|

|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
KANAYAN YARAMIZ EĞİTİM
Çocuklar ve çocuk hakları için konuşurken yarınlar için
endişelendiğimizde ilk aklımıza gelen konu da eğitim konusu
olmaktadır. Çocukların eğitimi, gelişmesi için en önemli araç
konumundadır. Bunun eğitim-öğretim düzeyinde olduğunu da
düşünürsek temel omurganın da eğitim olduğu açıkça görülmektedir.
Eğitime bakarken bunun okul öncesi dönemini, okul dönemini ve özel
eğitim boyutlarının olduğunu düşünmemiz gerekmektedir.
Ayrıca eğitimde okul yani bina ve öğretmen kalite ve kantitesinin
de sorgulanması gerekmektedir.
Son
olarak da bizim ülkemizdeki kanayan yara olan kız çocuklarının
eğitimi konusunu bu zincire eklememiz gerekmektedir. Kız çocukları
eğitimi orta dönemde okumuş anne olma ve böylelikle bilinçli anne
olma kavramını da yarattığından daha da önem taşımaktadır.
Türkiye’nin eğitim tablosuna kısaca bakacak olursak şu rakamlarla
karşılaşmaktayız :
*Okul öncesi döneme baktığımızda 4-5 yaş arasındaki okullaşma
oranının %4.45, 6 yaşta % 29.84 oranın da olduğu görülmektedir.
4-6 yaş grubu toplam okullaşma oranı % 13.11 dir. Halbuki
gelişmiş ülkelerde bu oran %77 gibi her 5 çocuktan 4 ünü kapsayan
boyuttadır.
Türkiye’de 8 yıllık zorunlu eğitim olmasına karşın İlköğretimde
okullaşma oranı ancak %89.8’dir. Yaptırımlara rağmen özellikle
doğu bölgelerimizde kız çocuklarının okula yollanmamasından
dolayı %100 oranına ulaşılamamaktadır. Bugün 704.000 i kız,
438.000 erkek olmak üzere toplam 1milyon 142 bin çocuk hala
ilköğretimden yoksun durumdadır
Bir
başka problem özürlü çocuklar konusunda karşımıza çıkmaktadır.
5-14 yaş grubunda özürlü 253.000 çocuk bulunduğu görülmektedir.
Özel eğitim gören çocuk sayısı 21.000 dir. Bu rakamlara göre
özürlü çocukların ancak % 8 i eğitim alabilmektedir. Yani her 10
çocuktan sadece 1 i okula gidebilmekte ve eğitim alabilmektedir.
Toplam nüfusa baktığımızda toplam nüfusun % 12.6 sı okuma-yazma
bilmemektedir. En basit boyutta gördüğünü okuyamayan ve
anlayamayan bir nüfusun bu denli yüksek olması 21. yüzyılda dehşet
boyuttadır. Bu oran erkeklerde % 4.7 , kadınlarda % 20.4 dür.
Şehir merkezlerindeki okullarda okuyan 7 milyon 516 bin
öğrenciden 4 milyon 885 i, köy merkezlerindeki okullarda okuyan 2
milyon 732 bin öğrenciden 762 bin 28 i ikili öğretim görmektedir.
Bu arada
fiziksel koşulların yetersizliğinden de bahsetmek gerekmektedir.
Çünkü bugünün pratiğinde sınıfların aşırı kalabalık bir şekilde
yapılmakta bazen 80 öğrenciye bile çıkan sınıflar bulunmaktadır.
Bu da eğitim kalitesini çok olumsuz etkileyen faktörlerin başında
gelmektedir. Normal öğretime geçilmesi ve sınıf mevcutlarının 30 a
indirilmesi için gereken derslik sayısı 182 bin 677 dir. Bu da
ciddi bir rakamdır. Ancak sadece finansal kaynaklarla
sağlanabilecek bu boyutun çözülmemiş olması da çok düşündürücüdür.
Tüm
okullarda normal eğitime geçilmesi ve sınıf mevcudunun 35 öğrenci
olarak planlanması durumunda 15 milyar YTL i aşkın kaynak
gerektiği hesaplanmaktadır .
Son
olarak 180 bin öğrenci özel öğretim kurumlarında öğrenim
görmektedir. Bu sayı da toplam öğrenci sayısının % 1.8 i
oluşturmaktadır.
Tüm
bu tabloya baktığımızda çocuk haklarının temel 4 prensibine
baktığımızda gelişme, yaşatma, korunma ve katılım prensiplerinin
en önemlilerinden birisi olan gelişme boyutunun sağlanamayacağı
açıktır. Zaten yaşananlar ve bugün içinde olduğumuz tabloda bu
durumun da büyük etkisi vardır.
Şiddeti tartışırken ve içinde bulunduğumuz az gelişmişliğin
nedenlerini konuşurken bu tablonun temel nedeni oluşturduğunu da
unutmamak gerekmektedir. |