|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
KADINA YÖNELİK
ŞİDDET
8 mart dünya
kadınlar günü. Kadınlar deyince de bizim toplumumuz da iki temel
problemin varlığı dikkat çekiyor. Kadının yaşamda yer alması ki
bunu iş yaşamında ve eğitimde var olması olarak ta tanımlamak
mümkün. İkincisi de kadına yönelik şiddet. Bu şiddet hem aile
içinde kadını örseliyor, hem de çocuğa yönelik şiddet için zemin
hazırladığı için çok önemli.
Kadının yaşam
içerisinde var olması konusunda AKP iktidarının var olduğu son 5
yıl içinde türbandan başlayarak tartışılan ve konuşulanlar
karamsarlığa yol açıyor. Bu karamsarlık dine yönelik tutumları hep
kısıtlama olarak algılayan bir kesimin davranışlarından da
kaynaklanıyor ama asıl olan kız çocukların bugün özellikle doğu ve
güneydoğuda kuran kurslarına gitme oranlarının inanılmaz boyutlara
varması.
Sarıkamış’ta
bizzat gözlemlediğim ve dinlediğim bu durumda yaz aylarında okul
kapalıyken ailelerin hepsi kız çocuklarını kuran kurslarına
yolluyorlardı. Başları örülü olarak bu kurslara giden bu kızlar
anne-babalarına göre başka gidecek yer olmadığından gidiyorlardı
ama başı açık olan kızların örtünme oranlarının her geçen gün
artması da bir başka gerçeği yansıtıyordu.
Aile içi
şiddeti Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün (KSGM) stratejik
planlamasında tanımı şöyledir: “Temel insan hakları ve
özgürlüklerin ihlali olup kadınlarla erkekler arasında eşit
olmayan güç ilişkilerinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sorun
ve önemli bir halk sağlığı problemi."
Kadınların
sosyal yaşamda olmamaları aile içi şiddette artma nedenlerinin
başında gelmektedir. Çünkü kadın hiçbir güvenceye sahip olmadığı
gibi birey olarak davranabilme için o yaşam alanına bile sahip
olmayan bir konumdadır. Bu da şiddete maruz kalan kadının
suskunluğuna ve çaresizliğine yol açmaktadır. Demek ki şiddetin
önlenmesi için kadının yaşamda var olması, bunun içinde donanımlı
olması yani eğitim alması ilk koşullardan birini oluşturmaktadır.
Kız çocuğunun okula gönderilmemsi ya da en çok ilk öğretime kadar
okumasına izin verilmesi bunu baltalayan en önemli nedenlerden
birini oluşturmaktadır.
2007 de
yayınlanan araştırmaya göre kadına yönelik şiddette her 3 kadının
birinin fiziksel şiddet gördüğü ve her 10 kadından 9 unun haklı
görülebilecek dayak yoktur görüşü bulunmaktadır. Boğaziçi
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr.
Yeşim Arat ve
Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr.
Ayşe Gül Altınay'ın
bu araştırması kapsamlı bir araştırma olarak dikkati çekmektedir.
Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğünün hazırladığı stratejik planlamada temel
olarak 6 hedef belirlenmiştir. Bunlar;
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik aile içi şiddetle
mücadele konularında yasal düzenlemeler yapılması ve uygulamadaki
aksaklıkları ortadan kaldırmak,
Aile
içi şiddeti doğuran ve pekiştiren olumsuz tutum ve davranışların
ortadan kaldırılması amacıyla, toplumsal cinsiyet eşitliği ve
kadına yönelik aile içi şiddet konularında toplumsal farkındalık
yaratmak ve zihinsel dönüşüm sağlamak,
Kadının sosyo-ekonomik konumunun güçlendirilmesine yönelik
düzenlemeleri yapmak ve uygulanmasını sağlamak,
Aile
içinde şiddet gören kadına ve varsa çocuklarına yönelik
ulaşılabilir koruyucu hizmetlerin düzenlemesi ve uygulanmasını
sağlamak,
Aile
içinde şiddet gören kadına ve şiddet failine yönelik tedavi ve
rehabilitasyon hizmetlerini düzenlemek ve uygulanmasını sağlamak,
Aile
içinde şiddet gören kadına ve varsa çocuk/çocuklarına yönelik
hizmet sunumunda kurum/kuruluş ve ilgili sektörler arası işbirliği
mekanizmasını kurmak.
Bu
çalışmaların multidisipliner boyutta yapılması gerekmektedir. Bu
açıdan ilgili tüm kuruluşlar da bu çalışmada yer alacaktır Aile
içi şiddetin azaltılması için konunun ders programlarına
konması, eşitlik çerçeve yasasının çıkarılması gibi çalışmalar da
yer almaktadır.
Bu
çalışmalar tabii ki çok önemli çalışmalardır ama bunu çıkaran
hükümetin sadece türban üzerinden yaptığı siyasetle kadının
durumunu tartışmaya açması ve tüm yaklaşımlarını aksını
kısıtlamaya yönelik olması da bir tezadı oluşturmaktadır. Bunun
çözümünün kadının toplumdaki yerini tartışmasız kabule,
cumhuriyetin kadına verdiği haklarını yaşatmaktan geçiyor. Zor bir
süreçten geçiyoruz. Buradaki en önemli paydanın da kadının
toplumdaki yeri olduğunu da unutmamak gerekiyor.
|