|

|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ANAYASA VE ÇOCUK HAKLARI
Bu
hafta 20 Kasım Çocuk Hakları Günü ve 19-26 Kasım arası Akranlar
Arası Şiddet (bullying) Haftası. İkisi de üzerinde durmamız
gereken konular. Çocuk Hakları tüm çalışmalarımızın referansı
olduğu için temel hareket noktamız. Ama ne yazık ki hala yeteri
düzeyde çocuk haklarının bilinmediğini görmekteyiz. Bu konuda
yapılan çalışmalarda dikkati çeken en önemli bulgulardan birisi
çocuk haklarının bilinmiyor olmasıdır. Bilinmiyor olmasından daha
kötüsü ise duyulmamış olmasıdır. Çocuk haklarının ilgili meslek
gruplarında ve bu meslek gruplarına eleman yetiştiren
fakültelerde ki çalışmalarda bilinirlik konusunda büyük sorunlar
yaşandığını göstermektedir.
Başlangıç noktasını daha gerçekleştirememiş bir konumda başka neyi
tartışabiliriz ki sorusuna rağmen başka boyutların da konuşulması
gerektiğini düşünüyorum. Bunlardan birisi çocuk haklarının dört
temel prensibinden biri olan katılım boyutunun hiç konuşulmuyor ve
uygulanmıyor olmasıdır. Katılım dediğimiz, çocuğun konu hakkında
bilgilendirilmesi ve çocuğa görüşünü aktarabilecek yöntemleri
öğrettikten sonra konu hakkında düşüncelerini söylemesi ve
aktarmasıdır.
Katılım boyutunun yaşama geçemediğini, yasal olarak engel
olmamasına karşın çocukların kendi kurdukları çocuk derneklerinin
olmamasından anlayabiliyoruz. Nüfusunun %40’ına yakınının çocuk ve
adolesan nüfusu olan ülkemizde bu durum için bence söylenebilecek
birçok şeyden daha etkili bir şekilde ne olduğunu göstermektedir.
Anayasa tartışmalarının en sıcak olduğu bugünlerde çocuklara
yönelik hiçbir tartışmanın olmaması da bir başka örnektir. Bugün
Anayasa’da, yani temel hukuk metnimizde çocuklara yönelik
maddelerin azlığı, çocuklara vurgunun zayıflığı, konuyu yeterince
açıklayan bir durumdur. Yeni Anayasa Taslağının çocukla ilgili 44.
maddesi, Çocuk Hakları Sözleşmesinin ruhunu yansıtan, felsefesinin
temelini oluşturan çocukların yüksek yararı prensibini içermemesi
yüzünden büyük eksiklik taşımaktadır. Özellikle çocukların yaşama
ve gelişme haklarına ayrıca vurgu yapılmaması da dikkat
çekicidir.
Akranlar arası şiddet (bullying) de özellikle son dönemde artarak
büyüyen bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuklar şiddeti
problem çözümü için birinci sıraya koymaya başlamışlardır. Bunda
televizyondan etkilenmenin, eğitimin analitik boyutunun
olmamasının ve aile ve çevredeki yaşam modeli içerisinde
kişilerin birbirlerine saygılarının azalmasının, değerlerin
kaybolup sadece güç ve paranın yeraldığı bir yaşam modelinin
varlığının büyük etkisi bulunmaktadır.
Aslında çocukların birbirlerine yönelik şiddeti uzun dönemden beri
varolmasına karşın artık kavgalara silahların karışması, kesici
aletlerin, silahların kullanımının artması problemin boyutunu da
arttırmıştır. Geçen yıl İstanbul’da yaptığımız bir çalışmada
okullarda sorguladığımız akranlar arası şiddet olgularında ilginç
sonuçlara ulaştığımız ve bunları kısa bir süre sonra
açıklayacağımızı bildirelim.
Kısaca şunu söyleyebiliriz; akranlar arası şiddetin artışının
sonuçlarını yakında çok daha kötü biçimde ödeme olasılığımız çok
yüksek. Bu da can sıkıcı bir durum. Problemin çözümünün bugün
uygulanan polisiye tedbirlerle sadece ötelenebileceğini ama
çözülemeyeceğini; bunun için çok daha uzun soluklu girişimlere
ihtiyaç duyulduğunu da belirtelim.
Çocuk Hakları Günü için son söz olarak şunu söylemek istiyorum;
Anayasamızda bile çocuğa yer verdirmeyi beceremeyen biz çocuk
savunucularının, “Nerede hata yapıyoruz?” sorusunu
sorgulamalarının zamanı geldi geçiyor. Bunu geç olmadan tartışmak
gerekmektedir.
Çocuk katılımı, (1) aile
içerisinden başlamak üzere, okulda, yakın çevrede ve toplumun
diğer katmanlarında çocuğa sadece kendisi hakkında değil,
toplumsal konularda da kendi görüşlerini oluşturma zemini
hazırlayacak bilgilendirmenin yapılması, (2) dinleme, analiz etme
ve görüş bildirme becerilerinin kazandırılmasıyla çocuğun kendisi,
mevcut ve gelecek toplumsal yaşamı ile ilgili konularda görüşünün
alınması, (3) buna itibar edilmesi veya çocuğun kendi yüksek
yararı doğrultusunda alınacak farklı kararlar üzerine
bilgilendirilerek rollerinin işlevsel kılınmasıdır (Polat ve
Gezer, 2007).
|