|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ŞİDDET: ORANTILI ŞİDDET VE TEDİP HAKKI
1 Mayıs olayları tüm dünyada bayram olarak kullanılırken bizde her
zaman gerilim ve yasaklarla dolu olarak geçiyor. Özellikle bu yıl
1 Mayıs öncesinde yürüyüş izni ve Taksim’de gösteri izni isteyen
kuruluşlara bu izni vermeyen en büyük mülki amir olan Valinin bir
cümlesine takıldım.
“
Orantılı şiddet kullanılacaktır “
Bu
cümle çok ilgimi çekmişti. Çünkü eğer gösteri yapılır ve
yasaklandığı belirtilen eylemlerden birinin gerçekleştiği
görülürse, o zaman polis kuvvetlerinin orantılı şiddet
kullanacağını söyleyen vali medya kanalıyla bir şekilde tehdit
etme, gözdağı verme mekanizmasını da çalıştırmıştı. Burada ilginç
olan şuydu. Şiddetin orantılısı veya orantısızı olmayacağını biz
bu konuda çalışanlar zaten biliyorduk. Hangi ölçütlerle orantılı
veya orantısız şiddet tanımlanacaktı. Böyle bir şey söz konusu
değildi. Ayrıca bu beyanatın altında eğer benim dediğim gibi
olmazsa, canınız yanar ve sizlerin dövülmesine engel olmam mesajı
yok muydu?
Bu
konuyu buraya taşımamın sebebi bu cümlenin bana çocuk istismarında
çok uzun süre bizi meşgul eden bir başka kavramı hatırlatıyor
olmasıydı. Tedip hakkı. Türk ceza kanununda bile uzun yıllar yer
alan ve ancak son dönemde kaldırılan tedip hakkı şöyle demekteydi:
“Eğer anne-baba çocuğunu, öğretmen öğrencisini, usta çırağını
eğitmek için şiddet kullanıyorsa, o zaman bu şiddet tedip
hakkıdır ve suç olarak kabul edilemez.” Kelimeler bunlar değil ama
anlamı buydu. Bu yüzden de uzun yıllar; şiddet gören çocuk bunu
öğretmeninden, ustasından veya anne-babasından görüyorsa o zaman
dayağı atan şiddet uygulamış olmuyordu. Bir başka deyişle şiddet
uygulamak meşru bir durumdu. Bu yüzden de kafasına öğretmen
dayağında dört dikiş atılan çocuklarda bile tedip hakkıdır denilip
hiçbir işlem yapılmayan öğretmenleri çok gördüğümüzü, sadece
öğretmenleri değil ustaları, anne-babaları çok gördüğümüzü
belirteyim.
Aynı
şekilde miğferinin altında, yüzü maskeli polisin elinde cop hatta
beyzbol sopasıyla önüne gelene vurduğu ve hiçbir şeyi dikkate
almadan vurduğunu 1 Mayıs günü izledik. 1 Mayısta olaylar öylesine
çığırından çıkmıştı ki hastaneye, lösemili çocuklar servisinin
olduğu bölgeye bile biber gazını sıkma konusunda polisin bir
saniye bile tereddüdü olmadı. Sabah 6 dan başlayarak bir arada
duran 5 kişiyi gören polis hiç sormadan dayağa girişti.
Çünkü orantılı şiddet kullanılacaktır cümlesinden hatırlanan
sadece “şiddet kullanılacaktır” kısmıydı.
Diğer tarafta her yere zarar vererek, taş atan, yıkan grupların
yarattıkları terörün tetikleyici olduğunu da kayda alalım. Ama
burada altını çizmeye çalıştığım nokta otorite olan güçlerin
sakinleştirme ve yatıştırma çalışmaları yerine şiddete daha çok
şiddetle karşılık vermeyi tercih etmeleri. Bu öylesine kabul gören
bir boyuttu ki Başbakan başta olmak üzere tüm yöneticiler bunu
savunan demeçler verdi ya da olanların normal olduğunu belirtti.
Şimdi siz söyleyin yıllarca tedip hakkına yasalarında yer vermiş
bir toplumun bu yaşadıkları, valisinden polisine kadar yaptıkları
çok mu beklenmedik? Bence hiç değil. Şiddeti bu denli özümsemiş
olmasak Mersin’de bıçaklanan oğluna baba; “Sen bir şey saplamadın
mı, elinde bir şey yok muydu” der miydi?
Keşke bu işler; 3 çocuk yapın veya her olaya münferit olaylardır
demekle hallolsaydı. Ama olmuyor işte.
Fatura ise topluma çıkıyor.
|