|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
BU
ÜLKENİN GERÇEK GÜNDEMİ; ŞİDDET, ÇEVRE VE ÇOCUK
Politikada karar vericiler olarak isimlendirilen başbakan ve
bakanların yanına milletvekilliği yapan 530 küsur kişiyi de
ekleyin. Bugün kanunların yapılmasından uygulamanın
gerçekleşmesine kadar bir şey yapabilmek için bu yukarıda ismini
saydığım kişilerin bir şeyler yapması gerekiyor. Aslında bunların
yanı sıra valiler, belediye başkanları ve yargıda çalışanlar diye
bu listeyi uzatabilirsiniz. Ama bu listenin uzatılmasından önce
neden bu kişileri işaret ediyorum. Onu anlatmam gerekiyor.
Çocuk Hakları Sözleşmesini bundan 18 yıl önce imzalayan
Türkiye’nin; baktığımızda bugüne kadar hiçbir zaman çocuk
politikasının olmadığı görülmektedir. Bir ülke düşünün ki 18 yaş
altı nüfusu % 38 lerde olsun ama bu nüfus için hiçbir şey
düşünülmemiş olsun. Çocuk politikası dediğimiz zaman genç
erişkinlik yaş grubu olan 18-25 yaşları arasını da alırsanız o
zaman bu nüfus aralığının % 55 lere büyüdüğü görülmektedir. Ülke
nüfusunun yarısından daha fazla olan bir grubu için özel hiçbir
uygulamanın olmaması bir başka düşündürücü boyut.
Bugün baktığımızda sokaktaki adamın en büyük problemi yoksulluk ve
şiddet. Ama İstanbul Valisi şiddet yok, olaylar abartılıyor
diyor. Hem ne zaman diyor, kapkaçların en yoğun yaşandığı, belli
mahallelere otobüslerin giremediği bir zamanda. Uyuşturucu
kullanımının ve satışının artık kontrolden çıktığı bir günü
yaşıyoruz. Hırsızlıkların artık karakollara bildirilmediği çünkü
nasıl olsa bir şey çıkmaz duygusunun herkeste yerleştiği bir
gündeyiz. Yani polisin gücünün sokaklarda hissedilemediği bir
zamandayız. Artık polis sokakların denetimini kaybetmiş bir
durumda. Gazetelerde bile kapkaççıyı sokak çocukları yakaladı
haberi manşet oluyor, alt manşet burada ilgi çekici. Çünkü bu
çocuklar diyor ki : bu tip olaylar burada hep oluyor, biz de
önlemek için buradayız. Hep olay yaşanan bir yerde polis yerine
güvenliği çocukların sağladığı ve bunun gazetede olumlu haber
olarak okuduğumuz bir zamanı yaşıyoruz. Polis bugün için
güveliğimizi sağlar kavramıyla bir türlü yan yana gelemiyor.
Çocuklarımıza baktığımızda eğitim temelli olaya bakarsak o zaman
kız çocuklarımızın durumunun içler acısı boyutu sürüyor.
Sürrealist bir şekilde kız çocukları töreye göz göre göre mahkum
oluyorlar. Berdel için 12 yaşında evlendiriliyorlar. Bütün bunları
biz 2007 de yaşıyoruz. Kız çocukların okutulması konusunda haydi
kızlar okula kampanyasının alevi çabuk söndü. Akranlar arası
şiddet boyutunda okullarda yaşanan şiddet olgularının ölümle
sonuçlananları artıyor. Yani artık öğrencilerin birbiriyle itişme
şeklinde değil bıçak veya başka aletler kullanarak kavga
ettiklerini görüyoruz. Şiddet okullar düzeyinde günlük yaşamın
içinde yer almış durumda. Bunun aile içi şiddetle başladığını ve
çocuk istismarının yaşanmasının bunu körükleyerek bugünlere
geldiğimizi söylersem bir çok kişi ne olduğunu bile anlamayacak.
Çünkü neden-sonuç ilişkisi kurma konusunda toplumsa bir
zafiyetimiz var. Sadece bugünün sonuçlarını ortadan kaldırmak ve
en yakın geçmişteki olaylar güncel . Bunun dışında başka hiçbir
şeyin önemi yok.
Çocuk haklarının 4 temel prensibi olan koruma, yaşatma, geliştirme
ve katılım içinde katılım bizim yok saydığımız bir madde.
Çocukların görüşünün alınması konusunda düşünce boyutunda dahi bir
hazırlığımız, ön düşüncemiz yok. Çocukların görüşünü belirtmesinin
en önemli aracı dernek kurması . Ama bu konuda bile hiç
düzeyindeyiz yani yokuz.
Gerçek gündeme baktığımızda çevre belki de ilk sırada yer alması
gereken bir konu. Çünkü böyle bozmaya devam edersek artık
konuşulan gerçek sürelerde yok oluşları beraber yaşayacağız.
Doğanın iflası süreci artık 20 -25 yıllar içinde konuşulmaya
başlandı. Küresel ısınma ve su yokluğu, kuraklık hep kulak arkası
ettiğimiz bir konu.
Bakın saydığım konulara şiddet, çocuk ve çevre. Bunların üçü de
yaşamın her dakikasında bizi etkileyen, yaşamımızın başrolünde
olan gerçeklikler. Su olmadığında yaşananları düşünün. Çocukların;
yaşayamadıklarındaki sonuçlara bakın. Şiddetin yaşamdaki
etkilerine bakın. Hepsi yaşamımızın en ortasından etkisini
hissettiren kavramlar.
Ama
gündemi, kamuoyunu izlemek için en önemli aracı olan medyaya
bakalım. Bu sorunların kaçı medyanın gündeminde yer alıyor.
Hiçbiri. Bu yaşananların konuşulmadığı, onun yerine konuşulan
konulara baktığımızda çok değil bir yıl sonra bunlar mı
konuşuluyordu diyeceğiniz bir gündem var. Bu gündemi yaratanlar da
karar vericiler. Yani yazının başında bahsettiğim kişiler.
Demek ki bir
yanlışlık var. Ama yanlışlığın faturası çok yakın gelecekte
yaşanılamayan bir ortamda kalmaksa o zaman herkes üzerine düşeni
yapmak zorunda. Kimse bana ne demek lüksüne sahip değil. Bu
vatandaşlık bilinci ya da yurttaşlık insiyatifi gibi toplumda
gelişmesini beklediğimiz bir boyut değil. Var olmamız için
gereken eylem. Hiçbir bilinçlilik düzeyine sahip değilseniz bile
kendiniz için bir şeyler yapmak zorundasınız. Gerçek gündemin
tartışıldığı ve çözümlerinin arandığı bir yönetimi aramak
zorundayız. Yoksa gerçekten geç olacak. |