|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
DEĞİŞEN İSTİSMAR TİPLERİ
Şiddetin son dönemde Türkiye’de çok artmış olmasının çocuklar
üzerinde nasıl etkileri olduğuna bakmak istiyorum. Şiddetin
çocuklar üzerindeki etkilerini araştırdığınızda sadece yediği
dayağı ve cinsel şiddeti sorgulamak olaya tek bir perspektiften
bakmak olacaktır. Çünkü her geçen gün şiddet kendini babanın
çocuğunu dövmesi ya da sokaktaki adamın çocuğa cinsel taciz
etmesiyle sınırlı kalmıyor.
Bu
değişikliği gazete ve televizyon haberlerine bakarak da anlamak
mümkün. Her gün çocuk pornografisi haberleri, okullarda
birbirlerini bıçaklayan öğrenciler, sokaklarda kapkaç çetelerinde
çantaları alıp kaçan çocuklar, sokakta uyuşturucu etkisinde
saldırganlaşan çocuklar ve başka şehirlere giden orada her türlü
olaya maruz kalabilen çocuklar gibi 10 yıl önce çok az duyduğumuz
ya da hiç duymadığımız istismar tipleri yaşanıyor.
Bunlara sanki yokmuş gibi hiç bahsedilmeyen çocuk fuhuşu, savaşta
kullanılan çocuklar, mülteci çocuklar gibi konuları da eklemek
gerekiyor.
Ama
benim anlayamadığım geçen hafta sokakta annesinin elinden tutmuş
yürüyen küçük Diyar’ın yaşadıklarının hangi kategoride
değerlendirileceği. Şehrin ortasında İstanbul’un göbeğinde
yürürken bir sokakta belediyenin açık bıraktığı çukura düşen
küçük kız çocuğumuzdan bahsediyorum. Lögar denilen kapağın örtülü
olmamasından dolayı açık olan çukuru görmeyen Diyar annesinin
elinden kayar ve çukura düşer. İnanılır gibi değildir ama Diyar
böyle ölür. Burada bir kapağın olmamasından dolayı meydana gelen
bir çocuk ölümünden bahsediyoruz. Bu ihmalin kabul edilebilir bir
boyutu yok. Ne denilirse denilsin bu ihmali işleyenlerin bilinçli
istismar suçu işleyenlerden hiç bir farkı yok.
Problemleri değerlendirirken sadece neden oluştuğunu ve nasıl
oluştuğunu tartışmanın yanı sıra problemi kimlerin nasıl
çözeceğini de konuşmamız gerekiyor. Bugüne kadar tek çözüm kurumu
olarak var olan ama her geçen gün azalan boyutta hizmet üretebilen
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu artık çözüm adresi
olmaktan uzak. Zaten tek başına hizmeti üretirim, kimseye
ihtiyacım yok yaklaşımının getirdiği yalnızlığa meslek elemanları
azlığı, değişen problemlere adaptasyon sorunları gibi problemleri
de ekleyince çözüm içim farklı adreslerin arayışı da daha artan
bir boyutta gündeme geldi. Sivil toplum kuruluşlarının hizmet
modelleri ve destek oluşturma çalışmalarına akademik ortamdaki
teorik üretimin eklenmesiyle önemli adımlar atılacaktır. Olmazsa
olmaz aktörler olan akademik çalışmalar üretenler ve sivil toplum
çalışanlarına hizmet üreticilerini eklemek gerekiyor.
Bugün Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun bu yük altında
ezildiği ve bu yükün altından kalkabilmesinin mümkün olmadığı
görülmektedir. O zaman kimler hizmet üretecektir sorusuna cevap
aramak gerekmektedir. Bunun ilk cevabı yerel yönetimlerdir.
Yerel yönetimler bu konuda hizmet üretebilecek ilk adrestirler. O
yüzden de bu konuda çalışmaları ama doğru çalışmaları
gerekmektedir. Son dönemde bu konuda atılan adımlar olumlu
sinyalleri de vermektedir.
Yakın gelecekte yeni yaklaşımların yeni hizmet modellerinin
hizmete gireceğini ve değişen ve artan çocuk problemine çareler
üretileceğini umuyorum. |