|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
TÜRKİYE’DEN
GENÇ MANZARALARI
Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler, Kalkınma Programı
(UNDP) 2008 İnsani
Gelişme Raporu'nu açıkladı. Bu yılki ana konu Türkiye’de
Gençlikti. Rapor gerçekten başarılı ve kapsamlı bir değerlendirme
yapılarak hazırlanmış bir emek ürünü.
Bu raporu
kaynak kullanarak bazı rakamsal verilerle durum değerlendirmesi
yapmak istiyorum.
Özellikle
Erdoğan’ın Dünya Kadınlar Gününde en az 3 çocuk doğurun dediği bir
ortamda bazı gerçeklerin göz önüne dökülmesinin ve tartışılmasının
yararlı olduğunu düşünüyorum.
Genç nüfus
ülkeler için avantajdır. Çünkü işgücüdür, enerjik bir kuşaktır ve
atılım yapılması için ortamın en önemli unsurudur. Bunlar doğrudur
ancak, bu kuşağı eğitir ve yetiştirirseniz bu doğrudur. Bunu
yapamayan ülkeler için gençlik her an patlamaya hazır bomba
olabilir.
Son yapılan
sayımların ortaya koyduğu rakamlara göre 15-24 yaş arasındaki
nüfus tüm ülke nüfusunun %17.6’sını oluşturuyor. 12 milyon 400 bin
genç şu anda toplumumuzda yaşamaktadır. Ama tablonun şu yüzü çok
acı bir gerçeği vurgulamaktadır. Bu gençliğin, 12 milyon 400 bin
gencin, %30’unun okula gitmesine, %30’unun çalışmasına karşın
%40’ı yani 5 milyon genç hiçbir şey yapmadan vakit geçirmektedir.
Eğitimin ya da işin kalitesini tartışmaya açmadan sadece
kategorize etmek bile durumun vahimliğini ortaya koyuyor.
Özellikle AKP
iktidarından sonra iyice keskinleşen cinsiyet ayrımcılığının bir
sonucu olan şu rakam da çok vahim bir duruma işaret ediyor. 2.2
milyon kadın ne öğrenim görüyor ne de çalışma yaşamının içinde yer
alabilmiş durumda.
Bunlara
650.000 fiziksel engelliyi ve 22.000 çocuk ve genç hükümlüyü de
eklemek gerekiyor. Ayrıca istatistiklere bile giremeyen sokakta
yaşayan çocukları, uyuşturucu kurbanı olan, fuhuş sektörüne düşmüş
gençleri de eklemek gerekiyor. Bunlar da görünmeyen gençlerimiz. O
kadar görünmeyen gençlerimiz ki sayısal olarak bile yoklar.
Kız
çocuklarının eğitim görememesi ve evde oturarak evlenmeyi
beklemesinin sonuçları çok düşündürücü. Çünkü bu kızlar ne sosyal
aktivitelerin içinde yer alabiliyorlar ne de işgücü piyasasına
girebiliyorlar. Çünkü hiçbir eğitimleri ve özellikleri olmadan
başta elenip evlerine mahkum kalıyorlar. Bunların kentsel işgücü
piyasasının talep ettiği becerilere sahip olmadan ailesiyle göç
ederek büyük kente gelmesi bu enerjiyi negatife döndürüyor. Atıl
hale getiriyor.
Genç kuşağın
önünde iki yol var. Ya okuyacak ya da çalışacak. Ama ikisini de
yapmayınca yaptığı kahvede oturmak. Tabii erkekse. Kızsa, evinden
dışarı bile çıkamıyor.
Çıkış yolu
aslında tüm gelişmiş ülkelerde aynı, eğitim. Ama okullaşma
oranlarına baktığımızda orada da çıkmaza girdiğimiz görülüyor.
Mecburi olduğu halde ilköğretimdeki okullaşma oranının %100
olmaması düşündürücü. Burada da ekonomik sorunların ön plana
çıktığını görüyoruz.
Okul öncesi
eğitim de ise Türkiye’nin yok denecek düzeyde gelişim gösterdiğini
söylemek abartı olmaz diye düşünüyorum. Çünkü okul öncesi eğitim,
okul öncesi çağdaki çocuk nüfusunun %20’sinden azını kapsıyor.
Cinsiyet
ayrımcılığının en net göründüğü yerlerden birisi de eğitim. Çünkü
baktığımızda ilköğretimde erkek çocuklar lehine %4’lük bir oran
farkı varken bu rakam orta öğretimde %8’e çıkıyor. Kızların aile
baskısı yüzünden okulu terk etme oranı erkeklerden 9 kat fazla.
Özellikle 6-8. sınıflarda bu durumun gözlenmesi akla kız
çocuklarının evlendirilme amacıyla okuldan alınmasını getiriyor.
Ülke
coğrafyasından kaynaklanan duruma baktığımızda ülke genelinde
ortalama okullaşma %89 iken bu oranın Güneydoğu Anadolu’da %79’a
düştüğü gözleniyor. Ortaöğretime katılım ülke ortalaması %56 iken
bu oranın Güneydoğu Anadolu’da %26’ya düştüğünü belirtelim.
Bence en
önemli istatistik şimdi vereceğim istatistik. Halen Türkiye’de
gençlerin %56’sı ilköğretimden sonra liseye devam ederken ancak
%18’i liseden sonra üniversiteye devam ediyor. Yani durum, içler
acısı bir durum.
Özetle, 3
çocuk doğurun demeden önce var olan gençliğe nasıl hizmet
verebilirim sorusunu sormanın çok daha önce geldiğini düşünüyorum.
Ama bunu sorabilmek için de vizyona sahip olmak gerekiyor. O zaman
boşuna bunun sorulmasını beklememek gerekiyor.
|