|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÇOCUK İSTİSMARINDA BARDAĞIN YARISI BOŞ MU DOLU MU?
Bu
hafta hem Ankara’da hem de İzmir ‘de çocuk istismarıyla ilgili 2
önemli toplantıda konuşmacı ve izleyici olarak katıldım. Bu
toplantıların sonundaki izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
İlk
izlenimim Ankara’da bu konuyla ilgili topluluğun İzmir’e göre daha
canlı, aktif ve katılımcı olduklarıydı. Çocuk İstismarını Önleme
Derneğinin Gazi Tıp Fakültesiyle ortaklaşa yaptığı toplantıya
katılımın çok fazla olmasından ziyade katılımcıların enerjik, bir
şeyler yapma arzusunu çok yoğun taşıyan bir grup olmasının etkisi
daha çoktu. Özellikle Başkent Üniversitesi Sosyal Hizmetler
bölümünün öğrencilerinin çocuk istismarıyla ilgili bir şeyler
yapma isteklerinin fazlalığı lisans eğitiminde konuya çok
eğilindiğini göstermesi açısından önemliydi.
İzmir’de multidisipliner çalışma boyutunda değerlendirdiğimizde
çok daha üst düzeyde bir katılımın olduğunu belirtmem gerekiyor.
Çocuk psikiyatrisi, adli tıp; sosyal pediatri, eğitimciler ve
çocuk mahkemesi hakimlerinin ortaklaşa dile getirdikleri görüşleri
ve tartışmalarının toplantıya önemli katkıları olduğunu
düşünüyorum.
Toplantılar sırasında benden istenen çocuk istismarının dünden
bugüne geldiği nokta açısından bir değerlendirme yaptığımda
başlangıç cümlemi bu yazının başlığına taşıdım. Acaba bugün çocuk
istismarında gelinen noktada bardağın yarısı boş mudur yoksa dolu
mudur? Buna tek bir cevap verebilmek mümkün değildir. Çünkü olay
katmanlar olarak yani toplumsal düzey, sivil toplumlar boyutu,
uzmanlar ile profesyoneller boyutu ve yönetenler boyunda
değerlendirdiğimizde farklı cevaplarla karşılaşılmaktadır.
En
parlak boyutun uzmanlar boyunda gerçekleştiğini söylemek mümkün.
Bu konuda çalışan uzmanların hem akademik performansları hem de
sahadaki olaylara yaklaşımında gerçekten önemli ilerlemelerin
olduğu gözükmektedir. Çocuk istismarı tanı ve tedavi ekiplerinin
oluştuğu, konuyla ilgili çok sayıda yayınların yapıldığını
izliyoruz. Hatta artık toplantılara gelerek kitap metinlerindeki
bilgileri anlatan yabancı ülkelerden gelen konuklara tepki duyacak
kadar günceli takip eden bir kuşak yetişti. Bu verimlilik aynı ay
içinde 3 farklı toplantının ardı ardına yapıldığı bir aktif ortamı
da beraberinde getirdi.
Sivil toplum ise dün hiç duymadığı kavramlara artık aşina ama bu
bilgilenmenin duyarlılığa dönüştüğünü söyleyebilmek çok kolay
değil. Sivil toplum kurullarının tabana yayıldığını söylememek
aslında bu konuda yeterli bir başarının oluşmadığını söylemekle
eşdeğer.
En
başarısız boyut yöneticiler düzeyinde. Bu konuda başarı sağlamış
ülkelerin tümünde yönetim kademesinden başlayan dalgalanmaların
önlemede başarıyı getirdiğini gözlemlemiş birisi olarak başbakan,
bakan ve yerel yönetimler düzeyinde konuya sarılan örnek olarak
sokak çocukları kadar vakit ve bütçe ayıran kimsenin olmadığını
görüyoruz. Amerika bugün geldiği noktalarla Bill Clinton’un
Alabama valisi olarak başlayan sonra başkanlıkta da inatla
takipçisi olduğu çocuk istismarını önleme çalışmaları ve Mondale
isimli senatörün çalışmalarıyla geldi. Ama bugüne kadar mecliste
çocuk istismarını önleme adına bayraktarlık yapan bir önder
çıkmadı.
İstismarın önlenmesinde kurumsal hizmet boyutunda eğer ensest
olaylarını dışarıda tutarsak o zaman bugünkü çizginin yetersiz de
olsa ümit var olunabileceğini söyleyebiliriz. Ama ensest olguları
için bugün hala elimiz kolumuz bağlı. Yapabildiğimiz bir şey yok
demek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Bardağın diğer boş tarafında şiddetin artmasını, her geçen gün
akranlar arası şiddetin artması, siber şiddet olaylarını
koyabiliriz. 10 yıl önce olmayan istismar türlerini bugün
diğerlerinin yanında yoğun olarak yaşıyoruz. Cinsel seks
turizmini, pornografiyi ve çocuk fuhuşunu da buraya katmamız
gerekiyor.
Ama
geçmişten bugüne baktığımızda alınan bir yolun olduğunu da
söylemek zorundayım. Ne kadar karamsar olursanız olun bugün
yapılanlar var. Ama yeterli mi değil. Ancak başlangıçların önemli
olduğunu biliyoruz. Özellikle toplumun bireylerinin ben de bir
şeyler yapmalıyım demeye başladıkları gün çözüm için de yol almaya
başlayacağız. Umarım o günler uzak değildir.
|