|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
BİR POLİTİKACIYI DİNLERKEN
Sistemlerin olmadığı ülkelerde kişisel girişimler ve yaklaşımlar
her olaya damgasını vurur. Bu bazen iyi yönde yapılanları
gösterir, bazen ise olumsuz ve kötü durumları gösterir. Özellikle
hizmetin yoğun olduğu sektörlerde bu durum çok daha bariz olarak
ortaya çıkar.
Risk
altındaki çocuklar konusunda çalışan akademik ve sahadaki herkesin
yıllardır birinci adres olarak izlediği Sosyal Hizmetler Çocuk
Esirgeme Kurumu da bundan nasibini en çok alan kurumlardan
birisidir. Çünkü Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu,
kanunla ve yönetmeliklerle düzenlenen şekliyle bu konudaki tek
yetkili kurum olarak adreslenmiştir. Şiddete maruz kalan çocuktan
başlayarak sokaktaki çocuklara, suça itilenden çalışan çocuklara,
yoksul çocuklara kadar hepsine sadece bu kurum hizmet verir hükmü
yıllardır değişmemiştir. Bunlara ek olarak tüm özürlüleri, şiddete
maruz kalan kadınları ve bağımlıları da eklemek gerekir.
Bu
yüzden de onaylasanız da onaylamasanız da burada yürütülen
hizmetin kalitesi, şekli, sürekliliği, bilimselliği, iyi niyeti
yani her şeyi dikkatinizi çeker. Çekmek zorundadır da. Çocuğun
gidebileceği başka yer yoksa o zaman sizin için de tek adres
burasıdır.
Yıllardan beri sadece tek yüksek okulun sosyal hizmet uzmanı
yetiştiriyor olması bugün tabelada 8’e çıkan okul sayesınde zaman
içinde olumlu değişimler olacaktır duygusunu yaratabilir. Burada
kaliteyi ve stratejik planlamayı tartışabilirsiniz. Başkent
Üniversitesinin kaliteli kadrosunu ve yıllardan beri hizmet veren
Hacettepe Üniversitesini dışlayacak olursak, diğer yüksek
okulların kadrosunun yeterliliği dolayısıyla programlarının ne
denli olması gereken eğitimi vermeye yeterli olduğu belki
tartışılabilir. Ancak bu yazıda başka bir noktaya dikkat çekmek
istediğim için İstanbul’daki 12 üniversite dururken neden daha
üniversitesi yeni gelişmekte olan Sakarya’da bu bölüm açılır, bunu
sorgulamak istemiyorum.
Ben,
bu yazıda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığını tartışmak
istiyorum. Buna neden olan da geçtiğimiz hafta TV8’de şu anda bu
görevi yapan politikacıyı dinlemiş olmam. Neden politikacı diyorum
çünkü konuşmasında sürekli “biz iktidar partisi olarak” diyerek,
muhalefettekiler gibi sadece politik jargonla konuşmakta çok
ısrarlı olması bana bu tanımlamayı yaparken politikacı kimliğinin
ön planda yer almasının daha doğru olacağını düşündürdü.
Yazının başında söylediğim gibi bakanlıkların performansları
başındaki bakanla doğru orantılı olarak değişkenlik göstermekte.
Bu aslında her yerde var olan bir durum ama bizim gibi ülkelerde
siyahla beyaz kadar değişken bir durum olarak gözüküyor. Yani o
bakanlık eğer bakan konuya hakim, çalışkan ve hedeflerini iyi
seçerek doğru personelle çalışıyorsa, o zaman iyi şeyler
yapıldığını görüyor ve duyuyoruz. Ama bakan değişince süreklilik
söz konusu olmadığından bir bakıyoruz ki bu bakanlık bambaşka
şekilde çalışıyor ve kötü performanslar verebiliyor.
Doğal olarak bütçe, kadro gibi olanakların olması gerekiyor. Ama
özellikle bu yazının konusu olan bakanlıkta çocukların adı
bakanlığın isminde geçmese de temel odakların belki de başında
çocuklar geliyor. Bu açıdan da bu bakanlığın yaptıkları benim gibi
akademik ve sahada çalışan, sivil toplum kuruluşu çalışmalarını
sürdürmeye çalışan kişileri de ilgilendiriyor.
Eski
dönemde okullarda bir bardak süt dağıtan, sivil toplum,
üniversiteler ve devletle işbirliğinde Yeldeğirmeni Çocuk ve
Gençlik Merkezi gibi bir çok olumlu ve ses getiren projeyi hayata
geçiren Hasan Gemici’nin çalışmalarını yakından izlemiş ve
katılmış birisi olarak bu dönem yapılanlara baktığımda şöyle bir
tabloyla karşılaşıyorum.
