|

|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ŞİDDET ve TERÖR ORTAMINDA YAŞAYAN ÇOCUK
Türkiye geçen hafta şehit düşen askerlerin acısını yaşadı.
Yaşadığımız bu olay içimizi o kadar acıttı ki uzun bir zamandan
beri süren terör ve şiddet ortamında belki de ilk kez bu kadar
yoğun üzüntü ve acıyı aynı anda hissettik.
Aslında dünyada da bir çok ülkede çatışma ve şiddetin yaşandığı
görülmektedir. Bu şiddet ortamında çocukların da yoğun olarak
etkilendikleri ve farklı boyutlarda zarar gördükleri de
saptanmaktadır.
En
büyük problem çocuk askerlerdir. 18 yaşından küçük çocukların
eline silah verilerek adam öldürmek üzere eğitilmeleri ve
çatışmaya sokulmaları bu tip olgulardaki en büyük zarar olarak
karşımıza çıkmaktadır. Çocukların asker olarak kullanılmaları
belki de en büyük çocuk hakkı ihlali olarak değerlendirilebilir.
İkinci sırada ise çocuğun yaşadığı ortamda şiddete şahit olması ve
bizzat bu şiddet ortamında yaşaması gösterilebilir. Gerçekten
çocuk, bombalamanın günlük olaylar olarak algılandığı bir çevrede,
yakın çevresinde bombaların patladığı bir ortamda yaşamaktadır.
Hatta yakın zamanda yaşanan bir çok olayda teröristlerin minibüs
ve araç durdurarak buradaki insanları öldürürken çocuk-yaşlı
ayrımı yapmadan herkese aynı şiddeti uyguladıkları görülmektedir.
Yani çocuk olmak bu ortamlarda şiddetten korumamaktadır.
Erişkinlerin yaşadıkları her şeyi çocuk da ayrım gözetilmeden
maruz kalarak yaşamaktadır.
Üçüncü sıraya ise çocuğun yaşadığı ortamdaki öfke ve kin
duygularını yaşaması ve her türlü şiddet olgusunu bir süre sonra
normal karşılamaya başlaması gelmektedir. Bu ortamlarda çok kez
güvenlik güçlerine taş ve madde atan çocuklara rastlanmaktadır. Bu
çocuklar bunu yaparken yaptıklarının çok doğal bir şey olduğunu
düşünmektedir. Bu yaptıklarında aykırılık veya yanlışlık
sorgulaması aklına gelmemektedir. Çünkü çevresindeki herkes
benzeri hatta daha fazla boyutta eylemde bulunmaktadır.
İşte
bu ortamlarda yaşayarak büyüyen çocuklar eğer şanslılarsa o zaman
herhangi bir yara almadan ve fiziksel bir hasar görmeden
çocukluklarını geçirebilmektedir. Ama ellerine silah verilerek
çatışma ortamına yollanma ihtimalini bertaraf edebilirlerse
göreceli olarak çocukluklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Bu
dönemde de her gün çevrelerinde ölenler, yaralananlar, patlayan
bombalar ile bir terör ortamında büyüyen çocuğun hiçbir zaman
yaşadıklarının doğal bir çocukluk dönemini içerdiğini
söyleyebilmek mümkün değildir.
‘Yaşamda her şeyin çaresi bulunur, ölümden başka’ deyiminin
yansıttığı gibi ölüm karşısında çaresiz ve güçsüz bir durumdayız.
Çocukları ölü makinesine çeviren ve kendi çıkarlarına kullanan
terör örgütlerinin verdiği zararların sadece bugün yaşananlarda
değil asıl yarınlarda olacağını görmemek için kör olmak gerekiyor.
Her
şey bir kenara, sadece çocuklar için bu terörün durdurulması
gerekiyor. Çocuklarımıza yazık oluyor.
|