|

|
 |
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ELVEDA 2007 HOŞGELDİN 2008
Her
yıl yaptığım gibi bu yılın son yazısını da geçen yıl çocuk
haklarında neler oldu sorusunu cevaplamak istiyorum. Özellikle
ülkemizde olanlar ile dünyada olanları paralele analiz ederek
çocuk hakları konusunda bulunduğumuz noktayı birlikte
değerlendirelim istiyorum.
Çocuklara yönelik şiddet konusu yine bu yıl da başköşeyi işgal
etti. Önlemeye yönelik çalışmalarda Birleşmiş Milletlerin bu
konudaki özel çabası dikkate değerdi. 3 yıldan beri sürdürülen,
her ülkeden çocuklara yönelik şiddet raporunun tamamlanmasından
sonra şimdi de şiddet konusunda özel temsilci atanması ve onun bu
konuda geniş yetkilerle çalışmasının sürdürüldüğünü belirteyim.
Tüm
ülkelerden çocuklar, sivil toplum kuruluşları ve uzmanlarla resmi
görevliler Aralık ayında BM Merkezinde 3 günlük toplantıda
biraraya gelerek çocuk hakları başlığı altında çocukların tüm
problemlerini tartıştılar. Çocukların katılımıyla gerçekleştirilen
toplantı, haklarla ilgili problemlerin farklı boyutlarıyla
tartışıldığı önemli bir toplantıydı.
Geçen yılın son günlerinde imzalanan ve kabul edilen özürlüler
sözleşmesinin 2007’de ilk onaylayan ve meclisinden geçiren Jamaika
oldu. Ardından diğer ülkelerin de katılımıyla sözleşmeyi kabul
eden ülkelerin sayısının hızla arttığı görülmektedir.
Avrupa Birliği üye ülkeleri de çocukların haklarını kapsayan
Lizbon antlaşmasını kabul ederek önemli bir adım attılar. Ayrıca 1
Şubat 2008’de yürürlüğe girecek olan insan kaçakçılığının sona
erdirilmesi projesinde de Avrupa Konseyi, mağdurlara, özellikle
de çocuklara büyük destek vermeyi hedeflemektedir.
Portekiz, Yunanistan, Yeni Zelanda, Uruguay, Venezüela ve İspanya
çocuklara yönelik cezalandırma amaçlı şiddet yani dayak olgusunu
yasaklayarak cezalandıran ülkeler konumuna yükseldiler. Bunu
2008’de Türkiye için de yazabilmeyi umuyorum.
Irak
başta olmak üzere Myanmar, Afganistan, Kongo, Kolombiya, Sudan,
Uganda ve Sri Lanka’da çocuklar yaşanan silahlı çatışmalar sonucu
birçok zarar yaşadılar. Eğitim haklarının engellenmesi en
hafifiydi. Çocukların ölümü ise en trajik ve geri dönülemez
olanıydı.
Türkiye açısından ise 2007’de akla gelenlerin pek de içaçıcı
olmadığı söylenebilir. Yıllardır tartışılan Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumunun yapısı, performansı, yaklaşımı hakkında
artık tartışmanın bile yapılmaması ümitsizliğin en açık
göstergesiydi. Her zaman sorumlu bakanın vizyonuyla doğru orantılı
performans gösteren kurumun bu yılı da içine alan döneme
bakıldığında en hafifiyle talihsiz olduğu söylenebilir.
Bu
yılın en önemli konusu belki de her geçen gün artan yoksulluğun
çocuklarda en büyük etkiyi göstermesiydi. Yapılan çalışmalar
2007’de yaklaşık 18 milyon kişinin yoksulluk içinde olduğunu
ortaya koymaktadır. Yaklaşık 1 milyon kişinin gıda harcamalarını
bile karşılayamayacak durumda olduğu yani bir başka deyişle açlık
sınırında olduğu görülmektedir.
Yoksulluk sınırının altında olan nüfusun yarısını çocukların
oluşturduğu görülmektedir. % 47’sinin 15 yaşından küçük çocukları
kapsaması yoksulluktan en çok çocukların etkilendiğini
göstermektedir. Rakamsal verilere bakıldığında oyun ve okul
çağındaki 7 milyon 325 bin çocuğun anne-babalarıyla birlikte
yoksulluğun pençesinde olduğu görülmektedir. Bu rakam içerisindeki
çocukların % 40’ının yani yaklaşık 3 milyonunun ise 6 yaşından
küçük olması olayın dramatik boyutunu göstermektedir.
Bu
tablo çocuklar için gerçekten çok vahim bir durumu göstermektedir.
Ancak bu durum için uygulanan özümlerin olayı daha da
vahimleştirdiğini belirtmek gerekmektedir. Çünkü bugün bunun
önlenmesi için yapılan şey dağıtılan yardımlarla olayın çözülmeye
çalışılmasıdır. Yani bu insanlara sadaka dağıtılmaktadır. Bu olay
artık öyle bir boyuta dönüşmüştür ki Başbakan valilerce bunun
bizzat denetlendiğini çok iyi birşey yapıyormuşcasına medyaya
duyurmaktadır.
Gerçekten özellikle AKP döneminde yardım adı altında yiyecek,
giyecek, kömür ve para dağıtılmaktadır. Yani insanlara sadaka
verir gibi yardım verilmektedir. Burada bu yardımların hangi
kriterlere göre ve kimlere verilmektedir sorununa girmeyeceğim ama
temelde insanlara iş olanağı verilmesi için iş alanlarının
açılması için hiçbir girişim yoktur. Tam tersi, var olan
işletmeler zarar ediyor denilerek kapatılmaktadır. Sarıkamış’taki
ayakkabı fabrikasının kapanmasıyla burada göç başlamış, yoksulluk
oranı çok yükselmiştir. Bu küçük örnek bile olayın ne boyutta
olduğunu göstermektedir. Kocaeli’nde aktif çalışan 50ye yakın
sivil toplum kuruluşunun tümüne yakınının sadece yoksullara bir
şey dağıtmak üzere çalıştığını görünce durumun yoksulluk kadar
önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Kız
çocukların eğitiminin görünür parlak yüzünün arkasında okula
gönderilmeyenlerin, erken yaşta evlendirilenlerin olduğu bir
tablo bulunmaktadır. Özellikle son dönemde hakim olan islamik
iklimin kız çocuklarını toplumsal yaşamda pasifize eden ortamı bu
konuda gelecekte de iyimser olmayı zorlaştırmaktadır .
Bu
kadar karamsar bir tabloyu çizince kendimi iyi bir şeyler söylemek
için zorluyorum. Belki okullardaki şiddet olgularının geçen yılki
kadar fazla olmadığını söylemek ve çocuğa yönelik şiddet
olgularının artık farkındalığın artmasına bağlı olarak gün yüzüne
çıktığını söyleyebiliriz.
Türkiye, kız çocuklarının eğitimini, çocuk haklarının
bilinirliğini, şiddetin sonlandırılmasını sağlamak, servis veren
profesyonellerin kalitesini yükseltmek ve en önemlisi siyasi
rüzgarlardan etkilenmeyen bir çocuk politikasını oluşturmak
zorundadır.
2008’in bunların tamamının gerçekleştirileceği bir yıl olmasını
diliyorum.
|