|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ŞİDDETİN
ARTAN TİPLERİ: ANNE CİNAYETLERİ
Şiddetin her
şeklinin herkese yönelik olarak karşımıza çıkması 21. yüzyılda
şiddet için en karakteristik özelliklerinden birisidir.
İletişim şeklinin belki de en normali eski çağlarda şiddetti.
Kuvvet ve güç herşeyin üstünde kabul gören kavramlardı.
Çağdaşlaşma bu kavramların yerine bilgiyi ve enformasyonu koydu.
Ancak yıllar içinde şiddet yine başrole çıktı. Şiddetin bu sefer
aile içinde, birbirine yakın olan insanlar arasında görülme
olasılığı çok arttı. Eşe yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet,
yaşlı istismarı ve çocukların birbirine yönelik şiddeti
kategorilerinin şiddetin temel kategorileri şekline dönüştüğü
görüldü.
Türkiye’de şiddet her geçen gün artıyor. Özellikle son dönemde
şiddet olgularının sayısında çok fazla artış bulunmaktadır.
Yoksulluğun çok artmış olduğu bu dönemde sosyal yoksunluğun çok
yüksek düzeyde olmasının da şiddetin artışında çok ağırlıklı rolü
bulunmaktadır.
Bugün göreceli olarak yeni sayılabilecek bir kategorinin gündeme
geldiği görülmektedir. Çocukların annelerini öldürmeleri
olgularının son günlerde çok yer aldığını görmekteyiz. Bu
olayların çoğunun da şiddetin en üst düzeyinde gerçekleşmesi de
düşündürücü bir başka boyutu oluşturmaktadır. Bıçaklama, parçalama
gibi vahşice yöntemlerin kullanılması dikkat çekmektedir.
Özellikle bir hafta önce annesini parçalayıp poşetlere koyup atmak
için arkadaşlarından yardım isteyen olguda olduğu gibi
düşünülemeyecek boyutlarda olgulara da rastlanmaktadır.
Bu
cinayetlerde karakteristik özellik olarak annelerin öldürülmesi,
öldürenlerin genç kızları olması ve yaklaşık tümünde vahşet
kullanılması ve öfke nöbetlerinin yer aldığı görülmektedir.
Neden bu olayların sayısı artmaktadır ve neden bu olgularda vahşet
ön plana çıkmaktadır? Bu temel soruların cevabını araştırdığımızda
global nedenlerin kişiler üzerinde önemli bir etki yarattığını
görmekteyiz.
Şiddetin tüm çevremizi sarmış olması ve çözümlerde şiddetin hep
kullanılıyor olmasının tetikleyici önemli bir faktör olduğunu
hatırlamamız gerekiyor. Günlük yaşamın içinden başlayarak,
televizyonlarda izlenen dizilerdeki artık normalleşme düzeyine
ulaşacak düzeyde sık ve yoğunluktaki şiddet olgularının çocuklara
önemli etkileri bulunduğu görülmektedir. O denli sıklıkla izlenen
şiddet yöntemlerinin bir süre sonra çocukta da bunu ben de
yapabilirim duygusunu yarattığı görülmektedir. İkinci olarak da
medyada benzeri olayları izlediğinde başkaları da yapıyor, ben de
yaparım boyutuna gelmesi de önemli bir faktörü oluşturmaktadır.
Ancak bu tip olayların nedenlerini hemen bugüne bakarak aramak
yanlış sonuçlara ulaşmamıza neden olabilir. Çünkü bugün yaşananlar
uzun zamandan beri var olan sorunların yansımasıdır. Sistemdeki
aksamalar ve yanlışlar bireysel sonuçlara yol açmaktadır.
Eğitimden başlayarak kız çocukların eğitiminin başarılamaması,
eğitim sisteminin ezberci ve bireye katkısının sınırlı kalması ve
buna ek olarak kültürel faktörler uzun zamanda çocukları şiddete
eğilimli ve problem çözebilme yetisinin gelişmediği, uzlaşmadan
uzak varlıklara dönüştürmektedir.
Uzlaşma, toplumda bireyler arası her türlü ilişkinin kilidini
oluştururken bunun örneklerini ne yakın çevresinde ne de toplumsal
düzeyde örneğin siyasette göremeyen çocuk da problemle
karşılaştığında çözümü keskin ve kuvvete dayalı hareketlerde
aramaktadır.
Cinsiyet ayrımcılığının yaşandığı ülkemizde düşüncelerini ifade
edememe, kısıtlı yaşama ve baskı altında kalma faktörlerinin
çocuktaki olumsuz etkilenmelerinin de göz ardı edilmemesi
önemlidir. Ama bu olayların ruh sağlığının bozulmasının sonuçları
olduğunun da altını çizerek belirtilmesi gerekmektedir. Ruh
sağlığı bozulanların sadece kız çocuğu olmadığı, toplum olarak ruh
sağlığımızı her geçen gün kaybettiğimizi de bu olaylar
düşündürmektedir.
Düşünmeyi, uzlaşmayı ve hakların herkes için olduğunu, saygının
insanlar için karşılıklı duyulması gereken kavramlar olduğunu önce
kendimizin hatırlaması sonra da çocuklarımıza öğretmemiz
geremektedir. Yoksa karşımıza bu tip olaylar çok gelecektir.
Unutmayın ki bu olayların tümünde de çocuklar olayların içine
itilmişlerdir. İtenin kim ya da kimler olduğunu düşünmeyi de
sizlere bırakıyorum.
|