|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
KIŞ
VE SOKAK ÇOCUKLARI
Kışın her yeri bembeyaz yaptığı bugünlerde sokakta kalan herkes
için yaşam çok zor. Görevi için sokakta kalmak zorunda olanlar
yine bir şekilde bir çözüm üretiyorlar. Ama çocuklar ve hayvanlar
için pek bir çözüm de yok. Bunlara bir de evsizleri eklemek
gerekiyor.
Her
zaman sokaktaki çocuklarımız önemli bir problem ama en çok da bu
kış günlerinde sıkıntı yaratıyor. Çünkü bu soğuğa değil çocuk,
erişkinin bile dayanması mümkün değil. Sadece sokakta yaşayan
çocuklar değil. Köşe başlarında ellerinde mendil satmaya çalışan
veya bir bezle araba camı silen çocuklar da önemli bir problem.
Sokakta elindeki mendil, kibrit ya da kalemi satmak amacıyla size
yanaşan çocuğa yardım etmenin o çocukları sokakta kalmaya
özendirdiği ve sayılarının daha da arttığını aslında bir çok
kişinin farkında bile olmadığını biliyoruz. Çünkü biliyor olsalar
çocuklara bu kötülüğü yapmazlar.
Yoksulluğun Cumhuriyet tarihinin en dehşetli ve kötü durumda
olmasının kamuoyundan saklanıyor olmasına karşın ortama
yansımasının en önemli kriteri sokağa her geçen gün artan sayıda
çocuğun çıkması. Her yerde ama özellikle büyük şehirlerde
sokaklarda çocukların sayısı hep artıyor. Yoksulluk göçü
tetikliyor. Herkes de daha iyi yaşam olduğunu düşündüğü büyük
kentlere kaçıyor. Burada da iş olmadığından evde var olan çok
sayıdaki çocuk sokaklara yollanıyor. Onların getireceği para evin
yaşam kaynağını oluşturuyor.
Günün kurtulduğu ama yaşamın çıkmaza girdiği bir durumdan
bahsediyoruz. Çocuklar her gün sokaklarda geleceklerini
kaybediyorlar. Yaşadıkları risk o denli büyük ki sağlık, eğitim,
korunma ve katılım başta olmak üzere tüm hakları risk altında. O
denli risk altında ki kayıp gidiyor.
Bu
çocukların risk altında olarak değerlendirilmelerinde birinci
etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve
riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmaları gelmektedir. Her
çocuğun doğal hakkı olan yaşına uygun bir yaşam yaşama boyutunun
bu çocuklarda gerçekleşmediği gözlenmektedir. Gelişimin temel
kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı
yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda
gerçekleşmediği görülmektedir. Oyun çağındaki çocuğun oyun
oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken bu
çocukların yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini
engelleyen boyutlarda geçirdikleri görülmektedir.
Aslında sayısal olarak bakıldığında büyüyen tehlikenin sokakta
yaşayan çocuklar değil ama sokakta çalışan çocuklar olduğunu
görüyoruz. Tüm yaşayan çocukların sayısı birkaç bin olarak tahmin
edilirken çalışan çocukların sayısı milyona doğru ilerliyor.
Öylesine büyük farklar var. Peki neden tehlikeli derseniz bir
dolu şeyi saymak mümkün.
Neler mi? İlk olarak yukarıda da belirttiğimiz her çocuk
yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır prensibini
hatırlatalım. Bu prensipte okulda ya da oyunda veya evinde
anne-babasının dizinin dibinde olması gereken çocuk sokakta,
caddede, atölyede ve geç saatlerde her türlü tehlikenin sessizce
insanı buluverdiği ortalıkta. Bu ilk büyük tehlike. Çocuğun
çocukluğunu yaşayamaması. İkincisi evden kopması ve kötü
alışkanlıklara doğru hızla yönlenmesi. Özellikle de son yıllarda
çığ gibi büyüyen uyuşturucu satışı ve kullanımı düşünüldüğünde
bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğu apaçık ortada. Aileden
kopma, sokaklarda yaşamayı alışkanlık haline getirme, suça yönelme
ve görüldüğü gibi zincir uzayıp gidiyor. O yüzden de sokakta
çalışan çocuklar büyük bir problem. Ailelerde eve gelen paradan
dolayı gizliden çalıştırmaktan göz yummaya kadar çok çeşitli
şekillerde buna destek verdiklerinden çözümü bulabilmek ailelere
rağmen yapılabilecek bir duruma dönüşüyor.
Sokaktaki çocukların neler sattığını söylememe gerek yok diye
düşünüyorum. Öylesine her yerdekiler ki arabanızın camını silmek
için kırmızı ışıkta karşınıza dikiliverirler. Sokakta ceketinizin
eteğine yapışıverirler, selpak ya da kibrit vermek isterler. Öteki
de sizi tartmak ister. Hepsi de birkaç kuruş parayı sizden alıp
başka birinin peşinden koşma planının peşindedir. Aslında birkaç
kuruş diye kalemden çıktıysa da artık birkaç bin demek herhalde
daha doğru. Bu enflasyon hızıyla bakalım 10 yıl sonra nasıl ifade
edeceğiz. Bu cümle de hem enflasyon hem sokaktaki çocuklar
konusunda karamsar bir ifade gibi oldu ama gerçeklik payı da
oldukça yüksek olduğundan çıkartmamayı tercih ettim.
Çocukların en çok mendil, kibrit satma gibi işleri yaptıkları
görülmektedir. Hatta bu çocukların, ailelerinin zorlamasıyla bu
işleri yaptıkları, belli bir parayı kazanarak evde babalarına
annelerine teslim ettikleri de görülmektedir. Bu sokakta çalışan
çocukların bir süre sonra evlerini terk ederek kaçtıkları ve
sokakta yaşamaya başladıkları da yapılan çalışmaların sonucunda
saptanmıştır. Ülkemizde çok somut yaşanan terörün, yoksulluğun
yoğun olduğu bölgelerden büyük kentlere göç eden ailelerin
çocuklarının büyük oranda yukarıda anlatılan tablonun bir parçası
oldukları görülmektedir. Bu açıdan sokak çocuklarını tanımlarken
bu kavramın içerisinde suça itilen çocukların ve çalışan
çocukların da yer aldığını unutmamak gerekmektedir.
Görüldüğü gibi sokakta bir çocuk gördüğünüzde, özellikle de bu
karlı kış günlerinde gördüğünüzde sadece acımak yetmez.
Yapabilecekleriniz olduğunu unutmamak gerekiyor. Ama eğer, bir şey
yapmıyor ya da yapamıyorsanız o zaman da yapmamanız gerekli olan
şeyleri unutmamak gerekiyor. Bunların başında da bu çocuklara para
vermemek geliyor. Çünkü bu yaptığınız o anda bir çözüm gibi
gözükse de aslında çocukları çıkmaz bir kısır döngüye daha da
derinlemesine sokuyor.
Sokaklarda çocuk kalmasın ama bu karlı kış günlerinde sokaklarda
çocuk kalmamasını mutlaka sağlamak gerekiyor.
|