Bugün S.H.Ç.E.K.’in bütçe ve kadro sıkıntısı yok. Kadro
bulabiliyor ama atamalarında hep önceliği yandaşlarına veriyor
gibi gözüküyor. Neden mi böyle söylüyorum? Atamalarda meslek
elemanı atamalarında çok fazla sayı artışı olmadığı halde
imam-hatip kökenli öğretmen ataması sayısında ciddiye alınması
gereken bir artış var. Bu nedenle hizmet kalitesinde ciddi
problemler yaşanıyor. Geçmişte hizmet yapış şeklini bazen
tartışmak zorunda kaldığımız sosyal hizmet uzmanlarını mumla
arıyoruz, çünkü en azında almış oldukları eğitimden dolayı
yaptıkları işleri bir metot içinde yapmaya çalışıyorlardı. Uslup
farklılıklarını tartışmak başka birşey ama konuyu bilmeyenlerin
yaptıklarını tartışmak bambaşka bir şey. Bunu da kalın çizgilerle
belirtmekte yarar var diye düşünüyorum.
Neler değişti? Evet, koğuşlardan sevgi evi dediğimiz oda sistemine
geçebilmek için bir uğraş var. Bunu söylemek gerekiyor. Bu çoktan
yapılması gereken bir şeydi. Ama bu yapılırken çok önemli bir
başka nokta atlanıyor. Tam da bu değişim sürecinde yapılması
gereken ihtisas kurumlarının açılması gerekliliği. Bu sevgi evleri
için harcanan bütçeleri duyunca bunların atlanıyor olmasına çok
üzüldüğümü belirtmem gerekiyor.
Çünkü bakan konuşmasında bir kere bile bu konuya değinmediği gibi
dersine çok çalışmış gözükmeyen sunucu da bu konulara hiç girmedi.
O da şu; Risk altındaki çocuklar travmaya maruz kaldıklarında
özellikle şiddet ve cinsel şiddet olgularında, yapılması gereken
ilk şey bu çocukları travmanın kalıcı olmasını engellemek için
özel bir ekibe ve yere teslim etmektir.
Örneğin, ensest olguları ve cinsel şiddette çocukların ilk
bakımının yapılacağı yer uzmanlaşmış bir yer olmalıdır. Çünkü
fiziksel tedavinin yanı sıra çocuğun ruhsal travmasını
iyileştirebilmek çok hızlı ve doğru adımlarla ancak
gerçekleştirilebilir. Bugün cinsel şiddet yaşayan çocuklar için
S.H.Ç.E.K.’in kaç yeri vardır? Sıfır. Evet, hiç yok. Fiziksel
şiddet yaşayan çocuklar için de hiç yerimiz yok. Madde bağımlılığı
için konuşuyor ve konuşuyoruz ama aldığımız yol bir arpa boyu bile
değil.
Sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapıyoruz cümlesinin
tercümesi Deniz Feneri ile çalışıyoruzdur. Çocuklar için çalışan
kuruluşlardan bizim seçtiklerimizle beraberiz açıklamasını mı
almalıyız yoksa ihtisaslaşmış kurumlarla know-how düzeyinde
çalışıyoruz mu olmalıdır bu cümlenin açıklaması. Bunu da size
bırakayım.
Bu
konularla özellikle çocuklarla ve şiddet mağdurlarıyla çalışacak
kişilerin politika üstü olmaları çok önemli. Özellikle bizim gibi
çocuk politikası olmayan ama her geçen gün çığ gibi büyüyen çocuk
sorunlarını yaşayan ülkelerde bu çok önemli.
Ama
biz geçen hafta baştan sona bir politikacı dinledik ve herkesi
eleştiren ve, “biz her şeyi ne güzel yapıyoruz” diyen birini
dineldik. Ama biz, yani bu işin içinde olan ve çalışan bizler tam
tersi bir tabloyu yaşadığımızdan bu konuşmalara da politikacı
nutku demekten başka bir şey gelmiyor.
Durum hiç de iç açıcı değil. Ama bir söz var, “gecenin en karanlık
olduğu zaman güneşin doğmasından hemen öncesidir” diye. Umarım
böyledir. Çünkü çocuklarımız, duyduklarımız ve duyamadıklarımızla
inanılmaz düzeyde şiddete maruz kalmanın yanı sıra uyuşturucu
kullanımı, çocuk fuhuşu ve pornografisinde kullanımı, sokakta
çalışma ve akranlar arası şiddet konusunda büyük sorunlar yaşıyor
ve maalesef bu sayılar hep artıyor.
Bu
konuyu bilen ve çözülmesi için emek verenler de “çocuk beklemez”
prensibini bilenler olarak geleceğe kaygıyla bakıyor.
|