Şiddet, aile içi şiddet olguları ile çocuk
istismarlarını da arttırmaktadır.
Bunlara cinsel istismar olgularını da eklemek gerekir. Çünkü
pedofilik olguların yanı sıra siber-şiddet olgularının da artması
tüm dünyada olduğu gibi bizde de görülmektedir. Pornografik
olgular ile çocuk fuhuşu olgularının hep uyuşturucuyla paralel
olduğu görülmektedir. Uyuşturucu kullanımının arttığı tüm
ülkelerde fuhuşun da arttığı ve çocuğa yönelik bu şiddetin de
önemli yer tuttuğu görülmektedir. Çocuk fuhuşu gibi yeraltında
gerçekleşen bu eylemler için ülkemizin Filipinler ve benzeri
ülkeler gibi seks turizmi için anılıyor olmasına yokmuş gibi
davranılması yarınlarda çok dehşetli bir tabloya davet çıkartıyor.
Eğitim konusundaki tutarsız davranışlarıyla son döneme damgasını
vuran Milli Eğitim Bakanının yaptıklarının nasıl düzeltilebileceği
bir başka yazı konusu ama okul öncesi eğitimden başlayarak
üniversiteye kadar yanlışlıkların nesilleri olumsuz etkilediği
ortada. Sadece dershaneler konusundaki inanılmaz artış bile artık
okullardaki eğitimin nasıl iflas ettiğinin en önemli göstergesi.
Bunları daha birçok örnekle çoğaltmak mümkün. Çocuk Hakları
Sözleşmesini imzalamış olmak bir sorumluluk yüklemektedir. Bunu
göz ardı eden sorumlu boyutundaki herkes suç işlemektedir. Bunun
hesabını toplum sormadığı sürece de bunlar yaşanacaktır. Ancak,
korunmaya muhtaç çocuklar konusundaki birkaç ender doğru
davranıştan birisi olan evlat edinmenin yaygınlaştırılması
konusunun son dönemdeki yayınlarla kösteklenmesi geleceğin çok
daha vahim olacağını gösteriyor.
Evlat edinme sisteminin, çağın gerçekleri ve Anayasa başta olmak
üzere hukuk normları bir yana bırakılarak köktenci bir tavırla
salt dini normlar referans alınarak yorumlanması gelecekte çok
karanlık bir döneme sürüklendiğimizin işaretidir.
Görüldüğü gibi diğer konularda olduğu gibi dinin yaşamdaki tek
referans olarak var olması zihniyetinin yansımalarını görmekteyiz.
Halbuki Çocuk Hakları Sözleşmesi de, kadında şiddetin
arındırılması da, özürlüler sözleşmesi de hepsinden öte İnsan
Hakları Sözleşmesi de uygar ve çağdaş toplumlarda yaşamak için
vardır. Bunlara sadece imza atmak yetmemektedir ama imzalanmışsa
da yok sayabilmek mümkün değildir.
Ben yaptım oldu diyenlerin sorumluluklarının sadece çocuklara ve
onların haklarını savunanlara değil tüm topluma karşı olduğunu
unutmamalarında yarar vardır.
|